YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Yazarlar

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan
Spor'dan

  Arşivden Arama

 

 

Ağustos-Eylül sendromu

Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'le hükümet, özellikle de Ecevit arasındaki gerginliği kamuoyu yakından takip ediyor. Ecevit'in klasik taktiklerinden birinin daha devreye sokulduğu iyi kavranamadığı için, hemen her çevre hop oturuyor, hop kalkıyor. Acaba bu işin sonu nereye varacak; ya da mevcut gerilimli ortam daha ne kadar devam edecek biçiminde sorulardan geçilmiyor.

Ecevit'in ürettiği taktik baskı ve gerilim ortamı yavaş yavaş tavsasa da, muhtelif sebeplerle Ağustos sonuna, hatta Eylül ortalarına kadar devam eder diye düşünülüyor. Zira adlî tatilin bitimiyle birlikte, kamuoyunda yeni bir dalga başgösterecek; Refah Partisi'nin para davası ve FP'nin kapatılması iddiası ile meşgul olmaya başlayacağız. Yani önümüzdeki günlerin gündemi az çok belli.

Bir de bunlara, Fethullah Hoca'nın tutuklanmasına ilişkin beklenmedik gelişme eklenince, varın gerisini siz hesap edin. Ama şu kadarını kaydedelim; hareketli ve gerilimli bir Ağustos ayı geçirdiğimizden asla kuşku yok. Bu da Ağustos aylarının tabiatına uygun bir durum tabiî ki.

Bir yanda kararname asabiyeti, öbür yanda da, ABD'de bulunan Fethullah Hoca'nın tutuklanmaya kalkışılması!.. Özellikle Fethullah Hoca meselesi!.. Niçin derseniz? Böyle bir tutuklama kararı için, ne şimdiye kadar beklemek gerekirdi; ne de bu işin şu an için bir acelesi vardı. Çünkü Fethullah Hoca'ya ilişkin beklenmeyen bir gelişme ile yüz yüze miyiz diye herkes soruyor. Hayır, yok böyle birşey!.. Sayın savcı tahkikatını yenice bitirdi de, dava onun için mi açıldı, tutuklama bu zamana denk düştü dersiniz? Çok zayıf ihtimaller bunlar

Burada bizim dikkatimizi çeken, kararname tartışmasının sakin, demokratik bir ortamda cereyanını kâfi görmeyen, kamuoyunun içinde yüzdüğü tansiyonu biraz daha yükseltmeyi amaçlayan bir zamanlama, bilmem sizin de dikkatinizi çekiyor mu?

Öyleyse Eylül ayı boyunca Hoca ABD'den gelecek mi, ne zaman gelecek; gelmez mi, gelsin mi-gelmesin mi spekülasyonları ile gırtlağımıza kadar boğulacağız demektir. Öncekileri de buna ekleyelim o zaman: RP ve FP davalarının sonucunun beklenmesi, Erbakan ve 312!..

Tabiî Türkiye'nin, sırf bu sorunlarla meşgûl edilmesi asla mümkün değildir. Bu hava behemehal tavsayacak, toplum huzurunda oynanan bu illüzyonun inandırıcılığını yavaş yavaş kaybedecektir.

Merak etmeyin!.. Şu günkü günde büyük sermaye ve onun sözcüsü medya, irtica tehdidi etrafında bütünüyle kenetlenmiş bile gözükse; yakın zamanda kendi içinden çatlayarak, acaba nereye gidiyoruz ve kimin dümen suyunda ilerliyoruz diye sorular sormaktan geri kalmayacaktır. AB yolunda ilerlemek mi, hâlâ daha irtica salatasıyla karın doyurmak mı?

Hele TBMM'nin açılmasından sonra, hele Ekim onbeş ve Kasım başlarından itibaren!.. O şartlarda Türkiye, AB'yle müzâkere edilerek, yılbaşından itibaren yürürlüğe girmesi beklenen niyet mektubunu mu konuşacak, yoksa hâlâ daha irtica afyonuyla tıngır-mıngır beşiklerde mi sallanacak? İşte önümüzdeki zamanların takvimi insana böylesi sorular sorduruyor. İsterseniz siz de bu tür soruları dilediğiniz kadar zenginleştirebilirsiniz.

Ama ne kadar yazık değil mi?

İşte birbiri peşisıra Arafat, İsrailli heyetler gelip gidiyor Türkiye'ye. Ay sonunda belki de, Arafat-Barak, Camp David'de yeniden buluşacak. Muhtemelen Ortadoğu barışında önemli bir adım atılacak. Ve belki bütün bunlar olmayacak da, önümüzdeki Eylül ayında Arafat bağımsız Filistin devletini ilân edecek.

Hayır Türkiye'nin bunları konuşması bütünüyle memnû!.. Boş ver bunları, Türk halkı ve entelijansiyası irtica ile yatsın, irtica ile kalksın!.. İsrail halkı tarihinin en bezgin ve karışık anlarını yaşarken; yeni bir İsrailli Bakan Türkiye'ye geliyor ve ortalıkta irtica kokusundan geçilmez oluyor. Sermaye sınıfları, aklı başında geçinen intelijansiya aklını fikrini yitirdi, şimdi Avrupa Birliği ve demokrasi diye birşey de kalmadı. Hani Avrupa Birliği'nden yanaydı bu sınıflar? Kaç merkezden düğmesine basıldığı az çok tahmin edilebilen Bremen Mızıkacıları'na maşaallah demekten başka birşey gelmiyor aklımıza.

Bugün aslında, Sayın Cumhurbaşkanı'nın kimliği ve kişiliği etrafında dönüp dolaşan bir yazı yazmak istiyordum. Çeşitli davranış, ilgi ve tepkilerden yola çıkan bu karakter tahlilinin amacı, kuşkusuz kararnamenin akıbetine ilişkin bir öngörüye varıp dayanacak demektir.

Orta yerde görünen manzara şu: Sırf Ecevit'in değil, aynı zamanda liberal dükalığın da burnuna azap veren bir kılçık kaçtı. Çıkarmaları o kadar kolay değil.


13 AĞUSTOS 2000


Kağıda basmak için tıklayın.

 


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim
İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED

Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri [email protected] adresine bildiriniz...