YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Yazarlar

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan
Spor'dan

  Arşivden Arama

 

 

Aşk ve korku

Kierkegaard, korkunun yalnızca nefretle değil, fakat asıl aşkla eşleştiğini ileri sürüyor. Evet, nefrete ilişkin bir korkunun yükseldiğini biliyoruz, ama korku aynı zamanda aşkı ilginç kılan unsur da oluyor. Kierkegaard Caligula'nın ünlü mısraı Oderint, dum metuant (Korktukları sürece nefret etsinler) deyişine bakarak: "Sanki korku yalnızca nefrete ait olabilirmiş, aşkın korkuyla hiç ilgisi yokmuş gibi, sanki aşkı ilginç kılan korku değilmiş gibi!" diyor. Aşkı ilginç kılan şeyin böylece korku ile eşleştiğini öğreniyoruz. Bu fikrin üstü şöyle bir temellendirmeyle örtülüyor (evet, açılmıyor, örtülüyor): "Doğayla kucaklaştığımızda aşk ne tür bir aşktır? Doğanın harika ahengi, varlığını yasa tanımazlık ve çılgın bir karmaşayla; gvenliğini sadakatsizlikle sağladığı için, bu aşkta gizli bir korku ve dehşet yok mu?" diye soruyor (Baştan Çıkarıcının Günlüğü, Ayrıntı Y. İst. 1997, s. 125).

Bu metaforik ifadeden, acaba âşığın maşuğun sadakatsizliğinden korktuğu sonucunu mu çıkartmamız gerekiyor? Ama düşünürümüz, tam da aksi iddiadaymış gibi görünmüyor mu? Doğaya olan aşkımız sanki doğanın sadakatsizliğinden neşet ediyormuş gibi bir fikir telkin edilmiyor mu zikredilen cümlede? Ve de doğa sadakatsiz olduğu için, onun harika ahengi içinde aynı zamanda yasa tanımazlık ve çılgın bir karmaşa varbulunduğu için ona aşık olduğumuz vurgulanmıyor mu? Ve onun (doğanın) güvenliğini sadakatsizlik sağladığı için ona âşık olmuyor muyuz ve tam da bu yüzden bu aşkın içinde gizli bir korku ve dehşet meknuz bulunmuyor mu?

Buradaki "korku"nun oldukça karmaşık bir duygu olduğunu kabul etmemiz gerektiği âşikar görünüyor. Olayı doğadan insan ilişkisine çevirerek baktığımızda, bu ifadenin şöyle bir tercümesini elde edebiliriz sanıyorum: âşık, maşukunun sadakatsizliğinden kaygılandığı için ve bilhassa bunun için onu seviyor! Sadakatsizlik, bir bakıma, kıskançlığın ters yüz edilmiş biçimi olarak ele alınabilir. Kıskançlığın, maşuka ait bir duygu olduğunu, bir kez daha yineleyelim. Kıskanan, âşığa: "beni ve yalnız beni sev, başkasını değil" demek istiyor. Sadakatsizlikten korkan âşıksa, maşukunun nezdindeki maşuk ve biricik maşuk kalmak isteğini dışa vuruyor. Kıskançlık maşuka ait bir duygu, ama sadakatsizlik de maşuka ait.. Maşukun sadakatsizliğinden kaygılanan (korkan) da âşık.. Ancak bu son durumda sözü edilen maşuk, ilişkide kendini maşuk yerine koyan âşık oluyor!

Sadakatsizlik kaygısı âşığı kısıtlıyor. Aşık böylece sevdiği kayıtsızlık karşısında duyduğu özgürlüğün kısıtlandığını duyumsuyor. Aynı kısıtlanmışlık hali, tam da bu noktada âşık için aynı zamanda uyarıcı ve kamçılayıcı bir işlev görüyor. Önüne getirilmiş olan kısıtlamaları aşma, kendini ortaya koyma isteği belki de böylece çılgınlık raddelerine ulaşıyor. Âşık böylece, maşukuna karşı değil, kendine ve bilhassa kendine karşı kendini ispatlama fırsatını yakalıyor. Eğer âşığın duygusunu doğru anlıyorsak, bu korkunun, aşkı besleyen kaynaklardan biri olduğunu da söyleyebiliriz. Bu kaynak, nerdeyse bir ateş kaynağıdır, bir ocak: gitgide harlanan, kendi ateşiyle kendini besleyen, kendini besledikçe aşığı da pişiren, olduran, erdiren bir ocak..


13 AĞUSTOS 2000


Kağıda basmak için tıklayın.

Rasim Özdenören

 


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim
İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED

Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri [email protected] adresine bildiriniz...