YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Yazarlar

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan
Spor'dan

  Arşivden Arama

  I Explorer Kullanıcıları, TIKLAYIN.

 

Askerler MGK'da kimi sıkıştıracak?

Başlıktaki sorunun muhtevası farklı açılardan tartışılabilir. Her şeyden önce, MGK'nın bir sıkıştırma yeri olup olmadığı, askerlerin böyle bir misyonunun bulunup bulunmadığı vs. açılarından sorunun kurgusuna eleştiriler yöneltilebilir.

Ama, genelde, medya dilinde askerin MGK'da bir tür sıkıştırma hakkının bulunduğu ve zaman zaman bu yola başvurduğu kabul edilir. Refahyol döneminde Başbakan Erbakan'ın generaller tarafından sıkıştırıldığı hepimizin malûmu değil mi?

Böyle bir soru, bugün de pek alâkasız durmuyor. Çünkü 23 Ağustos'ta yapılacak olan Millî Güvenlik Kurulu'nda, böyle bir hadisenin yaşanacağına dair ısrarlı iddialar gündeme geliyor.

KHK geriliminde hükümetin tarafını tutanlar, belki hükümet çevrelerinin de el altından yönlendirmesiyle Cumhurbaşkanı Sezer'in MGK'daki işinin zor olduğunu fısıldayıp duruyorlar: "Sezer kararnameyi ya imzalayacak, ya imzalayacak! Yani, eğer kendi gönlüyle imzalamazsa, MGK'da bir biçimde ikna edilecek. Yani 'devlet güvenliği' konusunu elinin tersiyle itebileceğini mi sanıyor Sezer? Devletin sahipleri var bu ses, MGK'da yankılanır ve Sezer kararnameyi imzalar. O da ele güne karşı, demokratik işleyiş açısından pek şık olmayacağı için Sezer, şimdiden kararnameyi imzalayıp, MGK'da itibar aşınmasına uğramak talihsizliğine uğramamalı!!!"

Bu söylemi tanıyoruz değil mi? Ve 28 Şubat sürecinde bu söylem çok da yadırgatıcı değil, değil mi?

Ama, bir kere MGK'da sivil kadroların "sıkıştırılması"na meşruiyyet tanıdınız mı, ardından bunun başka türevlerinin de devreye girmesini önleyemiyorsunuz.

Bakın nasıl?

KHK geriliminde Cumhurbaşkanı Sezer'in bazan göbek altı vuruşlarla da olsa sıkıştırılmasından, zorlanmasından memnuniyet duyan, hatta bu süreci kışkırtan Başbakan Ecevit, MGK'da "sıkıştırılma" gibi bir vakıa ile karşı karşıya bulunuyor.

Her nereden edindi veya kendisine her nereden hangi maksatla verildi ise, NTV kanalının "MGK toplantısında gündem Gülen" başlığı ile ısrarla (acaba neden?) verdiği bir haber (18.08.2000), tam da Ecevit'in MGK'daki zor anlarını anons ediyor.

Haberin bu bölümü şöyle:

"Milli Güvenlik Kurulu (MGK) aylık olağan toplantısı, 23 Ağustos'ta Çankaya Köşkü'nde yapılacak.

Toplantıda irticayla mücadele kapsamında yapılan çalışmalar da ele alınacak. Bu bölümde, Kurul'un asker kanadının, gıyabi tutuklama kararından sonra cemaat lideri Fethullah Gülen'e bazı siyasilerden gelen destek mesajlarını gündeme getirecekleri de belirtiliyor. Askerlerin bu konudaki rahatsızlıklarının, 'temenni mahiyetindeki açıklamaların devam eden bir yargılamada, yargıyı etkileyebileceği' endişesine dayandığı öğrenildi. Başbakan Bülent Ecevit, Gülen'le ilgili tutuklama kararının çıkmasından sonra 'Yargılamanın beraatle sonuçlanmasını temenni ediyorum' demişti."

Evet, haber böyle...

Tahminler doğru çıkarsa, MGK'da bir general kalkacak, Cumhurbaşkanı Sezer'e "KHK'yı niye imzalamıyorsunuz? Böylece devlet güvenliği tehlikeye atılmış olmuyor mu?" diye soracak, sonra bir başkası kalkıp, Ecevit'e "Gülen'le ilgili sözlerinizle yargıyı etkilemiş olmadınız mı Sayın Başbakan?" diye hitap edecek....

Böylece MGK, Cumhurbaşkanı ve Başbakan'ın, askerler karşısında kendilerini savunduğu bir platforma dönüşecek...

Manzarayı tasavvur edebiliyor musunuz?

Bu manzaranın, Başbakan Erbakan'a yaşatıldığını biliyoruz. 28 Şubat'ın meşruiyyet iddiasına inananların bu görüntüyü onayladığını, hatta bundan derin bir sevinç duyduklarını bile biliyoruz.

Ama bu, Ecevit'in ifadeleriyle söylersek, sivil demokrasi adına "içe sindirilecek" bir durum değil. Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık makamları, artık, ülke güvenliği, devlete sadakat gibi konularda şüphe duyulmayacak makamlar olmalı.

Geçtiğimiz günlerde MİT Müsteşarı Şenkal Atasagun, Sabah yazarı Murat Birsel'in "MİT milli çıkarlar açısından Cumhurbaşkanı'nı dinlemeyi hiç düşünmez mi?" şeklindeki sorusuna "MİT'in hedefi olmuş birinin Cumhurbaşkanı olması imkânsızdır" diye cevap veriyordu. (11 Ağustos 2000, s. 21) Eğer böyleyse, ki böyle olmalıdır, bu makamların "devlet güvenliği"ni tehlikeye düşürme iddiasıyla MGK'da sorgulanacağı iddiasını da ciddiye almamak gerekir.

Hükümetin içinden Sezer'i MGK'da sıkıştırmak gibi bir düşünce geçti mi bilmem, ama eğer böyle bir eğilim içinde ise, bununla, öncelikle kendi sivil karakterine darbe vuracağını bilmesi gerekir. "KHK'yı askerin zoruyla imzalamış" bir Sezer görüntüsünün, her şeyden önce Ecevit'in sivil kimliğini yaralayacağı muhakkaktır.

Ben Başbakan Ecevit'in de, bir sözü sebebiyle, ister hesaba çekme, ister sorgulama, ister suçlama, ister yadırgama üslûbunda eleştirel planda gündeme gelmesini yadırgatıcı bulurum.

Çünkü, Cumhurbaşkanı hariç oradaki tüm üyelerin en üst amiri Başbakan'dır. Bir Başbakan'ın kendisine bağlı, kendisine karşı sorumlu kişiler tarafından, üstelik bir kurulun huzurunda masaya yatırılmasının, sistem içi hiyerarşiyi darmadağın edeceği açıktır. Erbakan'ın kendisine bir general tarafından küfredildikten sonra hâlâ Başbakan ağırlığını koruduğu söylenebilir miydi? Başbakan'ı şu veya bu sebeple denetleyen bir Genelkurmay Başkanı, kuvvet komutanı sağlıklı bir hiyerarşik görüntü müdür?

MGK'nın 23 Ağustos toplantısını merakla izleyeceğiz. Dilerim o kuruldan Cumhurbakanı da Başbakan da yaralanmış olarak çıkmazlar.


19 TEMMUZ 2000


Kağıda basmak için tıklayın.

Ahmet Taşgetiren

 


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim
İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED

Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri webmaster@tallandthin.com adresine bildiriniz...