YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Yazarlar

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan
Spor'dan

  Arşivden Arama

 

 

Tecdid, ihyâ, reform

Öyle anlaşılıyor ki dini muhafaza ve koruma gayreti ile; eski hayatı, gelenekleri, çeşitli örfleri, zihnî bazı mekanizmaları ayakta tutma arzusu, birbiri ile iç içe algılanıyor. Daha doğrusu birbiri ile karıştırılıyor. Nice gayretkeşler var ki, din adına aşırı muhafazakâr bir tutum sergiliyor, sonunda da bu işin içinden bizatihî kendileri çıkamıyorlar.

Bazıları da var ki, dini bir ideoloji olarak algıladıkları için, hayatın ve zamanın envâi türlü problemine "değişmez çerçeveler kuruyor" zamandaki ve içtimâî hayatın akışındaki büyük değişikliğin farkına da varamadıkları için, din adına çok garip bazı açmazlara düşüyorlar.

Muhafazakârlık iptilâsı

Kuşkusuz bizim eski hayatımız İslâmî bir hayattı. Geleneklerimizin, göreneklerimizin, düğünlerimizin hemen ekseriyeti İslâmî idi. O hayat içerisinde köylerde ve küçük-büyük kasaba ve mahallelerde herkes birbirini tanır, düzenli komşuluk ilişkileri aksamadan devam eder, yoklukta-yoksullukta herkesin hayatı az çok birbirine denk düşer, eskiden olduğu gibi, şimdi de hatırlanmasıyla o eski hayatlar bize haz verirdi.

Ne var ki bir hayatı, olduğu gibi muhafazaya imkan bulunmuyor. Ne asrı saadet içinde yaşayan insanın, ne eski göçebe Türk'ün, ne de eski tarımsal yaşamalar içinde teşekkül eden kültür ve telâkkilerin, İslâmî form ve geleneklerin muhafazasına imkân var. Düşünün ki, değil eski tarım toplumunun, meselâ eski şehir medeniyetimizin bile muhafazasına imkân bulamıyoruz.

Kuşkusuz göçüp giden bu hayatların ve kaybolan binlerce İslâmî gelenek ve anlayışların yok oluşu karşısında elbette bîzârız. Ama asla unutmamak gerekiyor ki; geçen ömürlerimiz neyse, gün gün geride bıraktığımız çocukluğumuz, gençliğimiz ve orta yaşlarımız neyse, içtimâî ve siyâsî hayatımız da sürekli değişikliğe maruz kalıyor. Eskiden bize en ideali, güzeli ve doğrusu gözüken telâkkilerimiz, her yeni devirde değişikliğe ve tashihe maruz kalıyorsa; dinî ve içtimaî anlayışlarımız da gün gün değişiyor, yenileniyor ve farklılaşıyor.

Değişmek ve tekâmül: Sünnetullahın icâbı

Değişmek; insanın, tabiatın ve canlı olan her nesnenin kaderi ilâhiyesi cümlesindendir. Aynen bunun gibi, eşrefi mahlûkat olan insanın bir arada yaşamasıyla ortaya çıkan içtimâî hayatlar da bu tagayyürat-ı ezeliyeye tâbidir. Yani yeryüzünde yaşayan insan topluluklarının hemen bütünü, bu yasaya tâbidir.

İster devrimlerle, ister modalarla, ister ticaret ve komünikasyon yoluyla olsun, toplumların maruz kaldığı tegayyürât bizi şaşırtmamalıdır.

İşte asıl sorun da burada başlıyor: Hayatın ve insanın tâbi olduğu sürekli değişiklik karşısında dinin durumu nedir? Dinin vazifesi, içtimâî hayatın bir anına ilişkin bir manzarayı, olduğu gibi dondurmak ve onu muhafazaya gayret etmek midir? Eğer dinî böyle algılıyorsak, sünnetullahın icabı olarak durmaksızın değişen, değişerek devam eden evrimsel bir çizgi karşısında işimiz hayli zordur. Ne mevsimlerin dönüşümüne mâni olabiliriz, ne de İslâmî bile olsa, bir döneme âit İslâmî bir hayat anlayışını olduğu gibi muhafazaya gücümüz yeter.

İşte nice aydınlar ve âlimler, hayatın bu sürekli değişikliği karşısında, âdeta paniğe kapılmaktan kendisini alamıyorlar. Zamanın (ilmin, sanayiin, ticaretin, her türlü modaların ve komünikasyon araçlarının) hayatı değiştirme gücü karşısında büyük bir şaşkınlığa kapılıyorlar.

Görüyorlar ki, orijini itibariyle ne kadar eski geleneğimiz, töremiz, örfümüz ve adâbı muâşeretimiz varsa, hepsi, gizli açık bir suikaste maruz!.. Bazı fetvalarımız eskiyor hayatın yeni tarzı ve yeni yeni ortaya çıkan telâkkiler karşısında anlamsız hale gelebiliyor. İnsan ilişkilerinin de, eski toplumsal telâkkilerimizle hemen hemen bir alâkası kalmamış. Ne kadar vahim bir hal değil mi?

Daha da ötede, insanların birbirine güveni kalmamış, sözler senet olmaktan çıkmış, birbirine borç vermek tarihe karışmış vs.

Değişmek Kur'an'ı tekzip etmez

İşte burada durmak ve sormak gerekiyor:

Bütün bu gelişmeleri biz nasıl karşılayacağız? Bu gelişmelerin bütününü, var olan bir İslâmî hayatın tahrip ve tekzibine yönelik bir gelişme olarak mı telâkki edeceğiz? Yoksa mevcut gelişmelerin bir hayalisini, dine ve dini hakikatlere muhalefet amacının dışında; ahvâli zamana ve içtimâî hayatın tekâmül yasalarına bağlı tegayyürat cümlesinden mi kabul edeceğiz?

Ve bu ayrımı kim yapacak?

Kuşkusuz âliminden mütefekkirine, bütün İslâmî idrak sahiplerini kapsayan şumûllü bir sınavdır bu!.. Sınavı bu düzlemde algılayan her idrakin varacağı nokta ise; Kur'an'ın ezelî ve ebedî ihâta gücü karşısında, asla şaşkınlığa ve komplekse kapılmamaktır.

Çünkü Kur'an'ın ezelî ihâta gücünün sırrı burada yatıyor. Çoklarının anlamadığı da zaten burası!..


19 TEMMUZ 2000


Kağıda basmak için tıklayın.

Necmettin Türinay

 


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim
İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED

Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri webmaster@tallandthin.com adresine bildiriniz...