| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Diyanet'in işleri!Diyanet, bizzat Diyanet İşleri Başkanı Sayın Mehmet Nuri Yılmaz'ın gerek ülkemizde gerekse Avrasya Şûrâsı dolayısıyla Bosna'da yaptığı bir dizi açıklamadan sonra birkaç haftadır Türkiye'nin gündemine oturmuş durumda. Sayın Yılmaz'ın tartışmalı açıklamaları yoğun tartışmalara yol açtı. Bu, biraz da kaçınılmazdı. Kaçınılmazdı diyorum; çünkü Diyanet'in şu ya da bu şekilde İslam'ı "temsil eden", İslam'ın ve bu ülkenin müslüman halkının sorunlarıyla resmi olarak ilgilenen bir kurum olması, Diyanet yetkililerinin yaptıkları tüm açıklamaları ve attıkları bütün adımları ister istemez tartışmalı hale getiriyor. İslam'la ilişkileri çoklukla dolaylı ve olumsuz olan -kartel medyası gibi- çevreler de, İslam'la ilişkileri -İslam'ı bir hayat tarzı, bir dünya tasavvuru olarak benimsedikleri için- daha doğrudan ve olumlu olan çevreler de Diyanet'in açıklamalarına ve yapıp-ettiklerine İslam'la ilişkilerinin niteliği ve boyutları ölçüsünde tepki veriyorlar. Sonuçta Diyanet, hiçbir tarafa yaranamıyor: Sürekli olarak "iki arada-bir derede" kalıyor. Ancak bu, doğal ve de kaçınılmaz bir şey. Çünkü Diyanet'in kendisi "tartışmalı" ve iki arada-bir derede olan bir kurum: Diyanet, meşruiyetini İslam'dan almıyor; meşruiyetini Müslümanlık-dışı dinamiklerden alan ülkedeki seküler iktidar aygıtlarından alıyor. İşte bu gerçek, Diyanet'in tüm yapıp ettiklerinin farklı çevreler tarafından farklı şekillerde tartışılmasına yol açıyor. Bu yüzden, Diyanet yetkililerinin, adeta bıçak sırtını andıran bu kritik gerçeği gözönünde bulundurarak söyledikleri, yapıp-ettikleri şeylere gösterilen tepkilere, yapılan tartışmalara baştan hazır/lıklı olmaları gerekiyor. Diyanet, yapı/lanma/sı ve meşruiyetinin doğası nedeniyle hareket alanı sınırlı olan bir kurum: Meşruiyetini İslam'dan değil; İslam-dışı dinamiklerden alan ülkedeki (seküler) iktidar aygıtlarına bağ(ım)lı olduğu için Diyanet'in iktidar aygıtlarına yön ve çeki düzen veren elitler, kurumlar ve seküler medya tarafından "kullanılması", "yönlendirilmesi", "istismar edilmesi" ve "baskı altında tutulması" her zaman mümkün. İşte bu yüzden Diyanet'in ilk bakışta İslam adına, müslümanlar adına bir takım büyük ölçekli projelere soyunması, kaçınılmaz olarak beraberinde asla gözardı edilmemesi gereken büyük riskleri, tehlikeleri de getiriyor: Diyanet İşleri Başkanı'nın "ortada fol yok, yumurta yokken" (?) birdenbire İslam'ın "yenilenmesi"ne, çağımızdaki müslümanların karşı karşıya kaldığı sorunların çözümlenmesine ilişkin açıklamalarından ve Bosna'da düzenlenen Avrasya Din Şurası'dan sonra hiçbir İslami kaygı gözetmeyen kartel medyasının ve Başbakan Ecevit'in konuyu bambaşka mecralara taşımaları, Diyanet'in bir yandan işinin ne denli zor olduğunu, öte yandan da "dışardan" yapılan müdahale ve yönlendirmelere ne kadar açık olduğunu gösteriyor. Buraya kadar çizmeye çalıştığım tablodan şöylesi bir sonuç çıkıyor: Diyanet yetkilileri ne denli iyi niyetli olduklarını söylerlerse söylesinler, Diyanet'in İslam ve müslümanlar adına yapacağı her şey, atacağı her adım (hele de büyük öçekliyse) tartışmalı olacaktır. Seküler iktidar aygıtlarına doğrudan bağımlı bir kurumun, tefsirler, hadis kritiği, İslami kavramlarla ilgili yapacağı tüm çalışmalar, "sakat" kalmaya; İslam'ın asli kavramsal sistemini, ruhunu, özünü alt üst etme, çarpıtma riskini taşımaya mahkum olmaktan kurtulamayacaktır. Üstelik, İslam'ın sekülerleştirilmesi / protestanlaştırılması; yani siyasi, kültürel ve toplumsal iddialarının yok edilmesi ve salt bireysel alan hapsedilmesi gibi küresel ve de onun uzantısı olan lokal bir projenin hayata geçirilmeye çalışıldığı kritik bir zaman diliminde bu tür işlerin Diyanet tarafından üstlenilmesi Diyanet yetkililerinin bile hesabını zor verecekleri tahrifat ve tahribata yol açacaktır. Kaldı ki, Diyanet kadrosu, İslam'ın anlam haritalarını, kök-paradigmalarını yenileyip; güçlü, ufuk, zihin ve çığır açıcı bir paradigmatik sıçrama gerçekleştirebilecek (hem İslam'ı hem de bu dünyanın sorunlarını çok iyi kavramış) zihinsel bir donanıma sahip olmaktan çok çok uzak. Zaten öyle olmamış olsaydı, Diyanet, sonu nereye varacağı belli olmayan (?) bu tür "iş"lere, projelere hem soyunmaz, hem de çanak tutmaya asla yanaşmazdı. Bilmiyorum anlatabiliyor muyum derdimi? Duyarlı bir Müslüman olarak, Diyanet "boyundan büyük" işlere soyunmamalı, diye düşünüyorum. Kanımca, Diyanet, irşad ve tebliğ faliyetini bile hakkıyla yerine getirip getiremediği; İslam'a yönelik tahrif ve tahrip çabalarını önleyip önleyemediği gibi konularda kafa yorsa daha hayırlı bir iş yapmış olur.
ykaplan@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|