|
PARDON
Yaz Olimpiyatları'nda artık geri sayım başladı. Dört yılda bir yapılan Olimpiyatlar, ülkeler arasındaki kırgınlıkları bile tamir ediyor. İşte, yine dört sene geçti ve bu kez SYDNEY evsahipliğine soyunuyor. Olimpiyat oyunlarının açılışı kadar kapanışı da muhteşem olur. Ancak bunu canlı olarak görmek son günlerin tabiri ile "inanılmaz güzel"...İnşallah sporcularımız bu güzelliği madalyalarla daha da güzelleştirecekler.
Olimpiyat dendiğinde, ilk akla Ata sporumuz güreş güreş geliyor. Son yıllarda Naim Süleymanoğlu ile birlikte halterde de yüzümüz gülmeye başladı. Boksörlerimiz, okçularımız, tekvandocularımız, yüzücülerimiz madalya için gidiyor. Ve bunların yanında bir de gazeteci ordumuz yola çıkıyor...
Neden gazeteci ordusu dedim?
Kulakları çınlasın, Necmi Tanyolaç ağabeyimiz olimpiyat oyunları öncesi, kimi göndersem acaba bol haber getirir diye ince eleyip, sık dokurdu. O'nun zamanında bugünkü teknoloji yoktu. Faks yerine telex denen şeritler vardı. Koşturacak muhabire ihtiyaç duyulurdu.
Her zaman olduğu gibi, dört yıl olimpik sporlara kalem tutmamış, ama olimpiyat günleri yaklaşınca uzman kesilenler de çıkardı ortaya. Güreş haberlerine üvey evlat gibi bakanlar, halteri tanımayanlar, okçuluğu spordan saymayanlar, tekvandoyu kavga diye yorumlayanlar piyasaya çıkar ve "seyahat" avcılığı yaparlardı.
En ilginci ise, gittikleri olimpiyat köylerinde "Kenyalı" atletin, "Kübalı" boksörün yanında resim çektirip altına "Antonyo, arkadaşımız bilmem kime görüşlerini anlatıyor" yazdırmaları.
Biraz daldan dala atlayacağım ama, son günlerdeki manşetlere gözüm takıldığı yerleri aktarayım: İbrahim Tatlıses koskoca bir TV kuruluşunun haber dairesi müdürüne alenen fırça atıyor, öbür tarafta Fatih Altaylı, spor medyasını (kendine göre haklıymış) yerden yere vuruyor.
Önce yazıyorlar, sonra "pardon" diyorlar. Ben de bu yazdıklarımdan alınanlar olursa -ki mutlaka çıkacak- PARDON diyorum...
31 AĞUSTOS 2000
|