![]() |
![]() |
![]() |
| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Zafer Haftası vesilesiyle...Türk milleti için ağustos ayı özel bir öneme sahip. Türkler'in Anadolu'ya yerleşmesinin başlangıcı, Malazgirt Meydan Muharebesi bu ayda gerçekleşmişti. İstiklal Savaşı'nda zaferi getiren Büyük Taarruz da tarihte bu ayın önemli olaylarından. Ağustos ayının son haftası, bu sebeple, yıllardan beri, 'Zafer Haftası' olarak kutlanır. Bu büyük tarihî olayların yıldönümü kutlandığında, bir yandan şükrederken bir yandan da keyfini çıkartmak gerekmez mi? Nitekim, benim hatırlayabildiğim geçmişte, 'Zafer Haftası' herkesi içine alan bir büyük coşku ile kutlanırdı. İstiklal Savaşı'nı topyekün seferber olarak zafere ulaştırmış bir millete yakışan da budur zaten... Ancak, son yıllarda zaferler epey buruk kutlanıyor; İstiklal Savaşı'ndan bizi biraz daha uzaklaştıran her yeni yıl, insanları, içinden geçilen şartların zihinsel travmalarına esir düşürüyor. 30 Ağustos münasebetiyle yayınlanan kutlama mesajlarını bir de bu gözle okuyunuz. Her düzeyden yetkilinin açıklamalarından, sanki İstiklal Savaşı'ndan yeni çıkılmış da 'düşman kalıntılarını' içimizde barındırdığımızdan kuşku duyuluyormuş hissine kapılmamak elde değil. 'Düşman', tanımı gereği, sınırlarımızın dışında olmak zorunda; herhalde bu kafa karışıklığını bertaraf etmek için, sürekli "İç ve dış düşmanlar" klişesi kullanılıyor, vurgulama daha çok 'iç düşmana' yapılarak... "Lâik Türkiye Cumhuriyeti'ne kast eden hâinler, rejim düşmanları" diye tanımlanan bir kesim suçlanıyor da suçlanıyor... Acaba bu suçlananlar kimler?
'Cumhuriyet karşıtları' deniliyor ya, bu suçlamayı doğrulayacak en küçük bir emâre bile bulunmuyor ülkemizde... Kamuoyu yoklamalarında, 'ülke insanlarını etrafında birleştiren en temel unsurlar' arasında 'Cumhuriyet' kavramı hep ilk sıralarda geliyor (ANAR'ın geçen yıl düzenlediği değerler araştırmasında, 'Cumhuriyet', yüzde 90.8 gibi yüksek bir oranla 'en temel unsur' sıralamasında başlarda yer aldı). Fransa'da krallığı geri getirmek için, İngiltere'de krallığı yok etmek için örgütlü çalışmalar olduğunu biliyoruz; ancak Türkiye'de, Osmanlı hânedan ailesi dahil, "Bize sultanlık yakışır" fikrinde olan tek bir Allah'ın kulu çıktığı yok... İşin daha ilginci, son 20 yılımızı üzerinde tartışarak heba ettiğimiz 'lâiklik' kavramı da toplumun 'temel unsurları' arasında (ANAR'ın araştırmasında, halkın yüzde 76'sı lâikliği 'temel unsur' görüyor; oranı düşüren, FP'ye oy verenlerin yarıdan biraz azının ilkenin Türkiye'deki uygulamasından duydukları rahatsızlık). Baskıcı ve dayatmacı lâiklik anlayışından din ve vicdan özgürlüğünü garanti altına alan, vatandaşın inançlarına müdahale etmeyen, sözgelimi devletin açtığı okullara sırf dinî eğitim yapılıyor diye yan gözle bakmayan, ya da başörteni özel kurslarda, şoför okullarında baş açmaya zorlamayan 'çağdaş lâiklik' anlayışına geçildiğinde itirazcıların iyice azalacağı belli. Türkiye'de insanlar, tıpkı deprem günlerinde olduğu gibi 'tasada bir' ve tıpkı zaferler kutlanırken yaşandığı gibi 'sevinçte bir' olmak istiyorlar. Bu isteklerini, aralarına düşmanlık tohumları ekilmeye çalışıldığı dönemlerde bile ancak pek azıyla o atmosfere teslim olmalarından çıkartabiliyoruz. Hangi eğilimden olursa olsun, halkın büyük çoğunluğu, birarada yaşamanın yollarını arayıp buluyor. (Bu arada, ANAR'ın araştırmasında, halkın neredeyse bütününün, 'düşünce özgürlüğünü' (yüzde 94.9), 'inanç özgürlüğünü' (94.6) ve 'demokrasiyi' (91.5) 'en temel unsur' olarak gördüğünü de kaydedelim. KHK tartışmaları sırasında, "İrtica ile mücadele edilsin" kanaatinde olanların bile, büyük çoğunluğuyla (yüzde 85) Cumhurbaşkanı Sezer'in 'hukukun üstünlüğü' anlayışını tasvip ettikleri de ayrıca kayda değer... Sözün kısası, toplumu düşmanlıkta değil ortak paydada birleştirmek isteyenler için epey ortak değerimiz bulunuyor.) Türkiye, bugün bulunduğu noktada, başı dik insanlarıyla 21. yüzyılın önemli bir ülkesi olmak istiyorsa, 'düşmanlıkları' besleyen retoriği bir kenara bırakmalıdır. İçindeki her türlü farklılığı zenginlik bilip herbirini refah yolunda gerçekleştireceği atılım için kullanmanın yollarını aramalıdır. Bunu gerçekleştirmek sanıldığı kadar zor değil. Her eğilimden insanının katılımıyla kazanılan zaferler, Türkiye'ye, bunun vesilesini veriyor... Bu yılki Zafer Haftası'nı bu amaçla kullanmayı bilemedik, ama gelecek yıla kadar aklımızı başımıza getirecek epeyce ay, hafta ve gün var...
fkoru@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|