YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Yazarlar

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan
Spor'dan

  Arşivden Arama

 

 

Statükoculuk, bilgi boşluğudur!.

Hep, toplumdaki bazı kesimlerin değişime karşı direndiklerini söyleriz.. Bunlara bazan "statükocular" deriz..

Bazan da, olayı abartarak gerçeği vurgulamak için, bizde "Cumhuriyet tehlikede" diyerek demokrasiyi askıya almak isteyenleri, Saddam Hüseyin'in "Cumhuriyet Muhafızları" ile mukayese ederiz..

Neticede, Irak'ta, devleti "dış düşmanlar"a karşı savunmak için kurulan ve ordunun en seçkin gücü olarak nitelenen Cumhuriyet Muhafızları, devletin ölüm-kalım mücadelesi olan Körfez Savaşı'nda, cepheye sürülmedi.. Saddam'ın iktidarını korumak için, Bağdat'ta görevlendirildi..

"Cumhuriyet Muhafızları" neticede "Rejim Muhafızları" veya "Saddam İktidarının Muhafızları" olarak, gerçek konumları ile açığa çıktı..

Burada galiba mesele, "statükoculuk"tan kaynaklanmıyor..

Burada, bir algılama veya iletişim, ya da "bilgiye kapalı olmak" sorunu var..

Toplumlar da, fizik, biyoloji veya tıp bilimleri ile saptanılan kanunlara benzer kanunlarla yaşıyor, gelişiyor veya gelişmiyor..

Bir insan vücudunu alın..

İçinde bulunulan ortamdaki ısı derecesi ne olursa olsun, vücut ısısı kendisini sabit tutmak üzere programlanmıştır (homoestatis).

Organizmanın iç yapısı, dış şartları algıladıkça, vücudun fiziksel, kimyasal, biyolojik mekanizmaları, yeni bilgilerle bu şartlara kendisini uyarlar.. Vücut, "değişim"e sürekli uyum gösterir..

"İstikrar", aslında "değişime uyum" demektir..

Bütün mesele, dış şartların algılanabilmesidir.. Bu, "bilgi ve iletişim"dir..

Daha kabacası, bir canlının yaşaması için şart olan "oksijen"in, tüm toplumsal organizmalarda "bilgi"ye eş-değerli olmasıdır..

Irak'taki "Saddam Rejimi"nin kapalılığı, bu rejimin dünya gerçeklerine yabancı olmasına dayandı.. Sovyetlerin çöküşünün, Orta Doğu dengelerinin değiştiğinin, farkına varılmadı..

Sayıca kalabalık, mekanize bir orduyla, Doğu-Batı dengesine dayanılarak, "tek kutuplu bir dünyanın post-modern savaşında" ayakta kalınabileceği sanıldı..

Çünkü Irak'ın bilgi iletişimi kesikti.. Demokrasi ve özgürlük olmadığı için, sadece Saddam'ın işine gelen gerçeklerin seslendirilmesi, yeterli görülüyordu..

Bilgiye açık Irak'lı bireylerin var olması yetmiyordu..

Bilgi kurumsallaşmadığı için, Irak "değişim"e karşı hazırlıksızdı.. Devlet, üniversiteler, medya ve siyaset, donuklaşmış, durgunlaşmıştı..

Bir anlamda "statükoculuk", bilgiye kapalı olmaktan kaynaklanıyordu.. "Cumhuriyet Muhafızları" ise, bilgiye uzanan kurum ve kişileri susturup, bastırmak için kullanılıyordu..

Gelişmenin özü, bilgiye ve iletişime açık olmaktan geçiyor.. Dünya ve yurt gerçeklerini özgürce algılayabildiğiniz takdirde, "değişim"e hazır oluyorsunuz.. Eskimiş kurumları yenileyebiliyorsunuz..

Doğa da, iletişimle kendi iç dengelerini yeniden oluşturuyor.. "Kaos"lardan bile, bu şekilde çıkılıyor..

Özgür ve demokratik ülkelerde, "bilgi" ve "tartışma" kurumsallaştığı için, bu ülkeler "değişim"e har an hazır durumda.. Krizleri, savaşları, bunalımları, kendilerini yeni durumlara uyarlıyarak aşabiliyorlar..

Toplumun "istikrar"ı, her an rejimi tehdit ettiği varsayılan çoğu sanal tehlikelere savaş ilan edilerek değil, yenilenerek, reform yapılarak korunuyor..

Siyaset de, adalet de, ordu da, tüm devlet gibi, içeriden ve dışarıdan sürekli eleştirilip, yenileniyor..

"Devleti korumak" için özgür düşünce bastırılmıyor.. Devleti korumak için, çağı ve değişimi yakalamak gerektiği biliniyor..

Bunun yolu da, bilgiye, özgür düşünceye açık olmak..

Bütün doğa gibi, canlılar da, toplumlar da, bilgiye (veya şartlara, veya oksijene, veya ısıya, v.b) olan iletişimlerini kesince, yok olma sürecine giriyorlar..

ŞAKA

Hizaya gel!.

Neyse.. Birileri sonunda "28 Şubat" yerine "30 Ağustos"u kutlamaya başladı..

Toplumun da, medyanın da "Büyük Zafer"i hatırlaması, gerçekten gerekiyordu..

"28 Şubat"ın "çok büyük zafer" diye sunulması olayı, bir yerde bitmeliydi..

Öyle değil mi?

TUTARSIZLIK

Halk, kolay mı uyutulabilir?

Bu kadar tutarsızlık, akıl yormaya başladı..

Demirel'in cumhurbaşkanlığı döneminde, yoğun biçimde "Başkanlık Sistemi" tartışıldı.. Görev süresi biter ve "uzatma" formülleri aranırken, "Başkanlık Sistemi" tartışmaları daha da yoğunlaştı..

Ve derken Ahmet Necdet Sezer Cumhurbaşkanı oldu..

"Başkanlık Sistemi"ni gündeme getirenler, şimdi "Cumhurbaşkanının yetkileri nasıl kısılmalı" konusunu tartışıyor..

Bu da yetmezmiş gibi, sanki tatsız bir şaka yapmak istermişcesine, birileri de, "Demirel'e Ombudsmanlık" konusunu ortaya attı..

Hani mümkün olsa, "Demirel sadece halk ile devlet arasında değil, Çankaya ile Başbakanlık arasında da hakemlik yapacak, Cumhurbaşkanlığı üzerinde bir konuma getirilsin" diyecekler..

Türk toplumu ve demokrasisi, bu kadar tutarsızlıklara müstehak mıdır, bilemiyoruz..

Ama bu süreç, can sıkıyor artık..


31 AĞUSTOS 2000


Kağıda basmak için tıklayın.

Mehmet BARLAS

 


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim
İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED

Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri webmaster@tallandthin.com adresine bildiriniz...