YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Yazarlar

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan
Spor'dan

  Arşivden Arama

 

 

Önce durum tesbiti

İsrail Başbakanı Ehud Barak'ın Ankara ziyaretinin en somut iki sonucu ile karşı karşıyayız. Birincisi daha Barak Ankara'da iken, Dışişleri Bakanı İsmail Cem hakkında ortaya koyduğu tarihî serenadlar!.. İkincisi de, Ankara'dan ayrılışının hemen akabinde, Hürriyet'te yayınlanan Kudüs planı!..

Gazetenin haberinde Filistin ve İsrail taraflarına, gizlilik kaydıyla emanet edilen önerilerin nasıl temin edildiğine ilişkin herhangi bir atıf yer almıyor. Buradaki kaynak bizim Dışişleri mi, yoksa öneriye muttali olan İsrail tarafı mı? Bu noktada henüz bir kanaate ulaşabilmiş değiliz. Ama Barak'ın Ankara ziyareti ile yakından ilgili olduğunu gene de düşünmeden edemiyoruz.

Kim sızdırdı?

Fakat önerinin özü karşısında, tâli bir detay kabul edilebilecek bu sızdırma işi, bize göre sanıldığından da önemli. Rabat'ta bu konuda önemli toplantıların yapıldığı; Ortadoğu barışı konusunda Arafat'ı en çok destekleyen, arkalayan ve cesaretlendiren ülke olan Mısır'ı, Clinton'un iki saatliğine bile olsa ziyaret ettiği bir aşamada bu gelişmeler oluyor. Dolayısıyla sızdırma ve deşifre işleminin amacının gene de iyi tayin edilmesi gerekiyor.

Bu noktada İsrail'in ya aşırı bir memnuniyete kapıldığına, ya da derinden derine rahatsız olduğu bir planı sabote denemesine giriştiğine hamletmek lâzım geliyor. Acaba bunlardan hangisi? Eğer İsrail'in memnun kaldığı bir durum sözkonusu olsa idi, büyük ihtimal, planın gizliliğine azami dikkat sarfedilir, gizlilik dereceli müzakerelerin devamı arzu edilirdi. Böyle olmuyor ve sırf Filistinliler'in değil, bütün İslâm dünyasının tepkisini üretmeyi isdihdaf eden bir deşifre faaliyeti icra ediliyor.

Politik merkezlerden çok uzakta bulunduğumuz için haberin arka planlarını şu an için tahkik imkânını bulamıyoruz. Bu söylediklerim, bu bakımdan, haber karşısında bende uyanan ilk intibâlar.

Türkiye-İsrail ilişkileri

Son birkaç günün gazetelerinde, dikkat ediyorsanız, İsrail'in çantada keklik gördüğü silâh ihaleleri konusunda düştüğü derin sukutu hayalden geçilmiyor. Hemen hergün İsrail gazetelerinden tercüme makale ve haber atıfları göze çarpıyor. Hemen hepsinin ortak özelliği, İsrail'in Türkiye ile olan ilişkilerden rahatsızlığı!.. Önemli silâh ve modernizasyon proje ve ihaleleri konusunda Türkiye'nin İsrail'den fiyat aldığı ve hemen arkasından da, ABD ve Avrupalı firmalarla temasa geçerek, önemli miktarda fiyat indirimleri gerçekleştirdiği iddia ediliyor. Yani İsrailliler'e göre Türkiye, İsrail tekliflerini pazarlık aracı ve şantaj olarak uluslararası piyasaya sürmekte, pazarlık kızıştırma aracı olarak sunmaktadır. Nitekim bu yolla bazı ihalelerin üçte bir, üçte iki fiyat seviyelerine kadar inebildiğini hepimiz biliyoruz.

Bunun yanısıra bazı İsrail gazeteleri de, Türkiye'nin bu ülkeden rahatsızlığına ilişkin önemli ipuçları veriyorlar. Bunlardan birincisi, Ermeniler konusundaki İsrail Eğitim Bakanlığı'nın tavrı ise, ikincisi de İsrail'in açtığı önemli alt yapı projelerinde Türk müteahhitlerin elimine edildiği gerçeğidir. Bir havaalanı inşası veya modernizasyonu dışında, Türk müteahhitlerin İsrail'den aldığı herhangi bir ihalenin bulunmayışını burada kaydetmek gerekiyor. Ekonomik ilişkilerde mütekabiliyet esasının gözardı edildiğine bundan daha iyi bir örnek düşünülebilir mi? Türkiye'nin İsrail karşısında eskiye oranla hafif mesafeli tutumunun arkasında işte bunlar yatıyor.

Fakat bizim basınımızda haddinden ziyade Sabataist sermaye devrede olduğu ve hayli Sabataist kalem ön planda olduğu için, Türkiye'nin İsrail'e karşı hakları ve hukuku noktasında, hiçbir gayret ve bilgilendirmeye şahit olamazsınız.

Gecikmenin İsrail'e faydası yok

Mevcut durum karşısında, bir de arkasında ABD'nin bulunduğu Kutsal Yerler'e ilişkin proje gündeme geliyor. Kudüs'te uluslararası yerlerin denetimine ilişkin mevcut yaklaşım, öyle anlaşılmaktadır ki, FKÖ'nün şimdiki haklarının da gerisinde bir durum içermektedir. Eğer önerinin mahiyeti ve çevresi böyle ise, bunun ne Arafat ne de diğer Müslüman ülkeler tarafından kabulü düşünülebilir. Daha doğrusu ölü doğmuş bir yaklaşımdan öteye geçemez demek gerekiyor.

İsrail'in Lübnan'dan apar topar kaçtığı, hiç olmazsa Suriye ile eş zamanlı bir geri çekilme planını dahi realize edemediği bu aşamada, mevcut öneriyi kaale aldıracak hiçbir sebep bulunmamaktadır. Kuşkusuz Ortadoğu barışı gerçekleşmelidir. Ama bu noktada, İsrail ve ABD Museviliği iyice köşeye sıkışmışken; ABD seçimleri İsrail adına yüksek beklentiler vaat etmezken!..

Henüz aslına ve mahiyetine iyice nüfûz edemediğimiz projeye ilişkin görüşlerimizi yarın kaleme alacağımızı burada ifade etmem gerekiyor.

Sorun şurada: Ortadoğu'ya ilişkin önemli gelişmelerin kaydedildiği bir aşamada, Türkiye acaba farkına varmadığı bir oyunla mı karşı karşıya? Yoksa plan, daha başka birşeyler mi içeriyor?


31 AĞUSTOS 2000


Kağıda basmak için tıklayın.

Necmettin Türinay

 


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim
İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED

Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri webmaster@tallandthin.com adresine bildiriniz...