![]() |
![]() |
![]() |
| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
'Pazar'ın ve 'İktidar'ın ötesindeki bileşim... (II)Dünkü bir açıklamaya göre 4 kişilik bir aile için yoksulluk sınırı 463 milyon lira olarak belirlenmiş. Bu tablo birdenbire etrafımızda ne kadar çok yoksulluk sınırında yaşayan insan olduğunu ve bir ucundan katkıda bulunduğumuz büyük bir suça ne kadar acımasızca ortaklık ettiğimizi çıplaklaştırıveriyor. Bu yoksulluğa eşlik eden güven bunalımı, bu ülkenin eşit statüde bir vatandaşı olduğunu hissetme duygusunu hırpalayan uygulamaların giderek çoğalması ve sıradan insanın kendini dışlanmış saymasına yol açan gelişmeler de hesaba katıldığında, bu ülkedeki insanların 'bir toplum olarak yaşama iradesinin' süratle çözülme yoluna gittiğini ve bu ülkenin insanlarının bütün organik bağlarından boşanarak birbirlerinin ruh haline temas etmeye güç yetiremeyen topluluklar olma uçurumuna yuvarlandığını göstermektedir. Devletçiliğin ve serbest piyasacılığın bütün aşamalarını kendince 'hızlandırılmış kurs' görürcesine geçen Türkiye'deki 'yöneten akıl' ve 'üreten akıl' kategorilerinin bu tablo için yapabileceği, bu tabloyu adil bir biçimde yönetebilmek ya da bu tablonun işaret ettiği uçuruma cevap üretebilmek için yapabilecekleri hiçbir şey yok. Çünkü 'yöneten akıl' dar siyasi bağlar içinde hareket ederek, sıkı markajcı ideolojik hassasiyetlerin baskısı altına sokuyor toplumu ve eşitlik duygusunu ve bu ülkeye ait olma hissini giderek artan dozda hırpalamaya devam ediyor. Öte yandan kendi çıkarlarını 'yöneten akıl' tarafından sevk ve idare edilen uygulamaların tam zıddında belirlemesi tarihsel bir zorunluluk ve pratik bir gereklilik olan 'üreten akıl' ise noktasal çıkarlarının maksimizasyonunda ne kadar aktif ise, sahici bir ekonominin ihtiyacı olanları yapmakta da o kadar pasif. Devletçilikten kasıt nasıl ki devletin organizasyon kabiliyetini öne çıkarmak değil, devletçiliğe sığınanların güç tekelciliğini saklamak ise, buralardaki haliyle serbest piyasacılık da gücün demokratikleşmesi ve kullanımının serbest rekabete açılması değil, devletçi güç tekeline karşı yeni bir güç tekeli ikamesinin kotarılmasıdır. Bu iki güç tekeli ('resmi Türkiye') arasında hırpalanan insanların ('öteki Türkiye') sorunlarına cevap, ne 'daha az mı, yoksa çok mu devlet olsun?' şeklinde yürütülen tartışma ile gönderme yapılan devlet erkinin koordinatlanmasıdır, ne de 'sivil toplum'un sahibi olarak belirginleşmeye çalışan ama sivil toplumun polarizasyona uygun karakteri nedeniyle kendi güç alanını tekelleştiren büyük sermayenin zemini olarak kurgulanmış 'pazar'dır. 'İktidar'ı dışlama ya da 'pazar'ın hareket kabiliyetini görmezden gelme şeklinde tuzaklara düşmeyen, 'iktidar' ve 'pazar'ı bir dilemma olarak kurgulamaya prim vermeyen yeni bir anlayışa ihtiyaç var 'gerçek Türkiye'yi yaratmak için. Bizim 'yeni kamuculuk' dediğimiz bu anlayış, 'kamunun şeffaflaşması' temelinde, 'iktidar'ı ya da 'pazar'ı birbirine karşı düşman kamplara çekilmiş ya da birbirine eklemlenmiş varsaymaya kendini mecbur hisseden 'stratejik anlayış' biçimlerinin dışında bir yolun aranmasını işaret etmektedir. Cumhurbaşkanı Sezer'in hukuk jestinin başlangıcında ve devamında ortaya çıkan 'iktidar' ile 'pazar/sivil toplum' arasındaki sinerjinin (synergy) her noktasal durumda üretilmesini takip ve talep eden bir 'taktik anlayış'ın öne çıkması gerekmektedir. 'Yeni kamuculuk', (1) 'sosyal güvenliğin', (2) 'eşitliğin', (3) 'çoğulculuğun' ve (4) 'ekonomik dinamizmin' devamlı surette uyumunu gözeten bir anlayış ve fiziki yapılanmanın üst başlığı olarak değerlendirilmelidir. 'İktidar' ve 'pazar' arasındaki ilişkiyi stratejik bir çerçeveye sokan 'serbest piyasa sosyaizmi' ya da yine stratejik bir bakışın ürünü olan başka 'planlamacı yaklaşımlar' gibi bir ideolojik çerçevenin adı ya da planlamanın etiketi olarak belir(len)memelidir. Kamu imkanlarından faydalanmaya ihtiyaç duymayacak kadar zengin olanlarla, kamu imkanlarından faydalanamayacak kadar fakirleşenlerin, bir toplumun vatandaşları olarak nasıl bir sinerji içinde belli bir noktada bir araya ve temas kanalları açık bir düzeye getirilebileceğinin aranması çabası olarak, 'taktik bir arayış' olarak değerlendirilmelidir. Eğer böyle bir kavrayış biçimi Türk siyasetinin, devletinin ve büyük sermayesinin acil gündemini oluşturmazsa, kimi 'iktidar'ın kimi de 'pazar'ın tekeline girmiş olan 'sosyal güvenlik', 'eşitlik', 'çoğulculuk' ve 'ekonomik dinamizm' arasında bir uyum/sinerji bu ülkede hiçbir zaman yakalanamayacaktır. Bunun neticesi de her türlü yapay açık ve yakın tehlike tartışmasını son erdirecek kadar 'açık' ve 'yakın' olacaktır...
ocelik@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|