YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Yazarlar

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan
Spor'dan

  Arşivden Arama

  I Explorer Kullanıcıları, TIKLAYIN.

 

Televizyonum sapıttı!

Oturduğum mahal, Ankara'yı hatırı sayılır bir rakımdan görüyor (hayır, Köşk değil) gerçi. Antende de bir problem yok. Ama nedense bizim televizyon bazen görüntüyü çoban salatasına çeviriyor. Bazen bir kanal, televizyonumun o sabah yatağının hangi tarafından kalktığına bağlı olarak, bambaşka bir kanalla yer değiştiriveriyor. Karşı koltuğun üzerinde mahzun mahzun bekleyen kumanda aletine bakıp gülümsüyorum böyle durumlarda. Böyle görevsiz, işlevsiz kaldığı için üzülüyorum ona.

Sonra, yorum katıyor gösterdiği şeylere, bizim televizyon. Buna inanacağınızı sanmam ama, durum tam olarak şu: Mekanik ve elektronik devrelerden oluşan bu teres, sanki hafif bir bıyıkaltı muzipliğiyle tezgâh kuruyor, eğleniyor benimle. Görüntülerin alabora olup birbirine karıştığı arapsaçı durumlarında, alet sanki gizli bir traji-komik repliği yürürlüğe koyup bütün beynini ona bağlıyor. Sonra da çık çıkabilirsen işin içinden!..

Meselâ Güneri Civaoğlu "günü yorumlarken" bir belgesel, ekranın sağ tarafından korsan bir dalış yapıyor. Karlı ve titrek bir görüntüde yorum çiğneyen Güneri'nin masasının üzeri bir anda yarasaların üşüştüğü bir mağara ağzıyla birleşiveriyor. Sonra belgesel daha ağır basıyor ve Güneri'nin görüntüsü bir bataklık görüntüsü tarafından ağır ağır yutuluyor. Preparat camları ve iğnelerle dolu bir masanın görüntüsü, bilmem hangi kanaldaki II. Dünya Savaşı belgeseliyle birleşiyor ve ağzını öfkeli bir Almanca'yla köpürten Hitler, sol eliyle öbür belgeseldeki -üstü iğne ve camlarla dolu- masaya vurup sağ elini havaya kaldırarak avazı çıktığı kadar bağırıyor. Daha neler neler...

Geceden aklımda kalan ve beni eğlendirerek bu yayın keşmekeşine dua ettiren bir görüntü kompozisyonu daha var ki, anlatmazsam uyuz olurum. Bunda da çok ciddi bir "yayın geçişmesi" vardı. Eski Cumhurbaşkanı Demirel bir açılışta kürsüden konuşuyordu. Konuşurken, o işaret ve baş parmakları açık elini "hodri meydan" der gibi kürsüden aşağıya her salladığında, meydanı doldurmuş bulunan binlerce Zulu savaşçısı, ellerinde mızraklarla, öyle edep yerleri filan açık haykırıyorlar ve her defasında savaş boynuzuna asılıyorlardı..

Televizyonum düzelmezse, daha yazarım...


31 AĞUSTOS 2000


Kağıda basmak için tıklayın.

Selahattin Yusuf

 


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim
İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED

Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri webmaster@tallandthin.com adresine bildiriniz...