![]() |
![]() |
![]() |
| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
"Ertuğrul fâciası"Bir Alman meslektaş, nereden edindiyse benim sistem tarafından dışlandığım ve bundan da rahatsızlık duyduğum izlenimine kapılmıştı... Teselli makamında, "Hiç üzülme" demişti, "Bizim ülkemizde bir söz var: Gazetecinin yanağında öpücük izi olanı değil, tokat izi olanı makbuldür..." Ne güzel bir söz. Aylar önce duyduğum o söz, Hürriyet yönetmeni Ertuğrul Özkök'ün, dünkü, '60 smokinli gazeteci' yazısını okurken geliverdi aklıma. Artık yanağımıza konulan öpücük sayısıyla övünülüyor, gazeteler arasında 'ayırımcılık' yapılması bile dert edinilmiyor... Helâl olsun... Kendisi de medya mensubu olan bir dostum, önceki gün, 'konu' bölümüne 'Ertuğrul fâciası' yazdığı bir mesaj gönderdi. Mesajını okurken, onun, Hürriyet yönetmeninin yazılarını benden daha dikkatle izlediğini fark ettim. Medyadan müşterek dostumuzun mesajını aktarayım: "Sıhhatleri, özellikle de ruhî yapıları bozulmuş idarecilerin ülkelerine verdikleri zararlarla ilgili yazılarınız elbette dikkat çekiciydi; gereken yankıyı uyandırdığı da, FP'li Prof. Bekâroğlu'nun tarifinize uyan lider hakkındaki analizinin 'iri gazete'nin başyazarı tarafından, kendi ifadesiyle 'güvenilir psikologlara' (başyazarın eşi kendisine güven veren bir psikologdur!...) çek ettirip 'saçma' olduğu sonucuna varmasıyla ortaya çıkmış oluyor... Dostumun esas üzerinde durmak istediği Ertuğrul Özkök… Okuyalım: "Siz liderlerin ruh sağlığı ile yakından ilgilenirken, Antonio Banderas'ın amansız rakibi olan 'iri gazete' yönetmeninin içine düştüğü duruma bigâne kalamazsınız! Kalamazsınız diyorum, çünkü seyrek de olsa kendisi ile diyalogunuz olduğunu yazılarınızdan okuyoruz. Devam ediyor: "Diyeceksiniz ki, ne olmuş meslekdaşımın hâlet-i ruhiyesine? Son üç hafta içindeki yazıları bir paranoya iptilâsını hatıra getiriyor... Bu konuya eğilmenizde yarar var. Zira: Şarap uzmanlığı konusunda zangoçlarla yarışacak kadar iddialı olan yönetmenin İslâm dini konusunda ahkâm kesmesini ciddiye almamakta haklı olabilirsiniz; ama, Anayasa Mahkemesi başkanlığından Çankaya'ya çıkan Cumhurbaşkanı'na Anayasa Mahkemesi kararları ve prosedür hakkında ders vermeye kalkışan, İşbankası gökdelenlerinin lambri dizaynları hakkında içmimarlara fırça çeken ve de Galatasaraylı Jardel'in Real Madrid'e attığı altın goldeki ters vuruşu 'iyi bildiğini' öne çıkararak spor yazarlarına haddini bildirmeye yeltenen ünlü yönetmenin sağlığıyla ilgilenmeniz meslekî dayanışma bakımından gereklidir düşüncesindeyim. Medya etiği açısından da bu konuya eğilmenizde büyük yarar var." Dostum 'son üç hafta' ile sınırladığı için kasdettiği yazıları bulmam zor değil; ancak, nedense, içimde bunu yapmak için istek duymadığımı fark ettim. Başka bir okurun geçenlerde gönderdiği mesajda ipuçları olabilir. Bir de onu okuyalım: "Ertuğrul Özkök'ün 2 ağustos tarihli yazısı 'Dört tip kara gözlüklü' başlığını taşımaktaydı. Yazıda bahsedilen kitabın orijinalinin künyesi şöyle: Graham Fuller, Ian O. Lesser, Paul Henze, J. F. Brown, Turkey's New Geopolitics (Westview Press, 1993) Doktora tezimi hazırlarken bu kitabı da okumuştum. Özkök'ün yazısını okuyunca bu kitabın tercümesi olduğunu anladım, Alfa Yayınları'ndan çıkmış tercümeyi elime alıp karşılaştırdım. Tercümenin önsözünde her ne kadar geçen süre içerisindeki olaylar gözönüne alınarak kitabın revize edildiği söyleniyorsa da, kitapta, 1992'den sonra herhangi bir kaynak kullanılmamaktadır. Özal cumhurbaşkanıdır (s. XIV), Demirel DYP'nin başındadır (s.25). Siyasi partilerin gücü ile ilgili kullanılan genel seçimlerin sonuncusu 1991 tarihlidir (24). "Açıkça görüldüğü gibi, Henze'nin 'önü açık' diye methettiği Türkiye, 'Özal Türkiyesi'dir. Halbuki, Özkök, derelerin altından çok suların aktığı, Özal Türkiyesi'nin tamamen tersine çevrildiği bugünkü Türkiye'yi övmek için kendisine Henze'yi şâhit göstermektedir. Özkök, yazısının başında, 'Bu çalışma temmuz ayı sonunda Alfa Yayınevi tarafından Türkçe'ye çevrildi' diyerek, son 28 Şubat hükümetinin icraatlarını da bu vesileyle aklamaya çalışmaktadır. Herhalde çarpıtmayı anladınız, ama okur biraz daha açıyor: "Henze'nin 46 sayfalık yazısını göz önünde bulundurduğunda, Özkök'ün, orada dile getirilenlerle kendi görüşlerinin çeliştiğini görmesi gerekirdi. Aslında yazı bir bütün olarak bu çizgide olduğu halde, Özkök koca makaleden âdeta cımbızla birkaç cümleyi alarak konuyu tamamen saptırmıştır. Mesela Henze, dinî konulardaki endişelerin (İmam Hatip okullarını açıkça zikreder, o zaman açıktır) abartılı olduğunu belirtmektedir (s. 8). Erbakan'ın Refah Partisi'nin adının dahi ekonomik yönelimli olduğunu dile getirmektedir (9)." Acaba medyadan müşterek dostumuzun kast ettiği 'ruhî sıkıntı' ile akademisyen okurumun sergilediği kasıtlı zaman çarpıtması arasında bir ilişki kurulabilir mi? Hürriyet yönetmenini 28 Şubat güzellemeleri yazmaya sevk eden, üzerine iyice sinen '28 Şubatçı' sıfatından artık kurtulamayacağını anlaması olabilir mi? Bunlar bir yana, benim esas merak ettiğim şu: Orduevindeki dâvette, komutanlar, en fazla ilgiyi smokinli 60 gazeteciden hangisine gösterdiler acaba? Bu sorunun cevabı Ertuğrul Özkök için hayatî önem taşıyabilir çünkü...
tkivanc@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|