![]() |
![]() |
![]() |
| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Gül Yetiştiren Adam yoksa Bahçeci Hoca mı!?Rasim Özdenören'in Gül Yetiştiren Adam romanının kahramanı bilindiği gibi evine çekilmiş, dışarı ile her türlü ilişkilerini koparmış bir münzevidir. Dışarıda aradığını bulamamış ve istedikleri gerçekleşmemiştir. Dolayısıyla kendi içine kapanarak gönüllü bir sürgün hayatını seçmiştir. Münzevi adam evden dışarı çıkmıyor ama evin çardağından dışarıya baktığı zaman tuhaf değişikliklerin de farkına varıyordu. Koca koca binalar yükseliyordu mesela. Adam Kur'an için, halife için, Fransızlar'ı kenti terketmek zorunda bıraktıkları zaman kurtulduklarını sanıyordu. Oysa öyle zannettiği gibi olmamıştı. Uğruna savaşmadıkları ve savaşmayı akıllarına getirmedikleri şeyler olmuştu. Ne uğruna savaşmışlarsa, sanki savaşla onu ortadan kaldırmak istemişler gibi bir durum ortaya çıkmıştı. Savaşarak neyi ortadan kaldırmak istemişlerse, savaştan sonra o gelmişti. İşin tuhafı hiç kimse de bunun farkında değildi. Münzevi adam evinde çiçek yetiştirmeye başlar. Torunu, "Evden niye çıkmıyorsun?" diye sorar. "Uzun hikaye" diye cevap verir adam, "Çiçek yetiştirmek güzel şey. Peygamberimiz güzel kokuyu severdi. 'Bana üç şey sevdirilmiştir' diye buyurdu bir gün ve 'Onların biri güzel koku, diğeri namaz, öbürü de kadındı' dedi." Geçen yıl Maraş'ta faaliyet gösteren Ukde Yayınları'nın 22. kitabı olarak Bahçeci Hoca isimli bir kitap yayımlandı. Bahçeci Hoca'nın hayatına baktığımız zaman Gül Yetiştiren Adam'la çok yakın benzerlikler vardır. 1909'da Maraş'ta doğan Osman Ağdaş (öl. 1966) "Bahçeci" lakabıyla anılmaktadır. Gençlik yıllarında gözünü daldan budaktan esirgemeyen bir delikanlıdır. Kimseye haksızlık etmemiş, hep zayıfların yanında yer almıştır. Bu arada bahçecilik yaparak çeşitli işlerde çalışmış ve hayatını kazanmıştır. Daha sonra kendisini okumaya ve talebe yetiştirmeye vermiştir. Onlarca hafız yetiştirmiştir. Bu arada Afşin'de bulunan Ashab-ı Kehf'de bir süre inzivaya çekilen ve çile dolduran Bahçeci Hoca evine kapanıp gönüllü bir hapis hayatı yaşamaya başlamıştır. Otuz yıl evinden dışarı çıkmamış, kendisini arayanlar onu devamlı evinde bulmuştur. Akrabalarından biriyle yapılmış konuşmada, hocanın dışarı niçin çıkmadığı sorulmuş. Verilen cevap, bize aynen Gül Yetiştiren Adam'ı hatırlatmaktadır: "Bilmiyorum... Zaman hoşuna gitmediği için çıkmadı herhalde." Yine bir yakınının rivayetine göre aynı soru hocaya da sorulmuş. Hoca da şöyle demiş: "Eğer ben dışarıya çıkarsam, bende asabiyet var o zaman müşkil durumda kalırım." Şehrin müftüsü bir gün ona bir teklifte bulunur. Şeyh Camii'ne imam olmasını teklif eder. Hoca'nın cevabı düşündürücüdür: "İyi güzel ama ben bu cemaatin içerisine çıkacak bir bütçeye sahip değilim. Ben öyle bir imam olmalıyım ki, imam demek önder demek, camiye gelen cemaatin fukarasının elinden tutmalıyım, karnını doyurmalıyım, cebine para koymalıyım. Talebe gençlere yardım etmeliyim. Binaenaleyh bunlar bende olmayınca ben cemaate hizmet etmiş sayılamam. İmamlığı zaten herkes yapıyor. İkinci mesele, biz Kur'an hakikatlerini yaşadığımız gibi gerçekten yaşanmasını da isteyeceğiz. Yaşanmayınca anlaşamayacağız. Anlaşamayınca huzur bozulacak. Bunda beni mazur görün." Ömrünün son yıllarında Hoca içeride adeta kendi kozasını örmüştür. Basit bir hayat yaşamıştır. Cömerttir. Evine giren ve çıkanın haddi hesabı yoktur ve onlara elinden geldiği kadar ikram etmiştir. Geçimini kendi el emeği ve göz nuru ile kazanmıştır. Usta bir radyo tamircisidir mesela. Yıllardır fare fakı imal etmiştir. Kitap ciltleri yapmıştır. Köşgerlikte üstüne yoktur. Köşgerlerin dikiş ve lastik diktiği iğneleri yaparmış. Kendi kurduğu tezgâhlarda aynı zamanda yorgan iğnesinin âlâsını yapmaya başlamıştır. Günde beş yüz iğne yaptığı rivayet edilir. Mamulleri Diyarbakır, İskenderun ve Mersin'e kadar ihrac edilmiş ve tutulmuştur. Halk Avrupa iğnesini değil, Bahçeci'nin iğnesini aramaya başlamıştır. Hocamız aynı zamanda şairdir ve behresine nice hikmetler düşmüştür. Ehl-i dil bir insandır. Onu anlatan yakınlarından biri, "Cenab-ı Hakk'a karşı o kadar halim selimdi ki" der, "Cenab-ı Hakk adamcağızın kalbine yerleşmiş. Cenab-ı Hakk'ın kelimeleri böyle satırbaşlarına geldi miydi gözlerinden perpil tanesi gibi akardı. O kadar düzenli ve bağlı bir Müslüman'dı. Boş duran ve hoşlanmadığı bir adama şöyle bir baktı mı, mutlaka korkuturdu. İnsanın içine kendiliğinden bir korku düşerdi. Bu durumlarda onu tanımayanlar 'Bu nasıl bir adam yahu?' derlerdi." Geçen yıl yayımlanmış fakat benim yenilerde okuduğum Bahçeci Hoca, birkaç ay önce okuduğumuz Kutuz Hoca'ya ne kadar da çok benziyor.
hdurukan@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim | Dizi |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|