YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Yazarlar

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan
Spor'dan

  Arşivden Arama

 

 

Hergün yeniden dirilen bir başkent

Türkiye Avrupa Birliği'ne (AB) giremedi, önünde uzun yıllar var; buna karşılık, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB), AB üyesi ülkelerin işadamları örgütlerinin oluşturduğu 'Euro-Chambres' (Avrupa Odalar Birliği) adlı itibarlı kuruluşun çoktandır temel taşlarından biri. Fuat Miras, "Biz, Türkiye olarak, bu örgüte 30 yıldan beri aktif olarak katılıyoruz" dedi.

'Euro-Chambres' deyip geçmemek gerekiyor; örgütün bu yılki toplantısının açılışına, Alman Cumhurbaşkanı Johannes Rau ile Slovenya Cumhurbaşkanı Milan Kucan birer konuşmayla katıldılar. Onların ilhamıyla bir şey söyleyeyim mi size: Dünyanın alacağı biçim Avrupa'nın geleceğiyle çok yakından ilişkili; onu da pek çok şeyle birlikte Türkiye'ye biçilecek rol belirleyecek...

Toplantı salonunun önüne tam vaktinde geldiğimde, kapıda, önemli birine ait olduğunu sadece televizyoncuların ilgisinin artışından anladığım siyah bir otomobil durdu. Arkada bir polis eskortu, öndeki otomobilde tek bir koruma... İçinden Rau iniverdi otomobilin... Gazeteciler, cumhurbaşkanından kendilerine malzeme çıkmayacağının idrakinde olmalılar ki, ona refakat eden maliye bakanının başına üşüşüverdiler. Manzara görülmeye değerdi: Alman medyası, Alman cumhurbaşkanı yerine, hemen arkasındaki bakanla ilgileniyor...

Bütün Avrupa'da, şu sırada, merkezi Frankfurt'ta bulunan ve bir Alman bankacının başkanlığını yaptığı Avrupa Bankası müthiş ilgi odağı. İlginin sebebi, bir süreden beri para birimleri dolar karşısında zayıflayan dört ülkenin kurtarma operasyonu gerçekleştirdikleri Avrupa'nın ortak para birimi 'Euro'yu olumsuz etkileyecek boşboğazlığı başkanın... Avrupa Bankası başkanı Wim Duisenberg, "Orta Doğu krizi derinleşirse, Euro için müdahale edilir mi?" sorusuna, "Hiç sanmıyorum" cevabını verivermiş... O güne kadar piyasaya milyarlarca dolarlık müdahale edilerek değeri artırılmak istenen Euro, cevap duyulur duyulmaz, müdahale öncesi değerinin de altına düşüvermiş...

Euro-Chambres toplantısı girişinde, ilginin, cumhurbaşkanı yerine maliye bakanı üzerinde yoğunlaşmasının sebebi, gazetecilerin, Euro ile ilgili muhtemel gelişmeyi onun ağzından dinleme arzusuydu. AB ülkelerindeki mağazalarda her malın üstünde yerli para birimiyle birlikte yer alan Euro, basit bir boşboğazlık yüzünden, yakın zamanların en değersiz para birimi bugün...

Berlin'e gelince, şu sıralarda mutlaka uğranması gereken iki bölgesi var: Biri, Duvar'ın hemen dibindeki kocaman boş alanda girişilen büyük inşaat hamlesinin sürdüğü Potsdamer Platz; diğeri de, birleşen Berlin'in kültür ve sanat merkezi olma yolundaki Mitte... Potsdamer'deki 'post-modern' yapıların bir kaç ayda muazzam ilerleme kaydettiğini göz de kayda geçiriyor, acemi gözlere yardımcı olmak üzere aylık periyotlarla çekilmiş fotoğraflar bu projeyi üstlenenlerin ciddiyetine ayrıca tanıklık ediyorlar...

Berlin'in yeni kültür ve sanat merkezi olma yolundaki Oranienburger Strasse'de 'gizli' bir Türk egemenliği var. Bunu sadece etrafta kendini belli eden dönerci dükkânlarına veya açılışına tesadüfen katıldığımız ünlü Hasır lokantası şubesine bakarak varıyor değilim; başka ülkelerin mutfaklarını sunan etraftaki bir çok lokantanın işleticisi de Türk... Bölgenin en lüks otelinin yarıya yakını bir Türk'e ait... Bu taraflardaki binaları köklü biçimde elden geçiren yatırımcıların tercih ettiği müteahhitlik firması da Türk sermayeli...

Sokakları beraber dolaştığımız bir işadamı, Duvar'ın yıkıldığı günlerde yaşananları biraz ironi kokan bir dille anlattı. Doğu'da yaşayanlar, Duvar'ın indiğini görüp isterlerse Batı'ya geçebileceklerini anlayınca önce bir şaşkınlık geçirmiş, sonra da gecikmemek için evine bile gitmeden karşıya yürümüş gitmiş; "Belki geçiş yeniden yasaklanır" endişesiyle aylarca Doğu'daki evine dönmeyenler olmuş...

Bir dâvet üzerine, İçişleri bakanlığına gidip müsteşarla görüşmeye de katıldım. Bir ara, Turgut Özal, bakan dışında bir siyasiyi daha bakanlıklarla irtibatlamıştı; "Seçmenler bakanlıkla işlerini o siyasi aracılığıyla görsün" diyerek... Bizde yürümeyen o sistem Almanya'dan esinlenmeymiş meğer... Burada her bakanlıkta tam dört müsteşar bulunuyor ve bunlardan ikisi bakanın partisinden milletvekili... Biz de, bakanlığın aynı zamanda milletvekili de olan müsteşarıyla görüştük... Hem de, 16 eyaletin içişleri bakanlarının, NPD partisinin âkıbetiyle ilgili toplantı yaptıkları gün...

NPD, 'Nazi' sözcüğünü akla düşüren üç partiden en güçlü olanı. Yabancılara yönelik tedhiş olaylarına ek olarak Yahudi hedeflere saldırılar da son zamanlarda artınca, Almanlar, "Ne oluyoruz?" diye daha ciddi düşünmeye başlamışlar; NPD ile uğraşma böyle başlamış... "Kapatma" sözcüğü bile kullanılıyor... NDP'yi kapatmayı isteseler de süreç o kadar çetin ve zor ki, başarmaları âdeta imkânsız... Prosedürü dinlerken, Yargıtay Cumhuriyet başsavcısının, "Almanya'da da parti kapatmak mümkün" sözü geldi aklıma. Hem mümkün, hem imkânsız: Bakanlık, eyalet hükümeti, federal hükümet ayrı ayrı karar alacaklar, konu sonra Anayasa Mahkemesi önüne gidecek... Müsteşar, herhalde bu yüzden, "Parti kapatmak çözüm değil" dedi ve ekledi, "Aslında üzerine eğilmemiz gereken eğitim..."

Berlin hergün yeniden dirilen bir büyük başkent...


22.EKİM.2000


Kağıda basmak için tıklayın.

Taha KIVANÇ

 


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim | Dizi
İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED

Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri webmaster@tallandthin.com adresine bildiriniz...