İsmini genç kuşaklar Başbakan Tansu Çiller ve Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel tarafından 'Fevkalade Büyükelçi' sıfatıyla Suud-i Arabistan'a gönderilmesi sırasında öğrendi. Oysa diplomat değildi, Prof. Nevzat Yalçıntaş'tı. Yalçıntaş çocukluğunda babası ve ortakları arasında hakemlik yaptığı gibi 1975'de Türkiye'ye uygulanan Amerikan ambargosunun kaldırılması için Sadi Irmak Hükümetince oluşturulan beş kişilik bir heyetin içinde yer alır. Prof. Yalçıntaş 1933'de Ankara'nın Hacıbayram semtinde, Büyük Millet Meclisi'ne ve Başbakanlığa bir kaç yüz metre mesafedeki bir evde doğuyor. 5 erkek 5 kız kardeş bu evde büyüyor. Atatürk'ü Cumhuriyet törenlerinden hayal meyal hatırlıyor, İsmet İnönü'yü ise at gezintilerinden tanıyor. "İsmet Paşa pek sevilmezdi" diyor Hoca. Baba gıda ticareti ile ilgileniyor. Vehbi Koç'un dükkanı ile Yalçıntaş'ların dükkanı arasında 100-150 metre mesafe var. Çocukluğunda Vehbi Koç ile Cuma namazlarına gidiyor Yalçıntaş. İktisat Fakültesi'ne asistan olarak girdikten sonra Kabataş'ta Vehbi Amca'sıyla beraber Cuma namazlarında yine beraber oluyorlar.
"Türkçe ezan okudum"
Mahalle arkadaşları arasında Turgut Özal'ın ekibinden, bir ara bakanlık yapan Kazım Oksay da var. 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in ayrılmaz danışmanı Hayri Baba (Hayrettin Gökdemir) da Hacıbayram'dan arkadaşı. "Daha çok Hayri'nin abisiyle sıkı fıkıydık" diyor. Kazım Oksay ile ortaokulda, ticaret lisesinde, Ticaret ve Yüksek Ticaret Okulu'nda birlikte okurlar. Baba Hasan Yalçıntaş, DP'nin Ankara'da örgütlenmesinde önemli bir isim. 1946'da hiyleli seçim yapıldığı gerekçesiyle CHP'li milletvekillerini protesto gösterilerine katıldığı gerekçesiyle gözaltına alınır Baba Yalçıntaş. Adnan Menderes ve Celal Bayar Yalçıntaş'ların evine sık sık ziyarete gelen isimler arasındalar.
Yalçıntaş, çocukluğunda Türkçe Ezan da okuyor. "Arapça Ezan yasağı vardı. Ankara muhafazakar bir şehir. Ama Türkiye'nin diğer yerlerinde dine olan baskı yoktu. Bakkal Oflu Hüseyin Hoca çocuklara Kur'an-ı Kerim dersi verirdi. Hale yakın bir yerde Suluhan Camii vardı. İri kıyım bir çocuk olduğum için ezanı daha çok ben okurdum.Tanrı Uludur diyerek başlardım ezana. İçerde İmam sağına soluna bakınarak Allahu Ekber Allahu Ekber diyerek kıldırırdı namazı."
Hasan Celal iyi şarkı söyler
Yalçıntaş Hoca, İstanbul Yüksek Ticaret Mektebine kayıt yaptırır. Soytaş Holding'in sahibi Salih Soytaş, Emekli Büyükelçi Kemal Girgin ile dostlukları devam ediyor hala. İstanbul'daki sohbet meclisleri Beyazıt'taki Küllük ve Acemin Kahvesi, İsmail Hami Danışmend'in Şişli'deki, İbnül Emin Mahmut Kemal İnal'ın Beyazıt'taki evidir. Hocalar, edipler, şairler ve bestekarların uğrak yeridir. Türk Sanat Musikisi sevgisi buradan geliyor Hoca'nın. DPT'deki görevi sırasında Türk Musikisi eğitim müfredatı kapsamına alınıyor. Turgut Özal, Hasan Celal Güzel ve Yalçıntaş Hoca'nın katkılarıyla Nişantaşı'ndaki TSM Konsevaturvarı açılıyor. "Hasan Celal de Türk Sanat Musikisi hayranıydı. İcra da ederdi. Sesi çok güzeldi." diyerek anlatıyor Nevzat hoca.
Boksör Nevzat Hoca
Nevzat Hoca'nın bilinmeyen bir yönü boksörlüğüdür. Ağabey Avni Yalçıntaş profesyonel boksördür, Ankara'da dereceleri var. Sınıf arkadaşı Mehmet Eröz (Profesör), Yalçıntaş'ı Fatih'teki Güreş ve İhtisas Kulübü'ndeki boks kurslarına katılmaya ikna ediyor. Eröz iyi boksördür, kilosunda derecelere sahiptir. "Sporu çok severim. Ama insan evlendikten sonra bu hayata uygun sporlara devam etmeli" diyor. Saint Joseph Lisesi'nde okurken boks müsabakalarına katılan ünlü MİT'çi Hiram Abas'la maç yapan bir isimle Fatih Güreş Kulübünde beraber çalıştığını hatırlıyor Yalçıntaş. Hoca.
Halter de çalışıyor Nevzat hoca. "Nişanlanınca bıraktım. İnsanların elini sıkıyorsunuz, kaslarınız geliştiği için farkında olmadan canını yakıyorsunuz insanların. Hoş olmuyor. Şikayetler çoğalınca bıraktım" diyor. Aileden ünlü futbolcular çıkmıştır. Kardeşi Selçuk Bey, Ankaragücü'nün kaptanlığını yapan isimler arasında. Ağabeyi Avni Yalçıntaş'ın oğlu Mücahit ise Bakırköyspor'da uzun yıllar top koşturuyor.
Paris'te solculara dayak atardı
1975'de TRT Genel Müdürü olarak atandığında Milliyet gazetesi yazarı Örsan Öymen aleyhtar bir yazı yazar. Buna göre saçlarını kazıtan Yalçıntaş Paris'de Türklerin devam ettiği kahvelerde solcuları dayaktan geçiriyor. Abidin Dino, Tarık Ziya Ekinci kahvelerin müdavim solcularından. "Doğru mu Hocam?" sorumuza gülerek, "Olur mu hiç öyle şey. Neden saçlarımı kazıtayım. Doğru değildi yazdıkları. Sonra kendisi özür diledi. Yanlış bilgilendirilmiş. Ara sıra atışırdık solcularla. Fazla ileri gittiklerinde, 'Kendini dışarda bulursun' dediğim olmuştur, ama bu kadar. Akademik çalışmalarımızı ihmal etmemek için fazla da uğramazdık kahvelere.". TRT'deki göreve başlamadan ünü yayılır. Hoca'nın kibar ve yumuşak huylu olduğunu gören TRT çalışanları rahat bir nefes alırlar. Hoca hiç kimseye görüşlerinden ötürü farklı davranmamayı ilke olarak yaşamının her safhasında koruduğunu özellikle vurguluyor.
"Bana Sülüman'ı bağlayın"
1954'de Fransa'ya gidiyor Yalçıntaş Hoca, doktora için. Yabancı öğrenciler arasında doktorasını pekiyi ile bitiren ilk öğrenci olduğundan ismi yerel basında yer alır, kendisiyle mülakatlar yapılır. Cezayir Milli Davası'nı destekleyen Yalçıntaş, Paris Emniyet Müdürü tarafından çağırılarak yurt dışı edilmekle tehdit de ediliyor. Türkiye'ye döndükten sonra Milli Eğitim Eski Bakanı Tevfik İleri'ye teşekkür ziyaretine gider. İleri Bayandırlık Bakanı'dır bu kez. Yalçıntaş'ın Süleyman Demirel ile tanışmasını İleri sağlıyor, "İleri, Özel kalemine 'Bana Sülüman'ı bağlayın' dedi. O zaman baraj projeleri var. 'Sana Nevzat'ı gönderiyorum. Hemen bir birimde işe başlat' dedi. Karşıdaki DSİ binasına girdim. İçeri girdiğimde hafif şişmanca, 35-40 yaşlarında bir adam volta atıyor. 'Sen misin Nevzat' dedi. 'Evet' dedim. 1958'de Barajlar Etüdler Dairesi'nde işe başladım" diyerek anlatıyor. Yalçıntaş hoca 1968'de Demirel tarafından DPT'ye çağırılır, Turgut Özal Müsteşar. 1971'e kadar önemli görevler üstlenir.
"Genelkurmay'da eğitim aldım"
1958-1960'da Genelkurmay'da askerliğini yapan Yalçıntaş Hoca, iki üç bin kişi arasından hassas görevler için titizlikle seçilen 10-15 yedek subay arasındadır. "Çok önemli bir görevdi. Türkiye'nin güvenliği ile ilgili konulardı. Özel teknik eğitiminden geçtik. AR-GE'de çalıştım. Çok önemli dosyalar gelirdi, okuyup mütalaa etmemiz için. Yabancı dil bildiğim için akşamları da Protokol Subaylığı yaptım. Nato'nun en hareketli günleriydi. Hayatımda üzüldüğüm anlardan biri askerlik elbisemi çıkardığım andır. Her iki dedem de Çanakkale'de şehit düştü. Onların anılarıyla dolu bir evde büyüdüm. akademisyen olmasaydım, askerlik mesleğini seçerdim" diyerek anlatıyor askerlik günlerini.
"Görücü usülüyle evlendim"
Yalçıntaş Hoca 1960'da Ankara SBF Maliye Enstitüsü'nde asistan olarak göreve başlar. Enstitünün politik ortamından rahatsız olduğu için İstanbul İktisat Fakültesi'nden gelen teklifi kabul eder. Bir gün Nevzat Hoca'nın odasına Prof. Selçuk Özçelik girer içeriye. Adetten değildir bir profesörün asistanın odasına girmesi. Olağanüstü bir durum olduğunu anlar. Selçuk Hoca "Nasılsın" der üç kez. Sonunda dayanamaz Nevzat Hoca, "Hocam nasıl olacağım. Yaş otuz. Bekarım" der. "İşte ben de bunun için geldim" der Selçuk Hoca. Prof. Özçelik, Öğrenci İşleri'nden getirdiği albümden bir resim gösterir. İstanbul'un hayırsever işadamlarından Mehmet Üretmen'in Hukuk okuyan kızıdır aday. Birbirlerini beğenirler ve evlenirler. Kız istemeye Prof. Orhan Tuna gider. 36 yıldır evliler, iki erkek çocukları, dört torunları var. Yalçıntaş Hoca öğrencilerinin bir çoğunun başgöz edilmesine katkı sağlayarak geleneği devam ettirir. En büyük mutluluğu katkıda bulunduğu evliliklerde üzücü bir durumun yaşanmaması. Nişan yüzüğü taktığı isimler arasında Susurluk Raporu'nu hazırlayan Başbakanlık Teftiş Kurulu Başkanlığı yapan Kutlu Savaş da var.
"Hayalim kaptan olmaktı"
Denizi ve yüzmeyi çok seviyor. Çocukluğundan beri Kaptan olmak istiyor. Fransa'da manş denizinde boğulmak üzere olan bir Fransız'ın hayatını kurtarıyor. Seyahatı sevmiyor, ama gitmediği ülkeler bir elin parmakları kadar. Çin'e davet edildiği halde, gezi programına Doğu Türkistan dahil edilmediği için hep geri çeviriyor bu teklifleri. Avusturalya uzaklığı nedeniyle gözünü korkutuyor Tatil yapamamaktan şikayet eden Yalçıntaş Hoca, "Daha çok tatil yapmak için çaba gösteren bir insanım. Her yıl 10 gün tatil yapabilirsem mutlu oluyorum." diyor. Çocukları çok seviyor; "onlar benim stress ilacım" derken gözlerinin içi gülüyor. Nadir olarak sinirlendiğini söyleyen Nevzat Hoca en büyük zaafının dostları olduğunu vurguluyor.
Muhammed Ali'yi kucaklayan ilk beyaz
Hoca Londra'da doçentlik çalışmaları sırasında Muhammed Ali Clay ile tanışır. O zamanlar Caisus Clay'dır. Müslüman olduğunu açıklamamıştır. Londra'da Avrupa Boks Şampiyonu ile Amerika Boks Şampiyonu dünya şampiyonluğu için mücadele edecektir. Londra İslam Merkezi' Hoca'dan Clay ve ekibine rehberik etmesi istenir. Londra'nın ünlü bir meydanında buluşurlar. Sarılıp kuçaklaşırlar. Caiusus Clay gözleri yaşla dolarak kendisini ilk kucaklayan beyazın Yalçıntaş olduğunu söyler. Otel odasında Clay ve kardeşleri Nevzat Hoca'dan bir ricada bulunurlar, Namaz kılmayı öğretmesini. Caisus Clay dünya şampiyonu olduktan sonra Müslüman olduğunu açıklayacaktır. Maç bitene kadar temkinlidir. Hatta Yalçıntaş'ı uyarmayı ihmal etmez Clay, "Rica ediyorum müslüman olduğumu belli etmeyin. Yoksa ne yaparlar yaparlar, elimden alırlar. Şampiyon olunca açıklayacağım" der. "Clay maçı kazandı ve seyircilere dönerek, 'Sizin bir kraliçeniz var. İşte ben de kralım' dedi. İsminin Caisus değil, Muhammet Ali olduğunu açıkladı.