![]() |
![]() |
![]() |
| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Depremden sonra, bizi eşcinseller uyandırıyorBir 17 Ağustos depremi, Türkiye'deki bir sürü yanlışı açığa çıkartmıştı.. Devletin hantallığı, "milli kurum" Kızılay'ın çağ-dışılığı 17 Ağustos depremi ile, hepimizin yüzüne vuruldu.. Ayrıca, Türkiye ile Yunanistan arasındaki "kronik düşmanlık" duygusunun aşılması da, 17 Ağustos depremi "sayesinde" mümkün oldu.. Bu arada "milli dava" Kıbrıs konusunda yapılan "iç-hatalar" da, sonunda eleştiri sürecine alındı.. Devletin ve toplumun, gerçekleri görebilmesi için, ille de yerin altından gelecek bir doğa felaketi mi şarttı?.. Bir deprem, dış politikanın yönünü değiştirir mi? Deprem olmadan, bu yönü "barış ve dostluk" çizgisine oturtamaz mıydık?.. Demek aklımızı başımıza toplamamız için, böyle şoklar gerekiyormuş.. Ne yapalım?.. Kader utansın. Bunları düşünürken, yeni bir şok da, denizden geldi.. 833 tane Amerika'lı eşcinsel turisti taşıyan gemi, Kuşadası'na yanaşınca, polis bunları "erkekliğin gereği" olarak karaya indirmedi.. Ama iş Batı dünyasında bir "ayırımcılık" meselesi olarak ele alınınca, özür dileyen açıklamalar birbirini kovaladı.. Sonunda Amerikalı eşcinseller, İstanbul'da, rıhtıma "kırmızı halı" döşenerek karşılandı.. Haberlere göre, Türkiye'nin Washington Büyükelçiliği de, Türkiye'de ayırımcılığın olmadığını açıklarken, şöyle demiş.. -Türkiye'de de yüzbinlerce eşcinsel var!.. Ve şimdi, Türkiye'deki düşünce ve inanç farklılıklarına karşı, "28 Şubat" döneminde "derin devlet" paralelinde yayın yapıp, problemlerinden kan damlatanlar, eşcinsellerin haklarını savunan yazılar yazıyorlar.. Meğer "kendisi gibi olmamak", "herkes gibi davranmamak", "farklı yaşamak", uygarlığın gereğiymiş.. Be adamlar!.. Başı-örtülü genç kızlara üniversite kapısında dayak atılırken, bugün eşcinsellerin farklılığına karşı seslendirdiğiniz saygılı hoşgörünün, hiç olmazsa kırıntısını seslendiremez miydiniz? "Farklılık", sadece eşcinselliğe dayandığı zaman mı uygarlığın ve hoşgörünün konusu olur? İstanbul'un Belediye Başkanı'nı, "şiir okudu" diye hapse atıp, ömür boyu siyasi yasaklı yapmak, 833 Amerikan eşcinselini karaya çıkartmamaktan, daha mı önemsizdi? Tabiî ki, eşcinsellerin hakları da, tüm insanların ve farklı kesimlerin hakları gibi korunmalı, gözetilmelidir.. Ama insanların çeşitli organlarını farklı kullanmalarına karşı gösterilen özenin ve hoşgörünün, "düşüncelerin farklılığı"na da karşı gösterilmesi gerekmez mi? Özgürlüğü, çoğulculuğu, farklılıkları savunmak için, ille de Amerikan gemisi ile Türkiye'ye 833 eşcinselin gelmesi mi gerekirdi? Devletin hantallığını, dış politikanın saplantılarını görmek için, ille de deprem felaketine uğramak mı şarttı?.. Sivil toplumun yargıçları, politikacıları, yazarları asker gibi düşünmüyor diye, onlara ver-yansın et.. Onlara küfret, aşağıla.. Susturulmaları için elinden geleni yap.. Hedef göster.. Sonra Amerika'lı eş-cinsel turistlere karşı polis, "alışılmış biçimde" davranınca tepki göster.. Uygarlıktan, hoşgörüden dem vur.. Bu ayıp, hepimize yeter!.. ŞAKA
Biraz gayret!..
Türkiye'deki bazı "kronik 28 Şubatçılar"ın göremediği "değişim"i, Amerika ve Avrupa'nın gördükleri belli.. Cumhurbaşkanı Sezer'in Türkiye'yi temsil ederken simgelediği olgu, "hukuk" ve "demokrasi".. Bakarsınız bir gün "bizimkiler" de, Clinton veya Chirac kadar, Türkiye'yi yakından izlerler.. ANKARA-LONDRA
Bakan dediğin Mercedes'ten bilinir!..
Televizyon haberlerinden Ankara'daki siyaseti izleyenlerin söyleyebilecekleri söz şu olabilir.. -Ankara'da siyasetin özü, siyah Mercedes marka otomobillerin, önlerinde polis eskortları ile, bir yerlere gelip gitmesidir.. Acaba her yerde böyle mi bu?.. "The Economist", İngiliz bakanlarının makam otomobillerini incelemiş.. Bu konuda çok katı kuralları bulunan bir devlet kurumu (G.C.D.A) varmış. Bakanlara tahsis edilen otomobiller, markaları ile belirlenirmiş.. Şöyle ki.. -Başbakanın, zırhlı "Daimler" marka makam otomobili hakkı varmış.. -Başbakan Yardımcısı Jaguar kullanabilirmiş.. -Bakanlar ise, Rover 800, Vauxhall (veya Opel) Omega kullanabilirlermiş.. -"Junior minister" denilen, müsteşarlar ve kolluksuz bakanlar da, Ford Mondeo, Vauxsall (veya Opel) Vectra ya da Nissan Primera kullanabilirlermiş.. Anlayacağınız, bizim bakanlarımız, İngiliz meslektaşlarından daha havalı.. Bizimkiler "İngiliz Bakanı" olsaydı, Rolls-Royce'ler, Bentley'ler, Aston-Martin'ler Londra'da gidip, gidip gelirdi..
mehmetbarlas@attglobal.net
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|