|
TBMM'nin değerli üyelerine ithaftır
9 Mart 1923 tarihinde, Meclis kürsüsünden bir "hatip", TBMM üyelerine şöyle sesleniyordu:
"Efendiler, bu şerefli kürsü bugün elim bir vaziyete sahne oluyor. Bu şerefli milletin mebusları bugün kalpleri kan bağlamış bir biçare gibi birbirlerine bakıyorlar. Ey kabe-i millet; sana da mı taarruz? Ey arayı millet; sana da mı taarruz? Ey milletin mukaddesatı; sana da mı taarruz? Milletin başarısı, milletin hakimiyetine bağlıdır. Hakimiyet demek, onun reyini memleket içinde serbest kullanması demektir. Aşığı bulunduğumuz hakimiyet-i milliye demek efendiler, şunu biliniz ki, memlekette reyini, fikrini serbest istimal etmek (serbest kullanmak) demektir..."
TBMM'yi, Kabe'yle eş tutan hatip kimdi?
Erzurum milletvekili Hüseyin Avni Ulaş.
Kendi ifadesiyle, bir "hakimiyet-i milliye aşığı" olan Ulaş, Mustafa Kemal'i "diktatörlüğe" özendiği için eleştiriyor, Trabzon milletvekili Ali Şükrü Bey'in gaybubetinden (ortadan kaybolmasından) onu sorumlu tutuyordu.
Araştırmacı Ahmet Demirel, "Birinci Meclis'te Muhalefet" adlı kitabında, Hüseyin Avni Ulaş'ın muhalefetine ilişkin şu değerlendirmeyi yapıyor:
"Yasama, yürütme ve yargı güçleriyle donatılmış olağanüstü yetkili Birinci Meclis, önceleri parti ve gruplaşmalardan uzak kaldı. Fakat, zamanla bazı küçük gruplaşmalar oluşmaya başladı. 10 Mayıs 1921de Mustafa Kemal başkanlığında Müdafaa-i Hukuk Grubu (Birinci Grup) kuruldu. Bu tarihi bir dönüm noktası sayılabilir. Grubun, programda açıklanan amacını bütün mebuslar kabul ettikleri halde, birçok mebusu dışarıda bırakarak kurulması Meclis'te tepkilere yol açtı. Hüseyin Avni Bey, grubun kurulmasından iki gün sonra verdiği önergede şöyle diyordu: "Yarın Anadolu'da Millet Meclisi'nde bu gayeye muhalif insan varmış diye başka bir şekilde zehab hasıl olur. Halbuki Meclis'te buna muhalif kimse yoktur. Bugüne kadar Meclis o gaye üzerinde çalışmıştır. Meclis'te bu gayeye muhalif kimse yoktur."
Hüseyin Avni Bey Meclis yetkilerinin bir kumandana (Mustafa Kemal'e) devredilmesine şiddetle karşı çıkıyordu.
"Müdafaa-i Hukuk Grubu"nun istediği kanun değişikliğine göre, Mustafa Kemal'in emirleri kanun niteliği taşıyacaktı.
Hüseyin Avni Bey bu konudaki itirazı şöyleydi:
"Hangi mecburiyettir ki, Meclis'in yasama ve yürütme yetkisinin önemli bir kısmını böyle gelişigüzel alıp da kim olursa olsun başkasına versin. Ben akıl, bilgi, ciddiyet bakımından Meclis'in üstünde bir kudret göremem."
Ulaş, muhalefetinin bedelini, İstiklal Mahkemeleri'nde yargılanarak ödedi.
Suçu büyüktü:
Önce Rauf Orbay'dan Ali Şükrü Bey'in katilinin ortaya çıkarılmasını istemiş, sonra da "Meclis'in üzerinde başka bir güç tanımam" diyerek, Meclis'in yetkilerini sınırsızca kullanan eşhası eleştirmişti.
1 Nisan 1923'te Birinci Meclis feshedildi.
Adaylar genellikle Çankaya'dan, "merkez yoklaması" usulüyle belirlendiği için Hüseyin Avni Bey yeni teşekkül eden Meclis'e giremedi.
Siyasi polisin "A" fişine göre sürekli izlenen şahıslar arasına alındı. 1935 yılında yapılan seçimlerde Erzurum'dan "bağımsız" olarak adaylığını koyma girişimi CHP tarafından engellendi. İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan Millî Kalkınma Partisi'nin kurucuları arasında yer aldı.
Siyasi tavrını "muhalif değil murakıbız" sözleriyle açıklayan Hüseyin Avni Ulaş, 27 Ekim 1945'te partinin açılış töreninde yaptığı konuşmada Türkiye'deki son yirmi yıllık siyasi gelişmeleri şu sözlerle eleştiryordu:
"Bu milletin meclisinde yirmi seneden beri hürriyet ifade eden bir tek kelime söylenmedi. Bizde demokrasinin en büyük noksanı budur. Evet ben 25 senedir muhalifim. Ama kime? Haksızlığa, kanunsuzluğa ve istibdada muhalifim."
Arkadaşlarıyla anlaşmazlığa düşen Ulaş daha sonra bu partiden ayrıldı.
22 Şubat 1948 yılında öldü.
Tek parti döneminin önemli simalarından eski Bahriye Vekili İhsan Eryavuz (Topçu İhsan) hatıralarında, Hüseyin Avni Ulaş'a ilişkin şöyle bir itirafta bulunuyordu:
"Bizim en büyük hatamız, Hüseyin Avni'nin kapatmaya çalıştığı kapıyı (faşizmi) açık tutmakta ısrar edişimiz oldu. Bu yüzdendir ki, inkılabın mev'ud meyvesini çürüttük."
Not:Genelkurmay Başkanı'nın yasama, yürütme ve yargıya "direkt" müdahale anlamına gelen "muhtıra" ağırlığındaki sözleriyle bu yazı arasında bir irtibat mevcut değildir.
9 EYLÜL 2000
|