![]() |
![]() |
![]() |
| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Ufuklarımızı ve kalplerimizi birleştirelimEşcinsellerine, Kuşadası'nda engel çıkarılması, ABD'de tepki uyandırdı. "Öteki"nin, farklı olanın, hayat tarzına ve tercihlerine saygı gösterilmesi gereği bize hatırlatılınca, bu defa İstanbul'da, Amerikalı eşcinsellerin ayaklarının altına, kırmızı halı serdik. Batı, din, vicdan veya düşünce hürriyeti münakaşalarını geride bırakmış, artık, eşcinsellere özgürlük konusunu tartışıyor. "Onların da aile kurmasına imkân verilsin, hatta çocuk edinebilsinler" diyenler var. Ufukların kavuşması
Halbuki biz işin daha en başındayız. Bir türlü farklılıkları ve değişik tercihleri içimize sindiremiyoruz. "Türkiye'yi Yeniden Düşünmek" adını taşıyan kitapta, Ömer Çelik'in güzel bir tesbiti var: "Çocukluğumda bir hikâye dinlerdim. Rejim değişikliği vesaireden çok etkilenmeyen bir yerleşim mahallinde, 70 yaşındaki bir vatandaşın işi devlet dairesine düşer. Cübbe ve sarıkla gelir; kapıda birisi 'Hemşehrim, buraya böyle girmek yasak' diye onu tersler. O da, 'Ne dedin, anlamadım, nasıl yani yasak?' diye sorar. 'Cübbe ve sarık yasak...' karşılığını alınca şaşıran vatandaş 'Vallahi ben yasak falan bilmem. Helâl mi haram mı, sen bana onu söyle' der. ... Bizim modernleşme tecrübemiz, 'helâl - haram' gibi bir paradigmayı bir kenara bırakıp, 'Yasak - yasak değil' gibi bir paradigmanın içine girmeğe çalışmaktan ibaret kaldı. ... Bir şeyi anlamak için, bir ufku terkederek bir başka ufka yerleşmek yeterli değil. İki ufku birbiriyle kaynaştıracaksınız. Biz önce ufkumuzu terk ettik, yeni bir ufkun içinde, o ufkun yüzyıllık sahiplerinden daha fazla ev sahibi olabileceğimizi düşündük." M. Akif ve manevi kimlik
Ömer Çelik, modernleşmenin önünü tıkayan dayatmayı işte bu şekilde izah ediyor: "Bütün değerlerinizi sahip olduğunuz inançlarınızı terk edin, kültürel bagajınızı boşaltıp, Batı'nın kucağına oturun..." Mehmet Akif muhafazakâr ve dindar bir şairdi. Kimliğimizi oluşturan manevi değerleri muhafaza etmek kaydıyla, Garb'ın ilminin alınmasını şiddetle tavsiye ediyordu. "Alınız ilmini Garb'ın, alınız sanatını / Veriniz hem de mesaimize son süratini / Çünkü kabul değil artık yaşamak bunlarsız, / Çünkü milliyeti yok sanatın, ilmin, yalnız / Bütün edvar-i terakkiyi yarıp geçmek için / Kendi mahiyet-i ruhiyeniz olsun kılavuz." Akif, manevi kimliğin kılavuzluğundan vazgeçilmemesi gerektiğini savunuyordu. Bir anlamda "farklı ufukların birbirine kavuşması" lüzumunun altını çiziyordu. Aydın'ın tesbitleri
"Türkiye'yi Yeniden Düşünmek" sempozyumunun göz dolduran konuşmacılarından biri de, her zamanki gibi prof. Dr. Mehmet Aydın'dı. Erbakan Eyüp Sultan'daydı Kitap haline getirilen sempozyumda, Aydın, ulemânın, büyük ekseriyetle daima bilim ve teknoloji yolundaki gelişmeleri teşvik ettiğini söylüyor. Mehmet Aydın, Müslümanların neden modernleşmeye, zaman zaman tepki gösterdiğini de şöyle anlatıyor: "Modernleşmenin öncülüğünü yapanların tezine göre, 'modernleşme Batılılaşma idi. Batılılaşma ise bir bütündü.' Dinden ve gelenekten gelen pek çok inanışın, duygunun, mitin sembolleştiği, kültürün 'çetin cevizlerini' oluşturduğu alanlar bile -meselâ toplumun selâmı, kelâmı, cenaze törenleri, düğün merasimleri vs dahil- Batılılaşmalıydı. Doğrusu, diniyle, sanatıyla, kurumlarıyla ve daha yüzlerce değeriyle asırları doldurmuş bir milletin yaşamak durumunda olduğu bir modernleşme sürecine, bu çeşit unsurları ilâve etmenin, kırılmalara, gücenmelere, yabancılaşma rahatsızlıklarına sebeb olmadan yoluna devam edebileceğine inanmak hiç de kolay değil." Bahçeli'nin tavrı
Ufukların birbirine kavuşması. Farklı kimliklerin birarada yaşayıp anlaşması. Kamu alanının yeknesaklıktan kurtulup bu birlikteliğe izin verecek şekilde yeniden tarif edilmesi. Yeni bir sosyal mukavele. Türkiye'nin şimdi buna ihtiyacı var. Birbirini yok sayarak veyahut birbirini yok ederek değil, karşılıklı saygı duyarak, sevgi besleyerek birlikte yaşamak. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin Diyarbakır Belediye Başkanı Feridun Çelik'i alkışlaması bir ileri adım oluşturuyor. Demek, en zıt görünen kişiler dahi, birbirini anladığı takdirde yumuşayabiliyor. Darısı Kıvrıkoğlu ile Erbakan'ın başına. 28 Şubat'taki düşman
28 Şubat, tarihi süreçte yaşadığımız dayatmalardan biriydi. "irtica tehdidi" artarak devam ettiğine(!) göre, pek faydası da olmadı. Öyle bir zihniyet ki, dini eğitim verilen İmam Hatip Okullarını, Kur'an kurslarını ülke açısından tehdit gibi görebiliyor. Danıştay eski başkanı Erol Çırakman'ın sözlerini hatırlayınız. Çırakman, İmam Hatip mezunlarının hâkim ve savcı olmasının, kaymakam veya valilik makamına gelmesinin, irticaya zemin hazırladığını söylemedi mi? Oysa, dindar ve muhafazakâr ailelerin çocuklarını, erkeklerin yanı sıra kız çocuklarını da okutması sevindirici bir gelişme olarak değerlendirilmeli. İmam Hatipleri bitiren gençler çeşitli üniversitelere ve mesleklere dağılıyor. Mimar oluyor, öğretmen oluyor, polis oluyor, hâkim oluyor. İki farklı ufkun kucaklaşması, mazinin, gelecekle barışması, İmam Hatip Okulları sayesinde gerçekleşiyor. M. Akif'in nasihatına uygun bir biçimde, gençler, önce manevî kimliklerini inşa ediyor, sonradan bu kimliğin kılavuzluğunda, muassır medeniyete ulaşma gayretine giriyor. Lisan öğreniyor, bilgisayar kullanıyor, araştırma yapıyorlar. İmam Hatiplerin yanı sıra Fen liselerine de ilgi var. İmam Hatiplerin durumu
11 Eylül pazartesi günü ortaöğretim kayıtlarının son günü. 28 Şubat, İmam Hatiplere gidilmesini engelleyici bir sistem geliştirdi. Hem, orta kısımları kapatıldı bu liselerin, hem üniversitelere giriş imtihanlarının değerlendirilmesinde, genel liselere göre 30 puan geriden yarışa girmeleri sağlandı. Buna rağmen İmam Hatip mezunları genel liselerin başarı seviyesini yakalayabildi. 2000 yılında, genel lise mezunlarından sınava girenlerin % 32.1'i, İmam Hatip Lisesi mezunlarından ise % 30'u (34 bin kişi) yüksek öğretim kurumlarına yerleşebildi. Bu oran, ilk şaşkınlık dönemi olan 1999'da % 24 idi. Psikolojik engeli aşabilen öğrenciler, bu seneki sınavda daha başarılı oldular. 1998-1999 ders yılında, İmam Hatip liselerinde öğrenci sayısı 192 bindi. 1999-2000 ders yılında 134 bine düştü. İlk şoku atlattıktan sonra, yeniden İmam Hatip Liselerine teveccühün arttığına şahit oluyoruz. Özellikle yabancı dil ağırlıklı İmam Hatiplere, veliler büyük ilgi gösteriyor. Eğitim kalitesi hayli yüksek olan bu tip İmam Hatip Liseleri, yüksek öğretime öğrenci yerleştirmede çok başarılı. Meselâ Ankara Tevfik İleri İmam Hatip Lisesi mezunlarının tümü, bir sınav kazanıp üniversiteye kaydolabildi. Demek, azmin ve sebatın elinden bir şey kurtulmuyor. Eksi 30 puan, İmam Hatip Liselerinin kalitesini arttırmanın bir sebebi, bir vesilesi sayılmalı. Son gün
11 Eylül pazartesi, kayıtların son günü. Ebeveynler önemli bir tercih karşısında. Ben şahsen, İmam Hatipleri ve Fethullah Gülen'in öncülüğünü yaptığı eğitim kurumlarını, çocukların manevî inşasının yapıldığı yerler olarak görüyorum. Avrupa Birliği içinde de, kimliğini ve kültür bagajını beraberinde getiren bir Türkiye daha başarılı olacaktır şüphesiz. Çünkü Türkiye, ancak böyle bir mirası sahiplendiği takdirde Orta Asya, Ortadoğu ve Balkan ülkelerine örnek teşkil edecek, onlar açısından bir cazibe merkezi olacaktır. ...................... NOT: 1996 yılında yapılan "Türkiye'yi Yeniden Düşünmek" sempozyumunu Türkiye Gönüllü Kültür Teşekkülleri kitap haline getirmiştir. Sempozyumu düzenleyen kuruluş Hak-İş'ti.
nilicak@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|