| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Başörtüsüne af ve MHPOlaylar o kadar süratle gelişti ki, geçen hafta gerçekleşen öğrenci affına bir türlü temas edemedim. Öğrenci affı çıkarken, gene başörtüsü meselesi tartışma konusu yapıldı. 46'ncı maddenin 1'inci fıkrasının son cümlesi affı şöyle sınırlıyordu: "Öğrenciler, öğrencilik haklarının devamı için yürürlükteki kanun ve kanunlara uygun ilgili mevzuata uymak zorunda." DSP'nin ısrarı
Yukarıdaki cümleyi yadırgamamak mümkün değil. Herkes kanuna uymak zorunda. Ve elbette her mevzuat da kanuna uygun olmak durumunda. Öyleyse neden malûm ilân ediliyor? Çünkü, bu cümle olmasa, başörtülü kızlar, hiçbir sorunla karşılaşmadan öğrenimlerini kaldıkları yerden sürdürecek. Bu yüzden DSP, "Öğrenciler, öğrencilik haklarının devamı için, yürürlükteki kanun ve mevzuata uymak zorunda" hükmünün ilâve edilmesi için ısrarlı davrandı. Ama Anayasa Komisyonu'nda, Anap, DYP, MHP ve FP oyları ile, "mevzuat" kelimesi cümleden çıkarıldı. "Öğrencilerin kanuna uygun davranması, haklarından istifade için yeterli sayıldı." Sonradan Milli Eğitim Komisyonu'nda DSP ve MHP uzlaştı, cümlenin içine "Kanun ve kanunlara uygun ilgili mevzuat" sözleri konuldu. DSP, "mevzuat" kelimesinden vazgeçmek istemedi. Çünkü, kız öğrenciler, mevzuat gereği (Yüksek Öğretim Kurumları Öğrenci Disiplin Yönetmeliği'ne dayanılarak) üniversitelerden atılıyordu. Oysa, Yüksek Öğretim Kanunu'nun 28 Ekim 1990'da kabul edilen ek 17'nci maddesi, "Yürürlükteki kanunlara aykırı olmayan her türlü kılık kıyafeti serbest" bırakıyor. Buna rağmen, Anayasa Mahkemesi'nin yorumunu geçerli sayan bir zihniyet, bugün YÖK'e hakim olduğundan başörtüsü yasağı üniversitelerde uygulanabilmektedir. Askeri hükûmetin başbakanı Bülent Ulusu döneminde çıkarılan devlet memurları kılık kıyafet yönetmeliği, eğitim kurumlarında da tatbik ediliyor. İşte mevzuat kelimesinin öğrenci affına sokulması telâşı buradan kaynaklanıyor. "Öğrenciler kanunlara uygun davrandıkları takdirde aftan yararlanabilecekler" demek, Yüksek Öğretim Kanunu'nun ek 17'nci maddesindeki serbestiyi, başörtülü kızlara tanımak anlamına gelecekti. Alemdaroğlu ve 17'nci madde
Halbuki, İstanbul Üniversitesi rektörü Kemal Alemdaroğlu, ek 17'nci maddeyi yok sayarak, İstanbul Üniversitesi'nce neşredilen kitaba bile koymadı. Bu husus, YÖK Komisyonu raporunun değerlendirme bölümünde 73'üncü maddede yer aldı: "...Kitabın ikinci baskısında, Baskı ve Filim Merkezi yetkililerine bizzat emir vererek, Yüksek Öğretim Kanunu'nun ek 17'nci maddesini metinden çıkartmak suretiyle, TBMM'nin yapmış olduğu yasayı yok saymış, daha sonra yürürlükteki yasaya rağmen çıkarmış olduğu yönetmeliklerle ikna odalarına kadar varmış, başta öğrenim hakkı olmak üzere, temel hak ve özgürlükleri ihlâl eden uygulamalar yapmıştır. Bu nedenle, rektör Prof. Dr. Kemal Alemdaroğlu hakkında ilgili yasa maddelerine göre işlem yapılmak üzere soruşturma açılması...." Başörtüsü tartışması YÖK Komisyonu raporuna bu şekilde taşınırken MHP - FP - DYP birlikte hareket ettiler. Gazetelere göre, YÖK raporunda, "Atatürkçü öğretim üyeleri" aleyhinde bir sonucun ortaya çıkması, DSP'lileri kızdırmış. Ecevit "her şey eskisi gibi olmayacak" derken çok doğru konuşuyor. Sadece, yolsuzluk dosyalarında değil, MHP, cumhurbaşkanı seçiminden başörtüsüne kadar, DSP'den farklı. Ve giderek bu farklı tavrı sergilemekten de çekinmiyor. Tabii hükûmet sorumluluğu içinde bulunduğu için, biraz ürkekçe sergiliyor ama, özelikle komisyonlarda, zaman zaman DSP çizgisinde hareket etmemeğe çabalıyor. Takıyye (!)
Öğrenci affı Meclis'te görüşülürken, yaptığım konuşmada, MHP Genel Başkan Yardımcısı Bülent Yahnici'nin Radikal gazetesindeki sözlerine temas etmiştim. O demecinde Yahnici şöyle diyordu: "Biz başörtüsünün bir sembol olmadığını, din ve vicdan hürriyetinin, laisizmin gereği olarak türbanın serbest bırakılması gerektiğini düşünüyoruz. Kamu alanında baş örtülse ne olur? Kimsenin başını örtmesinden bu topluma zarar gelmez. Türbanı serbest bıraksak bu kavga biter. Bence Parlamento'ya da başörtüsü ile girilmesinin bir mahsuru yok. Ama ben Anayasa Komisyonu'nda 'Parlamento'ya başörtüsü ile girilmez' diye oy kullandım. Yarın bu konu, Genel Kurul'a geldiğinde, arkadaşlarımız o yönde oy kullanacak. İnancım o, oyum şimdilik o değil." Meclis'teki konuşmamı bir lâtife yaparak tamamladım: "Sizi gidi takıyyeciler sizi!" Bunun bir lâtife olduğunu da özellikle belirttim. Ama Bülent Yahnici alınmış. Aslında, öğrenci affı, maalesef istenildiği gibi çıkmadı. Başörtüsü, göreceksiniz gene sorun olmaya devam edecek. Halbuki "Kanunlara ve kanunlara uygun olmayan mevzuata uymak şartı" getirilirken, DSP'liler hariç diğer milletvekilleri, başörtüsü baskısını ortadan kaldırmayı amaçlıyordu. Yasak sona ererse, Türkiye'de daha uzlaşmacı bir zemin ortaya çıkacaktır. Akit
Baktım, yeni bir tartışma yarattığı için, Akit'i yadırgayanlar var. Bana bu konuda soru soranlara Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi çerçevesinde cevap veriyorum. Akit öfkeli ise, bu öfke, temsil ettiği kitlelerin mağduriyetinden kaynaklanıyordur. Mağduriyeti ve adaletsizliği kaldırırsanız, bu gazete de daha ılımlı bir çizgiye muhtemelen gelecektir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin teminatı altında olan düşünce hürriyeti, sadece beğenilen, hoşa giden değil, hepimizi şoke eden, rahatsız eden fikirlerin de açıklanmasını gerektirir. Ben, şahsen Akit'in manşetini bu bağlamda değerlendiriyorum. Madem aynı ülkede yaşıyoruz, aynı teknedeyiz, birbirimize tahammül etmeyi başarmalıyız. Din eğitimi
Düşünce hürriyeti, eğitim hürriyeti, din ve vicdan hürriyetinin sağlanması Türkiye'nin önünü açacaktır. Bilmem dikkat ettiniz mi? 8'inci 5 yıllık planda, "manevî gelişme" üzerinde hiç durulmadı. Anaplı Yılmaz Karakoyunlu'nun cümlesiyle "Bu plan, dili ve dini olmayan bir metindir." FP, plan değişikliği için 125 önerge verdi. 19'unu kabul ettirebildi. "Örgün ve yaygın eğitimde din eğitimine ehemmiyet verilecektir" şeklindeki masum bir önerge dahi, DSP'lilerin tepkisi ile karşılaştı. Ruh sağlığı için sporu önerenler, nedense manevî inşada esas temeli oluşturan dinden söz etmeyi nâkıs ad'etmişlerdir? Meclis, birkaç güne kadar tatile giriyor. Çıkması önemli olmayan çok sayıda tasarı kanunlaştı, buna mukabil, düşünce hürriyetine ilişkin düzenlemeler beklemede. Ayrıca mahkûmları sabırsızlığa sevk eden af kanunu da sürüncemede kaldı. Perşembe günü muhtemelen Mesut Yılmaz, istikrar adına gene "aklanacak!" Yaz ayları, hükûmet pazarlıklarıyla geçeceğe benziyor. DYP, koalisyon ortağı olma hayalinde. Çiller, bozulan ilişkilerini kuruyor. Sanırız Ecevit, DYP silâhını, MHP'ye karşı bir alternatif olarak kullanıyor veya kullanacak. Bakalım, Meclis tekrar açılınca, sonbaharda nasıl bir tablo ile karşılacağız?
nilicak@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim | Dizi |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|