YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Yazarlar

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan
Spor'dan
Dizi...

  Arşivden Arama

  I Explorer Kullanıcıları, TIKLAYIN.

 

Helalleşen 'şiddet kültürü'

Türk elitinin siyaset dilinde şiddet sembolizmi çok baskın bir vurguya sahip. Bu durum, siyasal söylemin şiddet içermesi ile geliştirilen yeni siyasetlerin şiddete dayan(dırıl)ması arasında doğrudan bir ilişki kurulmasını zorluyor. Sadece siyaset dilinde değil toplumsal önermelerle sanat, edebiyat gibi birbiriyle doğrudan ilişkili gibi görünmeyen pekçok alanın da siyasetin besle(n)diği şiddet dilinden etkilendiğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Çünkü tıpkı siyaset dili ve siyaset modelleri gibi sanat, düşünce, edebiyat gibi entelektüel oluşumlar da modernleşme, Batılılaşma projelerinden beslenen retoriklerdir. Hatta retoriği aşabilen, kendince ciddi oluşumların gelişimi biraz da şiddet kültürünü yedeğine almış retorikle mümkün olmuştur çoğu kez.

Gazete reklamlarından, 28 Şubat örneğinde olduğu gibi güce ve şiddete verilen sınırsız desteğe, hatta KİMi (feministlerin, sen bir KİMsin sloganı iyi bir örnek olabilir) dergi isimlerine kadar gizli ve açık şiddetin, dayatmanın nasıl içselleştirildiğini, nasıl kaba bir şiddet içerdiğini görmemek mümkün değil.

Emekli bir paşanın ölümü üzerine başlatılan tartışmalar bu üstü örtük sanılan şiddetin gerçekte ne kadar açık ve hemen yüzeye vuracak sığlıkta yüzdüğünü gösterdi. Bir taraf, -kullanılan nezaket uslübu tartışılabilir- tamamen metafizik bir dil (veya metafiziğe ait bir alanı referans alarak) kullanarak hakkını helal etmediğini söylüyor. Buna verilecek ne cevap olabilir? Varsa aynı dilden bir argüman geliştirebilirsiniz. Tamamen vicdani bir konu.

Oysa tümüyle ahirete yönelik bir tavra karşı "tokat gibi cevap" verme ihtiyacı duyulması şiddet, bastırma, dayatma kültürü üzerine kurulu siyaset (dili) yapmaya alışanların bilinçaltının dışa vurumundan ibarettir. "Helal etmezsen etme" ya da "bu tür şeyleri önemsemiyorum" diyememekten gelen gizli bir vicdan azabını tokatla bastırmaya çalışan psikolojiyle izah edilebilecek bir durum.

Türk aydını hele hele siyaset erbabı için bu vicdan azabı aslında ne kadar bastırılmaya çalışılırsa çalışılsın çok derinlerde yatan bir sızıdır. Bir Dinozor'un vasiyetine rağmen, Doğan Avcıoğlu'nun gizli vasiyetiyle cenaze namazlarının kılınmaları bu gizli vicdan azabıyla alakalı olduğu kadar; siyaset erbabının yeri geldiğinde şiddet diliyle helallik istemesi bastırmaya çalıştıkları Doğulu yanlarının, ölüm hali karşısında duyulan derin çaresizlikten başka ne olabilir. Osmanlı Batılılaşma hareketini başlatanlar da Cumhuriyet dönemi Batılılaşma yanlıları da toplumsal tepkileri ne kadar bastırırsa bastırsınlar bu yürek sızısını içlerinden pek kolay atamamışlardır.

Ya da zaman zaman sertlikle bastırılan tepkiler aslında bastırılamayan sızılara işaret eder. Sonuçta, en seculer alanlarda bile ortaya çıkan şiddeti helalleştirme gayreti Türk modernleşmesine özgü bir davranıştır.


29 HAZİRAN 2000


Kağıda basmak için tıklayın.

Akif Emre

 


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim | Dizi
İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED

Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri [email protected] adresine bildiriniz...