| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Sizin de canınız sıkılmıyor mu?Bazan yaşam, can-sıkıcı oluyor.. Toplumlar ve insanlar, zamanı geçirmeye çalışırken, zaman onları geçiriyor.. İşin kötüsü, çoğu insan da, bunun farkına varmıyor.. "Zaman"ın ne kadar göreceli olduğunu anlatmak için, bir örnek verelim.. 813 bin nüfuslu ada-devlet Fiji'de, ülkenin Başbakanı Mahendra Chaundy, 19 Mayıs gününden beri, silah tehdidi altında rehine tutuluyor.. Bu olaydan 10 gün sonra, Fiji ordusu darbe yapıp, yönetime el koydu.. Ama başbakan hâlâ rehine konumunda. Yani Fiji'de rejim değişti, askeri yönetim geldi.. Ama "rehine krizi" bitmedi.. Bu sürede, dünyada ne gelişmeler oldu, bir düşünün.. Ama Fijililer için, "zaman" böyle birşey.. Şimdi adını hatırlamadığım bir kitapta okumuştum.. Şöyle deniliyordu özetle: -Bir Fransız'ın beş dakikası, bir İspanyol'un beş dakikasından 10-15 dakika daha kısadır. Ve bir Fransız'ın beş dakikası, bir İngiliz'in beş dakikasından daha uzundur.. Bu gözlemi bize aktarsak, ne dememiz gerekir? -Türkiye'nin 100 yılı, Fiji'nin 100 yılından daha kısadır.. Ama Türkiye'nin 100 yılı, çağdaş ve gelişmiş dünyanın 100 yılından çok daha uzundur.. "Zaman"ın içinde nasıl patinaj yaptığımızı ve ileri gidecek yerde, yerimizde saydığımızı görmüyor musunuz? "Cumhuriyet"i, 1923'te kurarken "halk" ile "devlet" kaynaşmasındaki en önemli adımı attığımıza inanıyorduk.. Neticede "saltanat" bitmişti.. "Demokrasi" ile 1946'da, "halk-devlet bütünleşmesi"ni, iyice pekiştirdik.. Ve şimdi yıl 2000.. Bütün bu deneyimlerin, yarım, tam, klasik, modern ve post-mod8ern darbelerin ardından, geldiğimiz noktaya bakın.. "Din", "devlet", "siyaset", "asker" kavramları, birbirine geçmiş durumda.. Emekli bir komutanın vefatı dolayısıyla hatırlanan biyografisinde, "askerlik mesleği"nin boyutu, "siyasete müdahale" olgusu ile çakışıyor.. Ve bu yüzden kamuoyuna yansıyan tartışmalar, toplumdaki kamplaşmaları ve gerginlikleri ateşliyor.. Gerçi böyle olayların tek mekanı Türkiye değil.. 1973 yılında, General Pinochet'in askeri darbesi sırasında öldürülen Şili Devlet Başkanı Allende'nin heykeli açıldı geçen hafta, Şili Başkanlık Sarayı'nın önünde.. Gerçi biz de, 27 Mayıs darbesi ile öldürülen (veya idam edilen) Başbakan Adnan Menderes'i, sonunda Anıt-Mezar'a taşıdık.. Ama bitmiyor bu çekişme.. Türkiye'de askeri müdahaleler sürecinde, insanlık uzaya gitti.. Aya ayak basıldı.. Şimdi Mars'da su bulunduğu anlaşıldı.. "Gen Projesi" tamamlandı.. "inter-net"ten öteye "mobil inter-net"in çağına girildi.. Ortak Pazar, Avrupa Birliği oldu.. Türkiye hâlâ, "ordu-siyaset-devlet-halk" ilişkileri konusunda, kavga düzeyinde tartışıyor. "Devleti korumak" gerekçesi ile siyasete müdahale edilmesi, normal bulunuyor. Ve birileri de, hiçbirşey olmamış gibi, "Kopenhag Kriterleri"nden söz ediyor.. Bütün bunları yaşarken, bari sorunlarımızı çözebilsek. Kişi başına düşen gelir, hâlâ 3000 doların altında.. Kızılırmak'ın batısında küçük bir Avrupa ve Fırat'ın doğusunda da, küçük bir Bangladeş var.. Her konu, bir kriz stoku halinde.. 1980 öncesinde komünistlerin veya faşistlerin devleti ele geçireceğinden korkuyorduk.. Şimdi de, şeriatçılara karşı laikçilikle denge kurmaya çalışıyoruz.. İşte bunlar can sıkıyor.. Ezra Pound, "Criterion"unda, "silah"la "ağaç"ı karşılaştırıp, şöyle der: -Bir silahla, bir ağaç arasında tempo farkı vardır.. Silah bir kere patlar.. Ama ağaç, her baharda patlar. Kimilerimiz şimdi "zaman"a, gen projesine takık biçimde bakıyor.. -Acaba, tıptaki hastalıksız dönemi görebilecek miyim, diyor kimileri. Biz de diyoruz ki? -Acaba Türkiye'nin zaman ayarı, gelişmiş ve çağdaş dünyaya göre ayarlanacak mı? ŞAKA
Siyasi gen projesi!..
Bilim adamları insan hücrelerindeki 3,5 milyar gen formülünün şifrelerini çözmeyi başardılar..
MEDYA
Kimin kiminle problemi var?
Sheakespeare, o kadar çok yapıtı ve bu yapıtlardaki o kadar çok ismi bırakmış ki, bunları karıştırmamak için hazırlanan "Sheakespeare'de kim kimdir" diye kitaplar var. (Who ıs who in Sheakespeare. Penguin Books, London) Bu şekilde, Desdemona ile Ofelya'yı, Juliet'i, Sezar'ı, Hamlet'i ve yüzlerce edebi kahramanı birbirine karıştırmıyorsunuz.. Aslında, Türkiye'de de medya için buna benzer "kimin kiminle ne problemi var" başlıklı bir başvuru kitabı hazırlayıp, günlük gazeteleri okursak, her haberin gerçek amacını daha iyi anlarız.. Örneğin "Star" yayınlanınca, "Hürriyet" ve "Sabah" birleşip, "Bu gazete ucuza satılıyor" diye onun dağıtımını durdurdular.. Sonra onlar da, Star gibi fiyatlarını ucuzlattılar.. Ayrıca, marketlerde, benzincilerde bedava dağıtılmaya başlandılar.. Derken "Erkaya tartışmaları" ile "Star", kendisine yapılanın, "Akit"e de yapılmasını önerdi "Hürriyet"in sermayesine.. Buna karşı "Hürriyet" de, Starcıların, futbol kulüplerine olan borçlarını ödemediklerini yazdı. Oysa Star da, futbola, 600 milyon dolar aktaracakları haberini veriyor.. Bu arada, cep telefonlarının baz istasyonlarını "tehlike" olarak sunan bir kampanya da var.. Türkiye'de medya sermayesinin karmaşık kavgaları, "Elsinor Şatosu"ndan daha karmaşık trajedilere konu olabilir.
[email protected]
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim | Dizi |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|