| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Hükümet gayrı-siyasi bir varlık mıdır?Son birkaç yıldır yaşanan süreç toplumsal ve siyasal hayatta öylesine 'düşüş'e yol açtı ki, Türkiye'nin siyaset sosyolojisi deniz seviyesinde seyrediyor. Bu nedenle siyaset hakkında konuşanlara da siyaset yapanlara da sık sık 'temel bilgiler' düzeyinde hatırlatmalarda bulunmak gerekiyor. Hükümeti oluşturan partiler arasında normal bir siyasi ortamda ciddi krizlere yol açabilecek tartışmalar ve karşılıklı hamleler yaşanıyor. MHP ve ANAP arasında bir tür yıpratma politikası her aşamada ortaya çıkıyor. Bu noktada herkesin aklına gelen 'en doğal soru' hükümette bir sıkıntı yaşanıp yaşanmayacağı oluyor. Fakat bu doğal soru, hükümet üyelerine bir türlü doğal gelmiyor. Hatta bu sorunun dillendirilmesini bile 'istikrar karşıtı bir teşebbüs' olarak niteleyip aşırı tepkiler veriyorlar. Oysa siyasi partiler arasında meydana gelen ve temelini tamamen siyasetin oluşturduğu bir krizden sonra hükümette bir sıkıntı olup olmayacağı sorusunun akla gelmemesi doğal değildir, asıl akla doğallıkla gelen bu soruyu itham altında bırakmakta anormal bir durum vardır. Ve, siyasi algı ve ifade düzeyindeki reel alt-üst oluşun itirafından başka birşey değildi... Hükümeti oluşturan partilerin, siyasi tartışmaların hiçbir şekilde hükümeti etkilemeyeceğini söylemeleri, 'siyaset' ile 'hükümet' arasında 'yalıtkan' bir perde tasavvur ettikleri anlamına geliyor. Oysa 'temel bilgiler' bakımından böyle bir 'yalıtkanlık', değişmezleri sözkonusu olduğu müddetçe 'devlet' ile 'siyaset' arasında mümkündür ancak. Hükümet temsil ettiği 'siyasal erk' yoluyla 'devlet erki'ni işletme ve 'devlet'e dair değişmezlere dokunmadan 'devlet erki'ne dayanarak 'siyasal erk'i hedefe ulaştırma göreviyle yükümlüdür. Mevcutta ise farklı oluyor herşey, hükümet 'istikrar' etiketi altında devlet erkini temsil ettiğini düşünüyor ve bu temsilde 'siyasal erk'e dair hiçbir temanın olmamasına gayret ediyor. İşte bu noktada, siyaset, hükümetin sanki 'özel hayatı'na karşılık geliyor, 'devlet erki' ile birebir özdeşleşmek ise 'siyasal hayatı'na. Görüldüğü gibi ortaya çıkan tabloyu hiçbir siyasal kavramla izah etmek mümkün değil, mümkün bir izahın da 'demokrasi teorisi' içinde temellendirilebilmesine imkan yok. Zaten hükümetin kuruluşundan sonra işleyen süreç de 'siyasetsizleşme'nin doruğa çıktığı noktada, hiçbir siyaset üretmeyerek birinci ve ikinci parti olan ikili ile, siyaset üretme yeteneğini kaybetmiş üçüncü bir partinin birleşmesiyle başladı. Devlet erkinin siyasal alana tam oturarak, siyasal alanı nefessiz bırakacak kadar daralttığı bir noktada iktidar olan partiler, misyonlarını istikrar olarak niteleyince, muhafaza ettikleri tek şey siyasetsizleşmenin devamlılığı ve siyasal erkin sahasını gölgelemiş olan devlet erkinin temsili oldu. AB'ye tam üyelik sürecinin mükellefiyetlerini yerine getirme misyonundan bahseden bir hükümet, bu süreci hırpalayan gelişmelere 'istikrar' adına göz yumuyor. Siyasal anlamda verdiği tüm sözlerini, devlet erkinin iradesi karşısında geri alıyor. Özellikle 'Yüce Divan' sürecinde ve sonrasında yaşananlar hala aynı siyasetsizleşmenin hükümet düzeyinde titizlikle korunduğunu ve siyasi tartışma ve krizlerin de sanki özel hayata ait birşeymişçesine hükümetin devamlılığından bağımsız ele alındığını gösteriyor. Hükümet, hükümetin salt idari bir varlık olmadığını bunun üstünde ve bundan önce 'siyasi bir varlık' olduğunu görmemeyi 'istikrar' sayıyor.
[email protected]
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim | Dizi |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|