YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Yazarlar

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan
Spor'dan
Dizi...

  Arşivden Arama

 

 

Yazı hayatla aramızı mı açıyor?

Ben ancak olanı yansıtırım, ben ancak olanı yazarım' iddiasında olan biri acaba gerçekten yazısıyla olanı mı yansıtır ve bunun gerçekleştirilmesi mümkün müdür? Böyle bir soruyla karşılaştığımızda, açıklığa kavuşabilmek için önümüze bir başka soruyu koymamız gerekiyor: öyleyse gerçeklik dediğimiz şey (kavram) neyi ifade ediyor? Gerçek deyince neyi anlıyoruz?

"Dış kabuk en içteki özdür; görünen neyse gerçeklik odur. Sen kendin gerçeksin." (Crispin Sartwell, Edepsizlik, Anarşi ve Gerçeklik, s.14), demekle iş bitiyor mu? Görünen neyse gerçeklik odur diyerek gerçekle görünen arasında özdeşlik kurduğumuzda iş bitiyor mu? Öyleyse izlenimciler niçin gerçeği saptırıyor diye kınanıyordu? Onlar, renkleri "olduğu gibi" değil, fakat kendilerine nasıl görünüyorsa öyle yansıtıyordu. Böylece de, öznel olarak gerçekçi olanın ta kendileriydiler. İzlenimciler bir yana, idealistler bile, bir gerçek tanımı yaparken görünen gerçeğin aslının farklı bir şey olacağını ileri sürerken, farklı bir bağlamda izlenimcilerle aynı ortak noktada buluşmuş olmuyorlar mıydı?

Sartwall, biraz sonra şöyle konuşuyor: "Ben olana açığım: Bir ağaç gördüğümde, dallarını göze daha hoş gelen bir biçimde yeniden tasarlamam; ağacın sunduğu kendine has biçim ne ise onu kabul etmeye hazırım. Dünyanın kavramlardan örülmesi dünyanın dehşetli oradalığı üzerine çekilmiş ince bir astardır." (s. 55). Acaba dön dolaş aynı noktaya gelmiyor muyuz? Şu alışılmış itiraz hemen akla geliyor: kavramlardan kaçarken bile bu kez başka kavramlara sığınıyoruz. Böylece kavramların meydana getirdiği "astar"dan kaçmak hiç bir zaman imkân dahilinde görünmüyor. Sanıyorum Jaspers de aynı şeyi söylüyordu: bizi çepeçevre kuşatan bir dünya var, bu, dil'in dünyasıdır ve ondan kaçmamız mümkün değildir! Çünkü ondan kaçmak üzere başvurulan her araç, bizi zihinsel bir çabaya itecekse, bu çaba, eninde sonunda dilin içinde yer almak zorunda bulunur.

Öyleyse yüceltilmiş şeyleri dile getirirken veya bazı şeyleri yüceltmeye çalışırken gerçeklerden uzaklaştığımız kabul ediliyorsa; hayatın pisliklerini ve iğrenilecek yanlarını dile getirirken de o ölçüde gerçeklerden uzaklaştığımız kabul edilmelidir. Yüce olanın yüce olarak kabul edilmesinin gerçeğe nisbeti her ne ise; çirkin, kaba ve iğrenilesi olanın dile getirilmesi halindeki gerçeklik nisbeti de o olmalıdır.

Tamam, yazının, hayatla aramızı açtığını kabul ediyorum. Çünkü kavramların önümüze serdiği dünya, bizim içinde yaşadığımız dünya ile aramıza bir astar seriyor. Böylece dünyanın dehşetli oradalığı ile doğrudan bir temas kurma imkânım elimden alınıyor. Ama bunun tersi de aynı ölçüde doğru değil mi? Bu kavramları kullanmadığım takdirde, insan olarak benim dünya ile kurduğum temasın bir hayvanın temasından farkı kalır mı? İnsan olarak benim dünya ile temas kurmamı (onu anlayabilmemi) sağlayan araç kelimeden başka ne olabilir? Kelimelerle kurduğum böylesi bir bağlantının eksiği ve yanlışı varsa, onu düzeltmenin, düzeltiyi bir daha düzeltmenin, kelimelere bir daha başvurmaktan başka bir yolu var mıdır?


29 HAZİRAN 2000


Kağıda basmak için tıklayın.

Rasim Özdenören

 


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim | Dizi
İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED

Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri [email protected] adresine bildiriniz...