| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Küreselleşme nereye koşuyor?Küreselleşme, son zamanlarda en fazla dilimize doladığımız ama ne anlama geldiğini en az bildiğimiz kavramlardan biri. Anlayan, anlamayan herkes konuşuyor. Böyle olunca da, zaten karışık olan kafamız, iyice karışıyor. Kimilerine göre, küreselleşme, demokrasi, insan hakları ve özgürlüklerin evrenselleşmesini; dolayısıyla dünyanın bütünleşmesini sağlayacak, her ülkenin katılmak zorunda olduğu zorunlu ve dolayısıyla olumlu bir süreç. Kimilerine göre ise, dünyada yalnızca Batı hegemonyasının, özellikle de Amerika'nın dünya üzerinde kurduğu hegemonyanın kemikleşmesine yol açacak, dünyanın geleceği açısından, "bizi yok edecek" tehlikeli bir süreç. Bu yaklaşımların ikisi de, son derece totalleştirici, genellemeci/indirgemeci ve miyop/laştırıcı olduğu için yanlış ve yanıltıcı yaklaşımlar. Çünkü küreselleşme, salt olumlu ya da salt olumsuz /tehlikeli bir süreç olarak görülemeyecek kadar karmaşık özellikler arzeden; örneğin, bulunduğunuz jeo-politik, jeo-kültürel, jeo-ekonomik yere ve konuma, benimsediğiniz stratejik tavırlara göre, kendine özgü imkanları ve zaafları olan kompleks bir süreç. Bir kere, küreselleşme yeni bir fenomen değil. İnsanlık tarihinin modernlikten önceki dönemlerinde de küreselleşme örnekleri yaşanmış. Örneğin, Mezopotamya kültürleri ve İslam kültürü ilk akla gelenler. Robertson, Wallerstein ve S. Amin gibi düşünürlere göre, modern anlamda küreselleşme, 17. yüzyılda, Westphalia Anlaşması ile birlikte Batı Avrupa'da ulus-devletlerin inşası ve sanayi devriminin dinamiklerini, imkanlarının harekete geçirilmesiyle başlamıştır. Robertson modern küreselleşme fenomenini beş evre'ye ayırır. Bizi ilgilendiren son üç evredir: Bu üç evrenin ilki, 19. yüzyılın ortalarında Elektronik veya İkinci Sanayi devrimiyle birlikte başlayan ve 1920'li yıllara kadar süren süreçtir: Bu süreçte, Batı Avrupa'nın koloni imparatorlukları, dünya üzerinde siyasi, ekonomik, askeri ve kültürel hegemonya kurmayı başarmışlardır. Dünya'nın merkezi Avrupa, yani sanayileşmiş ülkeler; periferisi (çevresi) de dünyanın geri kalan bölümü yani sanayileşememiş ülkelerdir. İkinci evre, 1920'lerden 1960'ların ortalarına kadar süren ve "hegemonya kurma mücadeleleri" olarak adlandırılan evredir. Bu evrede, hegemonya Avrupa'dan Amerika'ya geçmiştir. İslam dünyası, bir aktör olarak tarih sahnesinden "çekilmiştir". Üçüncü evre, 1960'ların ortalarından itibaren günümüze kadar süren ve "belirsizlikler dönemi" olarak adlandırılan evredir. Bu dönemde, ABD, dünyanın siyasi, ekonomik, stratejik, kültürel ve askeri haritalarını belirleyen en önemli aktör konumuna geçmiş; çok kutuplu dünyanın yerini tek kutuplu dünya almıştır. Küreselleşme, Kissinger'in deyişiyle "Amerikan hegemonyasının öteki adı" haline gelmiştir ama iş burada bitmemiştir. Asıl iş, bundan sonra başlamaktadır. Peki, bundan sonra ne olacak? Uluslararası ilişkiler uzmanlarının üzerinde birleştikleri görüş şu: 21. yüzyıl, Amerikan hegemonyasının, dolayısıyla, tek kutuplu dünyanın sona ereceği bir yüzyıl olacak. Daha şimdiden, dünyada Amerikan hegemonyasının kırılmasına dönük önemli gelişmeler oluyor... Tartışmamıza Pazartesi günü devam edeceğiz.
[email protected]
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim | Dizi |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|