YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Politika

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan

  Arşivden Arama

 

                
Altan abi de mi cuntacı?

CHP'lilerin Altan abisi Altan Öymen de, cuntacı olmak suçlamasıyla Sıkıyönetim Mahkemesi'nde yargılandı. Fakat mahkeme savcının iddialarını ciddiye almadı.

İlhan Selçuk anılarında yalanlıyor, ama 12 Mart öncesinde ordu içinde oluşturulan "darbe cuntaları"nı, adı 9 Mart cuntası olayına karışan Tümgeneral Celil Gürkan da doğruluyor:

"12 Mart öncesi döneminde Silahlı Kuvvetler içinde olası bir askeri müdahale için bazı hazırlıkların yapılmış olduğu kuşku götürmez bir gerçek. Ama bu arada Silahlı Kuvvetler dışında, genellikle eski asker kökenli kişilerin oluşturdukları, ancak formasyonları itibariyle askerlikle hiçbir ilgisi bulunmayan sivil aydınların da dahil bulundukları grupların, kendi görüşleri doğrultusunda bir faaliyet halinde oldukları da bir gerçek."

Kimlerdi bu siviller?
Doğan Avcıoğlu, İlhan Selçuk, İlhami Soysal, Ali Sirmen...
CHP'lilerin Altan abisi Altan Öymen de, cunta üyesi olmak suçlamasıyla Sıkıyönetim Mahkemesi'nde yargılandı. Ama yargıçlar heyeti savcının iddialarını ciddiye almadı ve Öymen beraat etti.
32 sanıklı Madanoğlu davasında adı geçen diğer siviller ise şunlar:
Cemal Reşit Eyüpoğlu.
Hıfzı Kaçar.
Ahmet Güryüz Ketenci.

Bu davada yargılanan asker kökenli sanıklar ise Cemal Madanoğlu, Osman Köksal, Yılmaz Akkılıç, Necdet Düvencioğlu...

MİT ELEMANI DEŞİFRE OLUYOR

MİT adına cunta toplantılarını izleyip teşkilata rapor eden Mahir Kaynak, Madanoğlu davası duruşmaları sırasında, "teşkilat" tarafından deşifre edildi.

MİT raporlarının iddianamede "delil" teşkil etmeyeceğini öne süren sanık avukatları, MİT'i kendi elemanını deşifre etmeye zorlamıştı.
Mahir Kaynak açığa çıkınca davanın seyri değişti.

Savunma makamı, sanıkların bir "kışkırtıcı ajan"ın provokasyonları sonucu "cunta örgütlenmesi" içinde olduklarını öne sürdü.

Mahkeme heyeti, hem MİT raporlarında, hem de Savcı Süleyman Takkeci'nin iddianamesinde tutarsızlıklar olduğu gerekçesiyle, sanıkların beraatine karar verdi.
Gerçekte böyle bir "cunta" yok muydu?
Bütün bu iddialar bir vehimden mi ibaretti?
Madanoğlu davasının 3 No.'lu sanığı Doğan Avcıoğlu, her platformda şu düşünceleri seslendiriyordu:
"1960'larda Yön ile Türkiye'nin yönünü belirledik. Şimdi o yöne gitmek için Devrim'le devrim yapacağız."
Sanıklar yalanlıyorlardı, ama Devrim dergisi, adeta cuntanın karargahı gibiydi.

Hasan Cemal, "Kimse Kızmasın, Kendimi Yazdım" adlı kitabında, Devrim dergisiyle cunta arasındaki organik ilişkiyi doğruluyor:

"Doğan Bey (Avcıoğlu) devrimci şiddetten sözetmeyi severdi. Bu havada olanlardan biri de İlhamı Soysal'dı. İlhami abi karınca ezmez bir insandı. Ancak devrim sözkonusu olduğunda böyle konuşmaktan hoşlanırdı. Devlet ele geçirildiğinde MİT müsteşarı olmak istediğini uluorta söyleyen İlhami abinin gözü karaydı. İlhan Selçuk da her zamanki gibi ortalık yerde konuşmazdı ama farklı düşünmezdi. Böylesine fikirlerin uçuştuğu bir sohbet ortamında Çetin Altan'ın 'devrimci şiddet'le ilgili bu havayı yadırgadığını bana Altan Öymen anlatmıştı."

'KOMUTAN DERGİ İSTİYOR'


12 Mart'tan bir süre önceydi.
Devrim dergisinin kapısı çalındı.
Dergide, öğrenci olaylarını manüple etmekle görevli Uluç Gürkan ve yazı işleri müdürü Hasan Cemal vardı.
Kapıyı Hasan Cemal açtı.
Bir erle bir onbaşı...
"- Buyrun!" denildi.
Onbaşı Çankaya'dan geldiklerini söyledi:
"- Bizi Osman Köksal komutan gönderdi!" dedi Onbaşı.
Osman Köksal, derginin bazı sayılarını piyasadan bulamıyormuş, varsa birer adet "rica" ediyormuş.
"Devrim'in o sayıları ilginçti" diyor Hasan Cemal.
Asıl ilginç olan, Osman Köksal'ın kimliğiydi.

Osman Köksal, Köşk'ü korumakla görevli Muhafız Alayı Komutanı'ydı ve 27 Mayıs 1960'ta Çankaya Köşkü'nü nasıl ele geçirdiğini, Cumhurbaşkanı Celal Bayar'ı nasıl teslim aldığını ballandıra ballandıra anlatırdı Madanoğlu ve ekibinin yanında. Üstelik, renkli krokileriyle...
Osman Köksal da 9 Mart'çı ekiptendi.
Madanoğlu'yla birlikte yargılandı ve ne tesadüftür ki, o da diğer sanıklar gibi beraat etti.

'CUNTA SOLA KAYMASIN'

Avcıoğlu'nun da dahil olduğu "sol cunta" devrim yapmaya imkan bulamadı; önce, kendilerinden çok şey beklenen Orgeneral Faruk Gürler ve Orgeneral Muhsin Batur saf değiştirip Sunay-Tağmaç cephesinde yer aldı, ardından yine kendisinden çok şey beklenen Celil Gürkan grubu tasfiye edildi.

12 Mart darbesini "sola çekme" gayretleri de işe yaramadı.

12 Mart'ta "şanlı ordumuza" ve yaptığı darbeye övgüler düzen başta Cumhuriyet olmak üzere, sol eğilimli bütün yayın organları ve "sol" dernekler, Nihat Erim'in Balyoz operasyonu, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının asılması, solcu aydınlara yönelik geniş çaplı tutuklamalardan sonra "Ne oluyoruz?" diye sormaya .başladılar.

Olan şuydu:

Haşhaş ekimi sorununu bir askeri darbeyle taçlandıran CIA, darbenin mihverini değiştiriyordu. NATO ve Amerika karşıtı bir cuntanın, o koşullarda yaşaması mümkün değildi.

Yıllar sonra, Madanoğlu'nun ilişkilerini araştıranlar, şu ilginç bulgulara rastlayacaklardır.

Madanoğlu, İngiliz ajanı olduğu MİT raporlarıyla tescil edilen Saffet Lütfi Tozan'la "irtibat" halindeydi. Bu irtibattan yola çıkanlar, 9 Mart girişiminin bir "Intelligence Service" manipülasyonu olduğu iddiasını attılar ortaya.

Madanoğlu, İngilizler'le 60'lı yılların ortalarında irtibata geçmişti. 1965 seçimlerinde "bağımsız milletvekili adayı" olunca da, İngiliz büyükelçiliğine gitmiş ve "ilişki tesis etmiş"ti.

9 Mart girişimi bir İngiliz manipülasyonuydu.

Amaç, "sol" gösterip "sağ" vurmak; daha doğrusu, 12 Mart'ın sırtından ABD'nin bölgedeki çıkarlarını sağlama almak...

CUNTA ÜYELERİ BERAAT EDİYOR


32 sanıklı Madanoğlu davası Sıkıyönetim Mahkemesi'nde 2 Ekim 1974 yılında sonuçlandı.

"Delillerin serbestçe takdir ve münakaşası neticesinde tam bir vicdani ve hukuki kanaate" ulaşan yargıçlar heyeti, "sanıkların beraatlerine" karar verdi.
Olan, Mahir Kaynak'a oldu.
Hem MİT, hem de teşkilatın cunta içindeki elemanı refüze edilmişti.

Deliller apaçık ortada olduğu halde, mahkeme nasıl beraat kararı vermişti? Soruşturma neden derinlere kadar yürütülmemişti?
Sebebi basitti:
İşin içinde askerler vardı.
Orduyu daha fazla "refüze etmek" TSK geleneklerine aykırıydı.
En önemli neden de, Hasan Cemal'e göre şuydu:

"Örgütlenmemiz derine, yani ordunun tepelerine doğru gidiyordu. Çok fazla kurcalanırsa, işin içine Kara Kuvvetleri Komutanı Faruk Gürler, Hava Kuvvetleri Komutanı Muhsin Batur karıştırılabilecekti. Onun için bir yerde kesmek zorunda kaldılar."
12 Mart'tan hemen sonra gazeteci Uğur Mumcu Tümgeneral Celil Gürkan'la bir konuşma yaptı.
Gürkan 9 Mart girişimini değerlendirirken pişmanlığı yüzünden okunuyordu.
Şu samimi itiraflarda bulundu:
"İyi ki başaramadık... Bu iş yanlış başlamıştı zaten..."

'DENİZ'İN KATİLİ CUNTADIR'

Gürkan'ın "İyi ki başaramadık" dediği girişim, birçok insanın hayatına malolmuştu oysa.

Gazeteci Ahmet Kahraman'ın, 12 Mart'tan sonra asılan öğrenci lideri Deniz Gezmiş'e ilişkin yazdıkları, "cunta"nın serencamını özetlemektedir:

Eski generallerden Cemal Madanoğlu'nun başını çektiği, İlhan Selçuk ve Doğan Avcıoğlu gibi isimlerin de yer aldığı bir cunta, Başbakan Süleyman Demirel'i "yeterince Kemalist" bulmadıkları için, darbeye hazırlanmışlardı.

Ve bunlar, yayın organları ve basındaki uzantıları aracılığıyla her gün "devrim şafağı"nın "yakın" olduğunu işliyor, üniversite gençliğini provoke ediyorlardı.
Zaten baskı çemberinde olan gençler, bunlara inanıyorlardı; biraz da bu yüzden korkusuz ve ataktılar.
12 Mart darbesinden sonra tek tek tutuklandılar, birkaç yıl sonra da salıverildiler.
Ama tek başına kalan gençler asıldılar, işkence gördüler, kurşunlanıp öldürüldüler.
Deniz Gezmiş, Yusuf Arslan, Hüseyin İnan idam edilen gençlerden üçüydü.

Bunların sorumlusu, kurşunlayanlardan çok, "devrim" adına gençleri yollara, sokaklara dökenlerdi, gerçeği tersyüz edip göz bağlayanlardı...

Demirel'e karşı cunta kuranlar, 1980'lerde, 1990'larda ona teslim oldular, "devrimci" olduklarını yazmaya başladılar. Yazar İlhan Selçuk bunlardan biriydi.

DENİZ GEZMİŞ

12 Mart darbesinden sonra cuntacılar tutuklandılar, birkaç yıl sonra da salıverildiler. Ama tek başına kalan gençler asıldılar, işkence gördüler, kurşunlanıp öldürüldüler.

Bunların sorumlusu, kurşunlayanlardan çok, "devrim" adına gençleri sokaklara dökenlerdi, gerçeği tersyüz edip göz bağlayanlardı...

BİTTİ


Kağıda basmak için tıklayın.

 


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar
İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV


Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED
Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri webmaster@tallandthin.com adresine bildiriniz...