| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
'Yeni Dünya Düzeni', eskisinden ileridir!.
Biz 2000 yılında, "Avrupalı olsak mı acaba" diye tartışırken, bizim de içinde bulunduğumuz "dünya"da, işler ciddileşiyor. Biliriz ki, bütün dinler, kendileri ile aynı inançtan olmayan insanlara ve topluluklara, farklı gözle bakar.. Museviler için, Musevi olmayanlar "diğer"leridir.. Hıristiyanlar'ın, kendi dinlerinden olmayanlara karşı yaptıkları için, 2000 yılında Vatikan özür dilemek zorunda kalıyor. Neticede İslam'da da "kâfir" kavramı yok mu? Osmanlı da, Müslüman olmayan topluluklardan "cizye" benzeri vergiler almıyor muydu? 19'uncu yüzyılın başından ve belki de Napolyon'dan sonra, devreye "milliyetçilik" girdi. Bu defa toplumlar, sade dinleri ile değil, milliyetleri ile de sınıflandırılmaya başlandı.. Bugün Ruslar Çeçenler'i yok etmeye çalışırken, işin temeline hem din, hem de milliyet farkını koyuyorlar.. Daha önce de, Sırplar Boşnaklar'ı ve Arnavutlar'ı yok etmek isterken, her iki öğenin de, kriter olarak kullanıldığını gördük.. Bu 2000'li yılların dünyası, yeni bir uluslararası "ahlak ve hukuk normu"nun, insanlığa egemen oluşuna tanıklık ediyor.. Bütün tek tanırılı dinler, Allah'ın, insanları, renk, din, ırk, cinsiyet farkı gözetmeksizin eşit gördüğüne inanır.. İşte "yeni dünya" da, yeryüzünde insanlara, bu gözle bakılması özlemini seslendiriyor. - Herkes diğerinin dinini, ırkını, geleneklerini ve kültürünü kabûl edip, saygılı davranacak.. - Kimse ve hiçbir topluluk, renginden, dininden, dilinden, ırkından veya cinsiyetinden ötürü aşağılanmayacak. Bunun aksi davrananlara, artık "insanlık suçlusu" olarak bakılıyor.. "Soykırım" veya "etnik temizlik" gibi fiillerin sorumlularını, artık uluslararası kolluk güçleri yakalıyor, uluslararası yargı mahkûm ediyor. Bizim üye olmak için uğraştığımız Avrupa Birliği'ndeyse, iş daha ileri safhada.. İnsanlar, "düşüncelerinden ötürü" de, hiçbir şekilde baskı altında tutulamıyor.. Avrupa Birliği'nde, "düşünce suçu" kavramı da, çok açık biçimde tarihe karışmak üzere.. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin içtihadına göre, "düşünceyi açıklama özgürlüğü, devleti sarsan, toplumu rahatsız eden düşünce sahipleri için de geçerli" olan bir hak.. İşte böyle "yeni bir dünya"nın hem içindeyiz, bir anlamda da eşiğindeyiz.. Böyle bir ortamda, bazı Türkler'in, "biz bize benzeriz" diyerek, yeni dünyanın kurallarını ve ahlak normlarını görmezden gelmeye çalışması, en azından akılsızlıktır. Bu davranışları, "devlet adına" seslendirmek ise, doğrudan devletin geleceğini tehlikeye atan bir fiildir. Bu bakımdan, Demirel'in yeniden cumhurbaşkanı seçilmesi şartıyla anayasının özgürlükçü olacağı veya 312'inci maddenin değiştirilebileceği yolunda yapılan pazarlıklar, en hafif deyişi ile "ayıp"tır.. Demirel ister seçilsin, ister seçilmesin.. Ama eğer Demirel'in siyasi varlığı, Türkiye'nin özgür, sivil ve çoğulcu bir demokrasi olması yolundaki bir ipotekse, bu varlığın, siyasetin ve toplum hayatının dışında kalması, daha doğrudur. Aynı kompleks durum şimdiki Fazilet Partililer ve Prof. Erbakan'ın simgelediği yapı için de sözkonusu.. Bir dönemde, "ben daha fazla Müslümanım" diyerek, siyasi rekabeti sürdürmek belki mümkündü.. Ama bu tutum, hem demokrasiyi, hem de Müslümanlar'ı, çok büyük çıkmazlara sürükledi.. İmam-Hatipli öğrencilerin başına gelenler, başörtüsü zulmü, pekçok müteşebbisin "yeşil sermaye" diye damgalanması ve "28 Şubat post-modern müdahalesi", bu çıkmazlara birkaç örnek.. Sanırız ki, ilgili her kesimin, Türk toplumunu dünyadan kopartacak anlayış ve davranışları geride bırakması gerekiyor. "Derin devlet"in de, "derin milletin" de, bütün kesimleri ile, eskisinden farklı düşünüp, öyle davranması için, tam zamanıdır.. Tarih miyobisi, ulusların hayatını hep kazalara sürükler. ŞAKA
Ölçü kaçınca..
FİNKEL
'Washington Post'a bir aferin!.
'The Washington Post' gazetesinde yayınlanan ve 'Yeni Şafak'ta da çevirisi yer alan Andrew Finkel'in Türk medyası hakkındaki haber-yorumu, dikkatle ele alınması gerekli bir metindir.. Biz Türk okurları olarak "Yeni Rusya"daki ekonomiye "Leningrad Mafyası"nın falan egemen olduğunu, bir polisiye vaka biçiminde izliyoruz.. James Bond filmlerinde de, Rusya'yı eline geçiren mafyaların yaptıklarına, hayretle bakıyoruz.. Finkel'in yazısı, buna yakın bir tabloyu, Amerikan başkentindeki etkili okur çevresine sunuyor.. Türkiye'de yanına "medya patronu" almadan, özelleştirme ihalelerine girmenin mümkün olmadığı falan anlatılıyor.. Bu gerçekleri hepimiz ve burada bulunan yabancı gazeteciler ve diplomatlar da biliyor.. Ama Finkel, ilk kez "Pandora'nın Kutusu"nu açtı.. Şimdi 'New York Times'ın Kinzer'i gibi isimler de, çaresiz uyanabilir.. Çünkü 'The New York Times'ın da, Türkiye'deki kartel medyasının uzantısı gibi izlemesine sebep oldular Türkiye'yi.. Demek ki gerçekten 'Washington Post', Amerika'nın en güvenilir gazetesiymiş.. "Türk Watergate"ine de, bu gazete ilk kez el attı..
mehmetbarlas@attglobal.net
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|