YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Yazarlar

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan
Spor'dan
Bilişim'den

  Arşivden Arama

  I Explorer Kullanıcıları, TIKLAYIN.

 

Bir kez geldi, bir kez gitti

"Bu hayat"la ilişkimiz bir defalığına... Bir kez geldik (ne ki geldik bir kere)... gidişimiz de bir defalığına olacak...

Bu eceli değiştirme, erteleme hakkımız yok! İstisnası da yok! Şikâyet de yok! Çünkü her nefis ölümü tadacak ve tabiatıyla, O'na, el-Hayy'ul-Kayyum olan Rabb'ul-lemîn'e dönecektir. Bu yazgı değişmez, değiştirilemez!

Peygamber efendimiz (sa) "Refik-i A'lâ"ya kavuştuğunda, Hz. Ömer'in, "Kim Muhammed öldü derse, onu öldürürüm" diye feryad ettiği rivayet olunur. O karmaşada Hz. Ebubekir'in cevabı pek hakîmânedir: "Kim Muhammed'e kulluk ediyorsa, bilsin ki o ölmüştür. Ve fakat kim Allah'a kulluk ediyorsa, bilsin ki el-Hayy olan sadece O'dur!"

İnsan'ı diğer canlılardan ayıran bir diğer özelliği de öleceğini bilmesidir. Bu bilgiyi köklü bir dünya tasavvuru haline getiren İslâm Medeniyeti, ölümü hak bilen insanların medeniyeti idi; ölümü ve ölülerini hatırdan çıkarmayan insanların... bu dünyadaki hayatın (dünyanın) kısa olduğunu, geçici olduğunu, en nihayet sona ereceğini bilen insanların... el-Hayy'ul-Kayyûm'a kavuşmaktan korkmayan, korkmak ne kelime, bilâkis sükûnetle, kalb-i selimle O'nun huzûruna çıkmayı arzulayan, özleyen insanların...

Böylesi bir bilincin hükümfermâ olduğu bir Medeniyet'in, sadece ölümü ve ölülerini değil, mezarlıklarını da önemseyeceği gayet tabii idi...

Mezartaşlarına Hüve'l-Bâkî mührünü kazıyan insanlar, herşeyin, herkesin fenâ bulacağını bildiklerinden, bu hakikati bir hayat düsturu haline getirmişler ve mezarlıklarda O'nun bekâ sıfatını zikretmeyi bir âdet-i müstahsene hâline getirmişlerdi.

İnsanlarımız ölülerine Kur'an okuyorlardı; ölüleriyle temaslarını muhafaza ediyorlardı; ölüleri, tarihlerini temsil ediyordu çünkü... Hayat hem geçmişti, hem de gelecek... Geçmiş olmasaydı, gelecek de olmazdı, olamazdı onların itikadlarına göre...

İnsanlarımız tarihlerini unutmaya başladıklarında, ölülerini de unutmaya başladılar... Onlarla temas kurmaya çalışan büyüklerine dudak büktüler, hatta dudak bükmekle kalmadılar bilgiçlik de ettiler... Anlamı dünyaya hapsettiler en nihayet... Ve dünyevîleştiler...

Mezarlıklar da bundan nasibini aldı; pek tabii ki türbeler de.... Mezarlıklarını unuttular; ölülerini unuttular; ölümü unuttular....

Ölüm artık hatırlanmaması gereken bir a'razdı... Bu nedenle insanın fenâ bulacağını, bekâ'nın ise sadece O'na mahsus olduğunu itiraf etmek istemediler... Bu hakikati kendilerine hatırlatacak her türlü simgeyi ayaklar altına aldılar ve bir süre sonra simgelerini yitirmekle kalmadılar, kendilerine sadakatlerini temin eden imgelerini de yitirdiler...

Meşrutiyet ve Cumhuriyet dönemlerinin ünlü ideologu Ziya Gökalp'in (öl. 1924) mezartaşının üzerinde Hüve'l-Bâki simgesinin bulunmaması acaba bir rastlantı mı? Sanmıyorum... Zira Cağaloğlu'ndaki İttihatçı Mezarlığı'nın tam ortasında yer alan bu mezartaşı, yeni bir dönemi ve farklı bir âlem tasavvurunu imlemesiyle dikkat çeker... (Yeniçeri Ocağı yok edildiğinde, İstanbul'da Yeniçeri mezarlarını simgeleyen bütün mezartaşlarının da yok edilmesinin nasıl bir anlamı varsa, hiç şüphesiz, mezartaşlarının bugünkü biçimine kavuşmasının da bir anlamı var.)

Ölümü hatırlatan herşey dünyamızdan kovulmaya çalışılıyor... Hayatın hızı, hayatımızın hızı, ölüme kavuşmamızı farketmemizi engelleyecek şekilde ayarlanıyor... Şöyle bir durup, "Ne oluyor, nereye gidiyoruz?" bile diyecek fırsatı bulamadan dünyadan ayrılmamız isteniyor... Ölümden ötesini unutmamız için ölümü unutmamız isteniyor bizlerden...

Öyle ya, ölümü unutanlar, ölümden ötesini düşünebilirler mi?

Düşünemezler! Hal böyle olunca, yapıp etmelerinin hesabını vereceklerini de düşünmezler, düşünmek istemezler... Ölmeyecekmiş gibi hırsla, ihtirasla dünyaya sarılırlar...

Bir insanın herhangibir makama kaç kez gelip gittiğinin hiçbir önemi yoktur; zira insanlara dünya tahtırevânında defalarca alçalıp yükselme şansı verildiği halde, unutulmamalı ki bu tahtırevâna bir kez binmek hakkı verilmektedir. Binaenaleyh, tahtırevândayken alçalıp yükselmek değildir önemli olan; asıl önemli olan, birgün bu tahtırevândan inilecek olmasıdır.

"Ehemmi mühimme takdim etmek" kaidesinden maksad da bu olsa gerek!

Not 1: Bu, erken tarihli bir vefat yazısıdır.

Not 2: Bir Kur'an Şâiri: Mehmed Âkif ve Kur'an Meâli, "Bîrun Kültür Sanat Yayıncılık" tarafından neşredildi. Âkif dostlarına duyurulur.


23 MAYIS 2000


Kağıda basmak için tıklayın.

Dücane Cündioğlu

 


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim
İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED

Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri webmaster@tallandthin.com adresine bildiriniz...