![]() |
![]() |
| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Şimdi sıra 'mazruf'taCumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer merak konusu; bunu da doğal karşılamak gerekiyor. Toplum hâfızası siyaset kökenli iki cerbezeli cumhurbaşkanına ait anılarla dolu; selefleri asker kökenli cumhurbaşkanı da kamuoyu önüne çıkmayı seven bir kişiydi. Cumhurbaşkanı Sezer ise, bir önceki görevi Anayasa Mahkemesi başkanlığından da biliyoruz, konuşkan olmadığı gibi, görüş açıklamaya da fazla meraklı değil... Cumhurbaşkanı seçildikten sonra kamuoyu önüne çıkmasını gerektiren rutin işlerde değişik bir 'profil' çizdi Ahmet Sezer. Kendisini izleyen korumaların sayısını azalttı, makam aracını kırmızı ışıklarda durdurdu ve törende kendisini diğer konuklardan farklı kılan iri koltuğun daha küçüğüyle değiştirilmesine ses çıkartmadı. Yemin törenine 'frak' yerine Meclis içtüzüğünde yer alan 'koyu renk elbise' ile katılmasını da unutmayalım. Bunlar öze, içeriğe yönelik uygulamalar değil elbette, işin daha görünür tarafında, zarfta dolaşıyoruz. Buna rağmen, yeni cumhurbaşkanının kişiliğini tanımamıza yol açan ufak tefek ipuçları oldukları da kesin bunların. Sezer'in Çankaya günlerinin 'değişik' bir dönem olacağı belli... İlk ipuçları, Ahmet Sezer'in 'akıntıyla birlikte gitmek' niyetinde olmadığını gösteriyor. Frak yerine koyu renk elbise giymesi hem bu özelliğinin, hem de kulağına fısıldananlar yerine kuralları kitabından okuyarak öğrenme kararlılığının bir göstergesi. Bir başkası olsaydı, selefleri ne yapmışsa onu aynen tekrar ederdi; ancak o, kuralı öğrenip ne yazıyorsa onu yerine getirmeyi yeğlemiş... Sezer'in 'hukukçu' ve 'kuralcı' kişiliğine ışık tutan bir davranış bu... Makam aracını kırmızı ışıkta durdurma, kocaman koltuğu küçüğüyle değiştirme aslında sıradan davranışlar. İçindeki cumhurbaşkanı da olsa her araç toplumu bağlayan kurallara uymak zorunda elbette; cumhurbaşkanı olmakla insanın kademi büyümediğine göre ayrıcalığı koltuğun iriliğiyle göstermeye çalışmak da gülünç. Çok sayıda koruma daha iyi korunma anlamına gelmiyor; güvenlik konusunda aşırılığa paydos edilmesi de gerekliydi. Bu olumlu başlangıçlar, Çankaya'nın yeni sâkini hakkında kamuoyunun beklenti puanlarını yükselten bir etki yapıyor; buna kuşku yok. Öyle sanıyoruz ki, Çankaya Köşkü'nün tumturaklı tören geleneklerinin ve protokol listesinin yeniden gözden geçirilmesinde de yarar var. Ancak, görünüşe (zarfa) dair bu değişimi öze (mazrufa) dönük adımlar izlemezse, bu durum büyük bir hayal kırıklığına yol açabilir. Cumhurbaşkanı Sezer varsın yine konuşmasın, ancak onun tâlimatıyla olduğu bilinen gelişmeleri başlattığını görmek de, sanıyorum, hakkımız. Döneminin nasıl geçeceğini merak edenler, şu günlerde başlatacağı girişimlerden ilk işareti alırlarsa fena mı olur? Cumhurbaşkanlığının törenlerden ibaret bir makam olmadığını, Sezer'in hukukçu kişiliğinin devlet anlayışını etkilediğini görmek istiyoruz. Yaklaşık iki haftadır gündemi belirleyen fâili meçhul siyasi cinayetleri işleyenlerle ilgili haberler sözgelimi; haberler ve uyandırdığı tepkiler, giderek emniyet ve yargıyı halkın gözünde küçülten bir biçim almaya başladı. Tarlaya bırakılan silâhlar ve patlayıcı maddeler geçmiş eylemlerle ilintili çıktı, bunun bir anlamı var; ancak "İşte câniler" diye tanıtılan kişiler ile olaya giydirilen 'dış mihrak' boyutu sırıtıyor. 'Gerçek' ile 'giydirilmiş gerçeklik' arasındaki mesafe gittikçe açılıyor ve bu da devlet kurumlarının yıpranmasını getiriyor. Bakan ve başbakanın tavırları tuhaf, güven vermiyor. Bu noktada, cumhurbaşkanının, gerçekleri aydınlatmak için bir girişimi doğru olmaz mı? Siyaset dışından gelen bir cumhurbaşkanının, konulara ısındırana kadar, dış politika alanından uzak durmasında bir yanlışlık yok; bu amaçla önceden kararlaştırılmış dış gezilere çıkmaması da doğal. Ancak, gelecek ay Tahran'da yapılacak ECO Zirvesi'ne katılmama niyetinin doğruluğundan kuşkuluyuz. Aydınlara yönelik cinayetlerin ardında 'İran parmağı' bulunduğu kuşkuları kesinlik kazanırsa, duyulan rahatsızlığı ve işbirliği dileğini cumhurbaşkanı düzeyinde iletmek daha doğru olmaz mı? Olayın gelişme biçimi, Türkiye-İran ilişkilerini zedeleme amaçlı bir 'dezenformasyon' operasyonunu andırıyor; bu tuzağa düşmemek daha akıllıca bir davranış değil midir? Türkiye, İran ve Pakistan ile Orta Asya'daki cumhuriyetlerin üye olduğu ECO, Türkiye ile İran arasında bir nüfuz mücadelesine sahne oluyor; Türkiye'nin zirvede düşük temsili, bölgeyi İran'ın daha fazla etkisine açık hale getiren bir sonuç verirse, bundan kim zararlı çıkmış olur? Cumhurbaşkanı Sezer'in görüntüye yönelik düzeltmeleri iyi; şimdi sıra akılcı kararlarla kamuoyuna güven aşılamaya geldi. Emniyet eksenli tartışmalar ve ECO Zirvesi bunun fırsatı işte...
fkoru@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|