YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Yazarlar

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan
Spor'dan
Bilişim'den

  Arşivden Arama

  I Explorer Kullanıcıları, TIKLAYIN.

 

İslâmcılık canlanacak mı?

Aralarından bazıları her ne kadar köklü bir reforma uğramış olsa da Avrupa'nın Katolik ağırlıklı ülkelerinde Komünist Partilerin sonu gelmedi. Çünkü bu ülkelerde yalnızca örgütlü olmaklığı bakımından değil aynı zamanda belli sayıda insana kol kanat geriyor ve böylelikle belli sayıda insanı sultası altında tutuyor olması sebebiyle Katolik Kilisesi kendi kapsama alanı dışında kalan, dengeleyici, karşıt bir toplumsal iktidar öğesinin varlığına gerekçe sağlıyor. Katoliklerin çoğunlukta olduğu ülkelerde Komünist Partisi yürütme erkini bilfiil kullanmadan da siyasi güvence sağlayabilecek bir melce konumunu üstlenebiliyor.

Avrupa'nın Protestan ağırlıklı ülkelerinde ise Komünist Partilerin esamisi okunmuyor. Çünkü Protestan Kiliseleri kendi aralarında her ne kadar örgütlenseler de savundukları ilâhiyat tarzı yüzünden elleri altında ulus-devletin yetkesinden sıyrılmayı hayırhah sayan insan öbekleri tutuyor olmaları imkânsız. Protestan Kiliseleri devlet karşısında bir melce kabul edilmediği, bilâkis devlet kiliseye, kilise devlete göndermede bulunduğu için, bu yetke odakları karşılarında Komünist Partileri gibi dengeleyici melce türemesine sebebiyet vermezler. Demek ki bir dine olan mensubiyetle bir devlete (hele de modern bir devlete) olan mensubiyet arasında şekli her ülkede değişen sıkı ilişkiyi hesap dışı tutarak toplumun işleyişi üzerine düşünce üretmek çok yanıltıcıdır.

Kafamızı ideolojik safsataların tasallutundan kurtardığımız zaman söz konusu ilişkinin Türkiye'de nasıl tebarüz ettiğini kolaylıkla anlayabiliriz. Ülkemizde dinin pratik alanının tamamen ve eksiksiz, gediksiz devletin tekelinde bulunuşu toplum yapısında gücünü dinden alan farklı bir odağın doğuşunu imkânsız kılmaktadır. Üstelik "farklı bir odak" ne bir istek, ne bir eğilim, ne de bir girişim olarak gündemin bir maddesi olmuştur. Türkiye'de kendini din pratiğine bağlanmış kabul eden insanlar herhangi bir "kilise(?)ye" değil, şöyle veya böyle bir usûl takip ederek devlete kayıtlıdır. Kayıtlı olmaktan duyulan memnuniyet ve/veya memnuniyetsizlik vakıanın sübutuna hiçbir değişik boyut getirmiyor. Dolayısıyla Türkiye'de şartlar ne olursa olsun İslâmcılık devletten bağımsız bir pratik varlık arz etmesinin imkânsız olduğu bir teorik yaklaşım düzeyinde kalmak mecburiyetindedir. Şimdiye kadar da hep öyle kalmıştır.

Mesele bu teorik yaklaşımın kaynağını tanımadadır. Kaynak tanındığı zaman bir düşünce akımı olarak İslâmcılığın ve İslâmcıların ne türden bir hayatı benimsedikleri de görülebilir. Eğer İslâmcılık son otuz yılda kazandığı karakteri muhafaza edecek ve devletin talimatıyla hareket eden ideolog ve teorisyenlerin ortaya döktükleri tezlerin yedeğinde bir düşünce akımı olmaktan başka bir karaktere bürünmeyecekse siyasi konjonktüre bağlı zigzaglar çizmeye devam edecek. İslâmcılığın canlanması ancak onun günübirlik uyarlanma zaafını yenmiş haliyle, bir toplum tasarısı, daha doğrusu bir toplum tasarısının güdücü unsuru olarak çok sayıda insan tarafından benimsenmesi suretiyle mümkün olabilir.


23 MAYIS 2000


Kağıda basmak için tıklayın.

İsmet Özel

 


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim
İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED

Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri webmaster@tallandthin.com adresine bildiriniz...