![]() |
![]() |
| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Bıktıran kısır döngü"Umut Operasyonu" gündemdeki yerini aynı doğruludaki gelişmelerin çoğalması eşliğinde koruyor. Umut Operasyonu'na paralel bir karakteri olduğu anlaşılan "Malazgirt Operasyonu"ndan da bahsediliyor, benzer bir gündem dahilinde. Neredeyse her cinayetle ilgili birbirinden bağımsız iki ekibin çalıştığı ve ekiplerin ayrı ayrı topladıkları bilgilerin, başında İçişleri Bakanı Tantan'ın bulunduğu bir komisyonun bilgi havuzunda toplandığı söyleniyor. Gelinen noktada, kimi iddialar içeriklerindeki "spekülasyon dozunu" aynen koruyarak yargıya intikal etti. Bunların "umut" bağlanan taraflarının mı, yoksa "spekülatif" yönlerinin mi gerçek olduğunu yakında anlayacağız. Olayların şimdilik bir ucu Susurluk'a dayandı bile. Neredeyse cumhuriyet tarihinin "karakutusu" gibi takdim edilmeye başlanan "Yeşil"in ve ona yakın kişilerin olayların merkezindeki yerlerini almaları da gecikmedi. Peki şu ana kadar hangi karanlık olayın aydınlanmasına dönük "kesin" bir açıklamayla karşı karşıyayız diye, olayların gerektirdiği "rasyonalite" doğrultusunda bir soru sorsak, gerçekten elimizde ne var? Birbirini tekzip eden, doğrulukları da yanlışlıkları da "kuvvetle muhtemel" olmayı aşıp "delil" mertebesine ulaşamamış bir sürü iddia ortalıkta dolaşıyor sadece. Kesin olan tek şey, İran'la ilişkilerin, dış politikanın gerektirdiği "soğukkanlılığın" sınırlarını aşırı zorlayacak şekilde aceleyle askıya alınmış olması. Bunun siyasi ilişkiler düzeyinde görece olması anlaşılır birşey bir bakıma, fakat İran'a gitmesi önceden planlanan Dış Ticaret Heyeti'nin çalışmalarının askıya alınmış olması, içeriyi aydınlatalım derken dış ilişkileri karartma yeteneğimizi sergilememiz gibi algılandı. İran'la ilgili iddialar kesinleşirse, kuşkusuz, bundan daha ağır yaptırımlara yönelmek kaçınılmaz ve gerekli olur, ama birçok şey iddia düzeyindeyken, iddialardan yola çıkarak, dış politikayı etkileyecek sonuçlara ulaşmak, dünyanın hiçbir yerinde akıllıca bir iş sayılmaz. Peki sistemin demokratikleşmesi ve hukukun üstünlüğü ilkesinin hayata geçirilmesi konusunda bir aşama kaydedilmesi bakımından bu gelişmeler ne ifade ediyor? Bu konuda "müsterih" olmamızı sağlayacak bir sonuca varmak da güç. Bu tip olayların hemen her biri Susurluk'la ve kontr-terör yapılanmalarının uzantılarıyla dolaylı ya da dolaysız bağlantılı olarak sahne alıyor. Dün üzerine gidilmeyen her olay, bugün daha bir katlanarak ve karmaşıklaşarak boy gösteriyor. Bu nedenle, kimi tetikçilerin bulunmasına kadar gayet başarılı görünün birçok operasyon bile, iş asıl noktalara gelince pörsümeye terkediliyor. Susurluk'un ortaya çıktığı günden bugüne üzerine gidilmeyen birçok ilişki, bugün yine önümüzde ve bu kadar spekülasyonun ortasında üzeri örtülmeye çalışılan şeylere bakarak, yarın yine önümüze çıkacağını tahmin etmek güç değil. Bunca gürültüye rağmen herşey bıktırıcı bir "kısır döngü" içinde kalınca, demokratikleşme sündürülüyor, hukukun egemenliği sulandırılıyor. Karanlık ilişkileri aydınlatmak üzere atılan her adım, içindeki yeteneksizlik yüzünden, "el altından" toplumdaki umutsuzluğu besliyor. Bu sefer farklı olabilirdi, ama ilk günden itibaren, olayların dış politikada belli gelişmeleri "hedefleyerek" ve içerde gerçekliği kanıtlanmamış bir sürü spekülasyonu yüklenerek gündeme getirilmesi ve bu derece çürük kurguların bazen devletin resmi ifadeleri olması, işin sulandırma tarafını öne çıkardı. Gerçekliği kanıtlanmamış iddialar üzerinden bu kadar büyük biçimlendirmelere soyunmak, son tahlilde, bu ülkedeki insanlara, demokrasinin ve hukuk devletinin imkansızlığını gösterme gayreti olmuyor mu?
ocelik@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim | Bilişim |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|