YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Yazarlar

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan
Spor'dan

  Arşivden Arama

 

 

İçinden troleybüs geçen yazı

Bir yakınım, "Aşk olsun, Oktay Bey'e haksızlık etmisşin" diye beni kınadı. "Kafası karışık" demekle Hürriyet başyazarının ileri yaşına telmihte bulunmuşum. "Sen de 25 yıl sonra onun yaşına geleceksin" dedi o yakınım.

Haksız bir azarlama; dünkü yazımı yazarken "Oktay Bey yaşlı da kafası ondan karışık" diye hiç düşünmemiştim. 'Kafası karışık olmak' Oktay Ekşi'nin de içinde bulunduğu çevreler için bir övünç kaynağı şu sıralar... Önce, Milliyet'te Hasan Cemal, Bilkent Üniversitesi'nde karşılaştığı gençlerden hareketle, "Kafam karışık, ne güzel" diye bir yazı yazdı, ardından Hürriyet yönetmeni Ertuğrul Özkök, Hasan Cemal'i takdirle "Benim de kafam karışık" diye dünya âleme ilân etti. Her kafası karışık olan yaşlı değil sizin anlayacağınız...

Sonra, ben, ileri yaşında yazmaya devam eden meslektaşlara gıpta ederim. 20 mayıs tarihinde, "Sezer acele etmiyor mu?" başlıklı yazısının son paragrafı olan, "İyi anımsarız... 1950'de cumhurbaşkanı seçilen Celal Bayar, Kızılay'dan Ulus'a troleybüsle gelince pek sevinmiştik, ama iştihamız kursağımızda kalmıştı" cümlesini ben yazabilmek isterdim. Ama nerde; onun gazeteci olarak gözlemde bulunduğu o olay sırasında ben doğmamıştım bile. Oktay Bey'in mesleki geçmişi benim yaşımdan fazla...

Yine de, "Sürç-ü lisan ettikse, affola" diyorum.

Beni esas tedirgin eden, Basın Konseyi başkanı sıfatını da taşıdığı halde, Oktay Ekşi'nin, başyazarlığını yaptığı gazetenin 'ajan-gazeteciler' tartışmasının ekseni olmasına ses çıkartmaması... Bilebilecek durumdaki biri, bir Hürriyet yazarı için, "MİT'in numaralı ajanı" iddiasında bulundu; ardından o yazarın MİT tarafından medyaya sızdırıldığı yazıldı. Suçlanan yazar, o da neden sonra, "Beni medyaya MİT soktuysa, çok okunan bir yazar olmamı da MİT mi sağladı?" cümlesi dışında bir tepki vermedi. Bütün bu tartışmalar olurken, Hürriyet başyazarı susmayı tercih etti...

Oysa, Oktay Bey'in bu konuda hassas olduğunu iyi biliyorum. Böyle bir ilişkiyi 'çok büyük bir meslek ayıbı' sayar Hürriyet başyazarı... Ancak, nedense, kendi sütununda veya başında bulunduğu kuruluş adına bu kanaatini şimdilerde tekrarladığını görmedim. Benim üzüntüm bundan.

Oktay Ekşi'nin 'meslek ayıbı' tepkisini vermesine sebep olan olay 1992 yılında yaşandı. Yalçın Küçük, haftalık 'Yeni Ülke' gazetesinde, Hürriyet başyazarı için, "Demirel Ekşi'nin MİT ile ilişkisini, varsa görevinin derecesini araştırmak zorundadır; acaba Hürriyet gazetesi Oktay Ekşi'nin ikinci adresi mi oluyor?" diye sordu. Oktay Ekşi'nin tepkisi gerçekten sertti. Yalçın Küçük'e noter kanalıyla bir ihtarname gönderdiği gibi, kendi sütununda da zehir zemberek bir cevap verdi.

O cevabın konuyla ilgili bölümü şöyle: "Bizim inancımıza göre önemli olan bir insanın hangi işi yaptığı değil, işini iyi ve dürüstçe yapıp yapmadığıdır. O nedenle bir kimse, ister MİT'te çalışsın, ister MİT'le ilişkili olsun, bizi ilgilendirmez. Yani bunlara bakarak kimsenin, ne daha 'şerefli' olduğunu düşünürüz, ne de kimseye 'şerefsizlik' atfederiz. Ama bazı işlerin ötekilerle uyuşmadığını biliriz. Örneğin 'açık istihbarat' yapan 'gazeteci'nin, 'kapalı istihbarat' dünyası ile, bu arada MİT ile bağlantı kurmasını çok büyük bir meslek ayıbı sayarız." (Hürriyet, 14 eylül 1992).

Konuyu kendi sütununa taşımanın doğru olup olmadığını epey düşünmüş Hürriyet başyazarı ve neticede "Okuyucunun yazılarını izlediği kişi hakkında tam ve doğru bilgi alma hakkı olduğuna" karar vererek 'okur huzuruna' getirmiş... Ancak Oktay Ekşi ve "Okurun öğrenmeye hakkı var" diyen Hürriyet sorumluları, aynı hakkı şimdiki okurlara sağlamıyorlar...

'MİT ajanlığı' onun üzerine pek oturmuyor. O daha yukarıdan bakabilen bir gazeteci. Kendisini "Devlet gibi adam" diye anmayı yeğlemişimdir hep. Bu tespitim, "Üstelik bu olayla ilgili olarak devletimize ve polisimize yönelik kuşkuları zihnimizden atacağımız için memnunuz" (8 mayıs) türü ifadelerinden kaynaklanmıyor; her dönemde üzerine görevler düştüğü için de 'devlet gibi adam'dır Oktay Bey... 27 Mayıs darbesi ardından Kurucu Meclis üyesi olmuş, 12 Eylül darbesinden sonra SODEP saflarında siyasete atılmış, Kenan Evren'in özendirmesiyle Basın Konseyi'ni kurmuştur...

Oktay Ekşi'nin bir devlet görevi daha vardır geçmişte: Türkiye'nin Londra büyükelçiliğinde 'mahalli kâtip' olarak hizmet vermiştir... Kendisinin "Ben, MİT ile şu veya bu şekilde ilişkili olmak bir yana, adı ve gazetelerde yayınlanan bilgiler dışında bu teşkilât hakkında hiçbir bilgisi olmayan bir gazeteciyim" açıklaması doğrudur...

Oktay Ekşi için "Kafası karışık bir başyazar" dememin ileri yaşıyla ilgili bir telmih olmadığını açıkladım. MİT ile ilişkisi bulunmadığına dair tepkisini de buraya taşıdım. Herhalde, 'ajan-gazeteci' tartışmasına neden katılmadığı, "MİT'in numaralı ajanı" olduğu bilinen bir yazarla aynı gazete çatısı altında nasıl bulunabildiği konularında bilgilenmeyi hak etmişimdir artık... Hürriyet'te sorun varsa, göndersin, burada yayımlayayım.

Telmih ne kelime, Celal Bayar cumhurbaşkanı seçildiğinde (mayıs 1950) gelişmeleri izleyip 50 yıl sonra hiç aksatmadan görevini yapmaya devam eden Oktay Ekşi gibi gazetecilerimiz olduğu için mutluyum bile... Başka türlü 1950'de Ankara'da troleybüs çalıştığını nasıl hatırlayabilirdim ki?


24 Mayıs 2000


Kağıda basmak için tıklayın.

Taha KIVANÇ

 


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim
İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED

Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri webmaster@tallandthin.com adresine bildiriniz...