YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Politika

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan

  Arşivden Arama

 


İsmet Paşa görevden alınıyor

Atatürk, Fevzi Çakmak'ı çağırdı. İsmet Paşa'yı görevden alacağını, ordunun buna tepkisinin ne olacağını sordu. Mareşal Çakmak, "Muvafıktır Paşam!" dedi.


İnönü'nün niyeti "çıkış" yapmaktı gerçekten.Bir süredir gergin olan ipler tamamen kopma noktasına gelmişti.Mustafa Kemal'in doğrudan icraya müdahalesi canını sıkıyordu. Devlet işlerini istediği gibi çekip çeviremiyordu; ya Soyak'tan, ya Kılıç Ali'den, her gün bir "emir" geliyordu. Bir başka can sıkıcı nokta da, Bayar'ın varlığıydı.
Bayar'la birlikte Başbakanlık yetkileri adeta "by pass" edilmişti.
Görünen şuydu:

Cumhuriyet fikriyatının hayata geçirilmesinde "etkin" olmuş bu ikili hiçbir noktada anlaşamıyorlardı. Son yıllarda ilişkileri hep çatışmalı ve çetrefilli yürümüştü. İsmet Paşa "karma ekonomi"ye kayan daha katı, daha devletçi bir tutumu savunurken, Atatürk "imkanlar dahilinde" liberal açılımlar istiyordu.

"BENİMLE GELİNİZ PAŞA"

Çankaya'daki "kavgalı" oturumdan bir gün sonra...
Atatürk'ün programında İstanbul seyahati vardı. Dil Kurultayı'na katılacaktı.
Sabah Çankaya'dan çıktı, Atatürk Orman Çiftliği'nde bir kahve içtikten sonra Ankara Garı'na geçti.
Gar kalabalıktı.
Sıradan protokol görüntüleri...
Milletvekilleri, Bakanlar, meraklı siviller salonu hıncahınç doldurmuştu.
Başbakan olarak İsmet Paşa da hazır bekliyordu orada.
İsmet Paşa gelirken Kazım Özalp ve Ali Çetinkaya'yı da (İstiklal Mahkemeleri'nin ünlü Kel Ali'si) almıştı yanına.
Atatürk önce İsmet Paşa'nın, sonra da Kazım Özalp ve Ali Çetinkaya'nın ellerini sıktı.
Trenin hareketine çok az bir zaman vardı.
Atatürk, bir ara İsmet Paşa'ya yaklaştı, elini tutarak hafifçe çekti.
"- Paşam, siz de benimle geliniz. Nasıl olsa Dil Kurultayı için İstanbul'da bulunacaksınız..."
İnönü duraksadı:
"- Fakat ben yarın geçecektim Paşam!"
"- Bugünün işini yarına bırakma demişler... Ayrıca sizinle görüşeceklerim de var."
Der demez, İsmet Paşa'yı kolundan tutup trene doğru sürüklemeye başladı. İnönü direnmedi.
Mustafa Kemal doğru özel kompartınanına yürüdü. İsmet Paşa ile birlikte içeri girdikten sonra kapıyı örttü.
Az sonra tren hareket etti.
Kapalı kapılar arkasında Cumhuriyet'in sürekli Başbakanı İsmet İnönü ile, Cumhuriyet'in kurucusu Mustafa Kemal, ayrıntılarını tarihin hâlâ merak ettiği konuşmalarını yapıyorlardı.
Bu aynı zamanda son konuşmalarıydı.
Sonuç?

"BAŞVEKİLSİNİZ CELAL BEY"

İstanbul'daki Dil Kurultayı'ndan hemen sonra, Mustafa Kemal, Genelkurmay Başkanı Mareşal Fevzi Çakmak'ı çağırdı. İsmet Paşa'yı görevden alacağını, ordunun buna tepkisinin ne olacağını sordu.
"- Muvafıktır Paşam!" dedi Mareşal.
Fahrettin Altay, anılarında, Mustafa Kemal'in İsmet Paşa kaynaklı bir "oldu-bitti"den çekindiği için, önceden orduyu bağladığını yazıyor.
Orduda, tümgeneral, tuğgeneral düzeyindeki subaylar İnönü'yü destekliyorlardı. Genç subaylar arasında da çok sayıda taraftarı vardı.
Kısacası, Atatürk, İnönü'nün hislerine kapılıp orduyu bir "macera"ya sürüklemesinden korkuyordu. Komitacı bir gelenekten geliyordu ikisi de... İkisi de ordunun yöntemini çok yakından biliyordu.
Oysa, Atatürk, Dolmabahçe Sarayı'ndaki Dil Kurultayı'nda kararını vermişti:
İnönü'yü azledecekti.
Bu tasfiyenin zahmetsiz olması için nabız yokluyordu. İçişleri Bakanı Şükrü Kaya'nın da fikrini almıştı.
İktisat Vekili Celal Bayar'la konuşmasında ise, sözünü, "Artık Başvekilsiniz Celal Bey" diye bağlamıştı.

"İNÖNÜ AZLEDİLİYOR"

Bayar, anılarında, Başbakanlığa nasıl getirildiğini şöyle anlatıyor:

1937 Eylül'ünde Dolmabahçe'de Dil Kurultayı vardı. Sabah, davet saatinden beş-on dakika önce Dolmabahçe'ye gittim.
Hiçbir şeyden haberim yoktu.

Atatürk'ün İstanbul'a geldiğini bildiğim için, kendisine bir 'Hoşgeldiniz' demek istiyordum.

Atatürk'ün dairesine doğru yürürken Ali Çetinkaya ile karşılaştım. Çetinkaya beni görünce biraz telaş ve heyecanla koluma girdi. Benim bir hiçbir şeyden haberim olmadığını farkedince güldü, gayet samimi bir şekilde:
"- Celal Bey" dedi, "Atatürk'ün yanına gidin, bekliyorlar. Size bir şey teklif edecek, sakın reddetmeyin. Memleketin hayrınadır..."
Atatürk'ün bulunduğu salona geldiğimde kapı açıktı.
Yürüdüm.
İçeride Atatürk'ün her zamanki yakın arkadaşları vardı. Yüksek sesle bir şeyler konuşmaktaydılar.
Salonun ortasında ayakta durdum.
Birden bir sessizlik oldu.
Atatürk arkadaşlarına döndü, yüksek sesle:
"- İşte kendisi geldi" dedi, "Vazifeyi tevdi edelim, alıp yürütsün."
Sonra bana döndü:
"- Başvekilsiniz Celal Bey. Tebrik ederim, başarılar dilerim."
Şaşırdım. Milletvekili, Bakan ve kurultay üyesi olarak girdiğim salondan Başbakan olarak çıkıyordum.
21 Eylül 1937 tarihli gazetelerde şu haber yer alıyordu:

"Başvekil İsmet İnönü'nün talep ve ricası üzerine, Reisicumhur tarafından kendisine bir buçuk ay istirahat için mezuniyet verilmiş ve Başvekil vekaletine (Başbakanlığa) İktisad Vekili Celal Bayar tayin olunmuştur."

ATATÜRK HASTALANIYOR

İsmet Paşa'ya, "rahatsızlık" bahanesiyle bir buçuk ay "istirahat için mezuniyet" verilmişti, ama bir süre sonra Atatürk rahatsızlandı.
1938 yılının yaz aylarına kadar kamuoyundan gizlenen bu hastalık, sonbahara doğru iyice ağırlaştı.
Bu arada İsmet İnönü ne yapıyordu?
Başbakanlık'tan azledilmişti.
Morali bozuktu.

Fırsatını bulduğunda Atatürk aleyhinde atıp tutuyor, Başbakanlık'tan indiriliş biçiminin "şık" olmadığını söylüyordu.

İsmet Paşa kaynaklı dedikodu ve şayiaların Atatürk'ün yakın çevresi tarafından "endişe"yle, hatta "istikrah"la izlendiği vakıa...
Atatürk de rahatsızdı bu söylentilerden.

Hatta bir ara bir dedikodu dolaşır olmuştu ortalıkta: Atatürk'ün silahşörü olarak nam yapmış Recep Zühtü Bey, artık canına tak ettiğini, İsmet İnönü'yü vuracağını söylüyordu.

Atatürk'ün yakın arkadaşı ve eski yaveri Salih Bozok, yılların gazeteci Asım Us'a, Atatürk'ün gördüğü bir rüyayı nakledecektir...

Atatürk'ün rüyasına göre, bir bilardo masasının başında bir adam oturmaktadır, etrafta da otuz kırk kadar subay... İçlerinden biri şaka ile bilardo masasının başındaki adama ateş eder. Meğer vurulan İsmet (İnönü) imiş. Ayağa kalkar, 'Ne oluyoruz' der. Atatürk o zaman bu subayların Ermeni İhtilal Komitesi'ne mensup olduklarını anlar.
Bu rüya ne kadar doğru?
Recep Zühtü Bey'in İnönü'yü vuracağını söylemesi ne kadar gerçek?
Bu soruların cevabı yok.

Ancak, bazı tarihçiler, son günlerini hasta yatağında şuuru kapalı bir biçimde geçiren Atatürk'ün, İsmet İnönü'nün öldürüldüğünü sandığını, Salih Bozok'un naklettiği rüyanın ise bu "sanı"ya ait bilinç dışı bir sayıklamanın ürünü olduğunu öne sürüyorlar.

YARIN : Cumhurbaşkanı kim olacak?


Kağıda basmak için tıklayın.

İsmet Paşa'ya, "rahatsızlık" bahanesiyle bir buçuk ay "istirahat için mezuniyet" verilmişti, ama bir süre sonra Atatürk rahatsızlandı. 1938 yılının yaz aylarına kadar kamuoyundan gizlenen bu hastalık, sonbahara doğru iyice ağırlaştı. İnönü Başbakanlık'tan azledildiği için kırgındı. Fırsatını bulduğunda Atatürk aleyhinde atıp tutuyor, Başbakanlık'tan indiriliş biçiminin "şık" olmadığını söylüyordu. İsmet Paşa kaynaklı dedikodu ve şayialar Atatürk'ün yakın çevresini rahatsız ediyordu.
İSMET İNÖNÜ: Sabrım tükendi BENİM, büyük Atatürk zamanında başvekâletten ayrılmam, siyasi hayatımızda vakit vakit istismar konusu olmuştur. Büyük siyasi sebeplere, büyük bir düşmanlık ifadesine bağlanmak istenir. Tafsilatı ile her tarafını anlattım. Nihayet, o zaman sabrım tükendi. Canım yirmi sene memleketin, hayatımızın en çetin maceralarını beraber çalışmışız, görüşmüşüz ve böyle bir ortak hayat yaşamışız. Bu kadar yakın gece gündüz münasebette bulunan insanlar, yirmi sene zarfında bin defa kavga etmişlerdir. Her kavga 24 saatten fazla sürmemiştir, devam etmişizdir. Bu da o çeşit kavgalardan biridir ve ayrılmaya, aralık vermeye müncer olmuştur. Niye böyle anlıyorsunuz, dedim. Gençlerin hepsi birden hak verdiler.

DARBEDEN KORKUYORDU Fahrettin Altay, anılarında, Mustafa Kemal'in İsmet Paşa kaynaklı bir "oldu-bitti"den çekindiği için, önceden orduyu bağladığını yazıyor. Bu yüzden Mareşal Çakmak'ın desteğini istedi. Orduda, tümgeneral, tuğgeneral düzeyindeki subaylar İnönü'yü destekliyorlardı. Genç subaylar arasında da çok sayıda taraftarı vardı. Kısacası, Atatürk, İnönü'nün hislerine kapılıp orduyu bir "macera"ya sürüklemesinden korkuyordu. Komitacı bir gelenekten geliyordu ikisi de... İkisi de ordunun yöntemini çok yakından biliyordu.


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar
İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV


Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED
Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri webmaster@tallandthin.com adresine bildiriniz...