YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Yazarlar

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan

  Arşivden Arama

 

 

80 öncesinin bunalım uzmanları iş başında

 
Bu iki liderin en iyi bildiği şey kriz yaratmak ve kriz ortamlarından yararlanarak statükonun korunmasını sağlamaktır.

 

Cumhurbaşkanlığı seçiminin kriz yaratmaması için ortaya atılan formülün Türkiye'yi getirdiği noktaya bakın...

Bundan âlâ yapay kriz olur mu?

40 yıldır bu ülkede istikrar adına yapılmaması gereken ne varsa yapmış bir politikacıyı, yine böyle sahte bir istikrar arayışı adına Meclis iradesine dayatmak, kriz meraklılarından başka kimin işine yarar?

Bu son olay da açıkça gösterdi ki, kartel medyasının bütün çabalarının aksine, kafalarında ve gündemlerinde demokratik yaklaşımlar barındırmayan bu iki eski tüfek politikacının en iyi bildiği şey bunalım yaratmaktır.

1980 öncesinde düşmanmış gibi görünüyorlardı ama amaçları aynıydı.

Kriz yaratmak. Kriz yaratarak sorun çözmek.

Tabii onlar kriz yaratmış, sorunu da görünürde askerler çözmüştü.

12 Eylül darbesinin antidemokratik, baskıcı, militarist karakteri, onların, siyaset yoluyla suçlanmaları, siyasetten tasfiye edilmeleri gereken bir ortamdan mağdur olarak çıkmalarını sağlamıştı.

Biz de gidip bu siyasi mevtalara yasakları kalksın diye demokrasi adına oy vermiştik.

Sanmıştık ki, siyasi yasakların kalkması bir adımdır, arkasından onların da desteği ile diğer yasakların kaldırılmasına sıra gelecektir.

Aradan bunca yıl geçti, biz bile yaşlandık, ama hiçbir zaman o yasakların kalkmasına sıra gelmedi.

Onlar, 12 Eylül mağduru olarak, diğer 12 Eylül mağdurlarını, yani yasaklarının kalkması için oy kullanan bütün insanları kandırmışlardı.

Hâlâ da kandırmaya devam ediyorlar.

Ecevit'i görüyor musunuz? Nasıl da yüz hatları gerilmiş bir şekilde " Olmaz!" diye direniyor.

" Olmaz, 312 yasağının kalkmasının daha sırası değil!"

DSP saflarında, kendilerine demokrat diyen birtakım sendikacı, gazeteci, bilim insanı vb. de hazırol vaziyetinde liderlerine onay veriyorlar.

" Sırası ne zaman gelecek?" diye soran yok.

Demirel'e bakın...

12 Eylül mağdurluğundan, askeri kesimin sözcülüğüne, 28 Şubat'ın koordinatörlüğüne soyundu. Geçmişte söylediği bütün sözlerin bir kalemde üstünü çizerek.

Her ikisi de yasakların kaldırılmasını isteyenlere karşı sıradağlar gibi kendilerini siper ederek direndiler. Direnmeye de devam ediyorlar.

Her ikisi de, devleti yöneten erk odaklarına karşı direnmek yerine, yasakların kalkmasına, demokratikleşmeye ve Türkiye'nin değişimine ilişkin taleplere karşı direnmeyi tercih ettiler.

12 Eylül öncesi düşmandılar, sonra baktılar manfaatleri ortak. İkisi de iktidar istiyor.

İktidar ise güç odaklarının elinde.

Güç birliği ederek güç odaklarının hizmetine girmenin daha akıllıca bir şey olduğunu anlayacak kadar siyasette deneyimliler.

Böylece arkalarında güç odakları, al gülüm, ver gülüm bu ülkeye yönetmekten kolay ne olabilir.

Arada terslikler olursa, aba altından sopa göstermek, kriz tehditlerinde bulunmak yeterli olabiliyor.

Önce Demirel, Ecevit'in azınlık hükümetine imkan tanıdı. Onu iktidara taşıdı.

Şimdi de Ecevit, Demirel'in cumhurbaşkanlığı görevini sürdürmesini niçin bu kadar canı gönülden istiyor olabilir?

Onun ifadesine göre istikrarı korumak adına.

Ona göre, " Demirel seçilmezse ülke bunalıma girer. Şu sırada memleketin bunalıma tahammülü yok."

Fakat Anayasa değişikliği tartışmaları ve Meclis'teki Anayasa oylamaları istikrar adına memleketi bir kriz ortamına sürükledi bile...

Şimdi ülke, bütünüyle cumhurbaşkanlığı seçimi meselesi ile ilgili. Neredeyse her gösterge bu seçime endekslenmiş durumda.

Hani Demirel'in cumhurbaşkanlığı istikrar getirecekti?

Bırakın seçilmesini, daha adaylığı aşamasında bile ülke krizin eşiğine geldi.

Dedik ya, bu iki liderin en iyi bildiği şey kriz yaratmak ve kriz ortamlarından yararlanarak statükonun korunmasını sağlamaktır.

Anayasa oylamasında milletvekilleri, liderlerin istediği doğrultuda oy kullanmadı diye Ecevit'in Meclis'i nasıl tehdit ettiğine bir bakın...

"Anayasa değişikliğine oy vermeyenler iki adım sonrasını düşünsünler" diyor.

Ne, kader arkadaşı, Meclis çoğunluğunun eğilimine bakıp adaylıktan feragat ediyor... Ne de kendisi vazgeçiyor.

Biri milletvekillerini tehdit ederken, diğeri, ikinci oylamaya kadar ' saray kulislerini ' sürdürmek üzere devlet işlerini bir kenara bırakıyor.

Türkiye'nın istikrarı ve geleceği, demokratik anlayıştan nasibini alamamış ve değişime karşı direnen güçlerin temsilcisi iki 12 Eylül mağduruna kalmışsa ne yazık!..

Ve ne yazık ki, bu yasakçıların yasaklarının kalkması için oy kullananlara...


2 Nisan 2000


Kağıda basmak için tıklayın.

 


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar
İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED

Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri webmaster@tallandthin.com adresine bildiriniz...