YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Yazarlar

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan

  Arşivden Arama

 

 

İnanın ve alışın

 
Oylamaların sonucunu öğrenen Amerikalılar da şok olmadılar; tersine, Türkiye'yi yakından bilen ve izleyen Amerikalıların, Meclis'in gösterdiği tavırdan müthiş etkilendiğinin de tanığıyım.

 

"Ay, inanmıyorum..." Bu hayret ifadesini duyunca sesin sahibini tanıdım ve hemen geldiği yöne doğru seyirttim. Ünlü bir işadamı, Türkiye'den gelen haberi belli ki ilk kez duyuyordu. Haberi nasıl aktardıklarını bilemezdim elbette, ama onun nasıl tepki verdiğini başkalarıyla birlikte izleyebildim... İlk anlaşılır cümlesi şu oldu işadamının: "Şimdi biz bunu Amerikalılara nasıl anlatacağız?"

Dünyanın her tarafında bürokratlardan da, akademisyenlerden de daha geniş ufukludur işadamları; bizde de genç nesil işadamlarının birer 'dünya adamı' olduklarını biliyorum. Ancak, devletle iş yapa yapa devletçi refleksler geliştirenler de var aralarında ve onlar için en sihirli sözcük 'istikrar'... Bu zaaflarını keşfeden 28 Şubatçılar en büyük desteği o tiplerden gördü; Süleyman Demirel'in görev süresinin uzatılması projesinde de aktif görev aldı o tipler... Şimdi de, "Ay, inanmıyorum..." türü tepkilerle şaşkınlık belirtmekten geri durmuyorlar...

Olayları ideal bir yerden izliyorum: Washington'dan... Bu yıl ondokuzuncusu yapılan Türk-Amerikan Konseyi (ATC) toplantısında, her defasından daha kalabalık bir katılımcı ordusuyla birlikteyim. Savunmadan turizme uzanan geniş bir ilgi alanına cevap vermek üzere düzenleniyor bu toplantı ve işadamları yanında siyasileri ve üst düzey bürokratları da çekiyor... Bu yıl fazla gazeteci yok; Kanal-7 haber dairesi başkanı Ahmet Hakan Coşkun dışında bir de ben Türkiye'den gelerek gelişmeleri Amerikan başkentinden izliyoruz...

Bazı çevreler, süre uzatma projesine daha da güç katmak amacıyla destekçileri arasına yabancıları da kattılar... "Amerika istiyorsa mutlaka olur" gibi bir kanaat var ya, o sebeple, kimse projenin yarı yolda kalacağına ihtimal bile vermiyordu... Özellikle işadamları, kendilerini o hisse fena halde kaptırmış görünüyorlar; işadamının "Şimdi bunu Amerikalılara nasıl anlatacağız?" tepkisi bu yüzden...

Oysa, Amerikalılar, Türkiye'deki gelişmeyi bizimkilerden önce duydular. Görebildiğim kadarıyla, "Projemiz olmadı" diye karalar bağlayan çıkmadı içlerinden... Hatta daha ileri giderek kaydedeyim, sanki böyle bir gelişmeyi bekliyor gibiydiler... Muhataplarının, uzun uzadıya "Demirel seçilmese de istikrar devam edecek" ninnisi söylemelerine gerek bırakmadılar... Türkiye'yi iyi bilen bir-ikisi ise, âşina kulaklara sevinç aktarmaktan kendini alamadı...

Geçen hafta kıdemli bir dış politika yazarının "Yabancılar da 'Baba' diyor" başlıklı yazısını okuyunca çok şaşırmıştım, şaşkınlığımı Kulis'e de taşıdım. Dün de, çok satan bir gazetenin yöneticisi, Ankara'da görev yapan büyükelçilerin Demirel'den 'Baba' diye söz ettiklerini tekrarlayıp, 'duayen' dediği bir büyükelçinin, "Daha önce yazdığım istikrar raporunu yeniden mi kaleme almam gerekecek?" sorusunu sütununa taşımış... Büyükelçi, "Türkiye'nin sorunları var elbette; ancak orta ve uzun vâdede istikrar görünüyor" demiş raporunda. Demirel (yani 'Baba') seçilemeyince üzülmüş adam...

Eğer 'duayen' sıfatı beni yanıltmıyorsa, yazıya konu edinilen büyükelçi Avrupa'nın güneyindeki bir ülkeden; iki ay kadar önce evinde verdiği yemeğe dâvet ettiği az sayıda kişi arasında ben de vardım ve cumhurbaşkanlığı seçimi üzerine geyik muhabbetine ben de katıldım. Bıyık altından gülerek "Baba" dediğini de hatırlıyorum; ama o sıfatı kullanırken yüz ifadesinin hiç de saygılı olmadığı gözümün önünden hiç gitmiyor... Diplomat tabii, ne yapsın, alayı tebessümünün gerisine saklıyordu adam... Benim, "Neden Demirel seçilemez" görüşümü dinledikten sonra, aralarından hiçbirinin, 'istikrar' üzerine nutuk çekme ihtiyacı duymadığı da belleğimde...

Oylamaların sonucunu öğrenen Amerikalılar da şok olmadılar; tersine, Türkiye'yi yakından bilen ve izleyen Amerikalıların, Meclis'in gösterdiği tavırdan müthiş etkilendiğinin de tanığıyım. Bu kadar baskıya ve şantaja rağmen, seçilmişler, kendilerine temsil vekâleti veren vatandaşa ihanet etmediler... 'Duayen' büyükelçinin evindeki yemekte, "Önümüz bayram; milletvekilleri memleketlerine gidip vatandaşın projeye tepkisini gözleriyle görecekler" öngörüsünde bulunmuştum. "Babacı" olduğu ileri sürülen 'duayen diplomat' o tespitimi de herhalde hatırlıyordur...

Bazen anadilde de öyledir, ama anadilimiz olmayan bir dille anlaşmaya kalktığımızda, kullanılan sözcükleri teker teker bilsek bile, muhatabımızın kastını anlamakta zorlanabiliriz. Bir büyükelçi, gülerek, lâfının arasına "Baba" sözcüğünü yerleştirirse, bu, onun beğenisini mi, yoksa kendi ülkesinde ancak yasadışı tiplerin patronları için kullandıkları sıfatın bir cumhurbaşkanına yakıştırılmasıyla alay ettiğini mi gösterir? Ben, "Alay ediyor" demiştim o sözcüğü duyduğumda, kıdemli dış politika yorumcusuyla çok satan gazete yönetmeni "Diplomat bizim Baba'yı beğeniyor" zehabına kapılmışlar...

İlk tepkisi "Ay, inanmıyorum" olan işadamı, ATC toplantısında konuyu konuşma fırsatı bulduğu her düzeyden Amerikalının hafif tertip sevindiklerini görünce rahatlamıştır sanıyorum. Yönetimden biri, bana, "Belki de Türkiye'ye istikrar böyle bir altüst oluştan sonra gelir" demesin mi? Ben de bu lâfı hemen o işadamına taşıyıverdim...

Demirel gidiyor diye Washington da, öteki Batılı başkentler de yasa bürünmedi; merak etmeyin...


2 Nisan 2000


Kağıda basmak için tıklayın.

Taha KIVANÇ

 


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar
İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED

Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri webmaster@tallandthin.com adresine bildiriniz...