YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Yazarlar

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan

  Arşivden Arama

  I Explorer Kullanıcıları, TIKLAYIN.

 

ABD, rengini belli etti

Demirel'in yeniden cumhurbaşkanı olmasını sağlayacak, o son derece ilkel ve çıkarcı Anayasa Değişikliği Paketi'nin Meclis'in direğinden dönmesi; dolayısıyla parlamentonun, uzun bir "ara"dan sonra ilk kez önemli bir konuda inisiyatifi ele alması, hem kendine güvenini, hem de halk nezdindeki saygınlığını artırdı.

ABD devrede!

Ancak, parlamentonun inisiyatifi ele almasından kaynaklanan sevincimizin ve umutlarımızın pek de uzun sürmeyeceğine dair ciddi gelişmelerle, "müdahale"lerle karşı karşıyayız.

Cumhurbaşkanlığı seçimi konusunda bugüne dek rengini belli etmeyen ABD, dolaylı yollarla rengini nihayet belli etti. Sorun, ABD'nin rengini belli etmesi değil elbette ki. Sorun, ABD'nin belli ettiği rengin, parlamentonun iradesini etkisizleştirerek, herşeyi alt üst edebilecek "nitelik"te olması.

Amerikan yönetimiyle dirsek teması halinde olan ve ABD'nin gerek Orta Doğu, gerekse Türkiye'ye ilişkin politikalarının belirlenmesinde kilit rol oynayan kurumlardan biri olan Washington Enstitüsü (The Washington Institute for Near East Policy) adlı think-tank kuruluşunun "Türkiye Masası"nın beyni Alan Makovsky, cumhurbaşkanlığı seçimiyle ilgili bir yorum yazısı yazdı.

Bu yazı'dan sonra, cumhurbaşkanlığı seçimi, yeni bir sürece girebilir. Çünkü yazıda, Türkiye'deki cumhurbaşkanlığı seçiminin yönünü belirleyebilecek görüşler ve "uyarılar" yer alıyor.

Yazının ana teması şu: Cumhurbaşkanlığı seçimleri, Türkiye'de 28 Şubat'la birlikte gerçekleştirilen "balans ayarı"na halel getirecek bir mecraya sürüklenmemeli, sistem üzerinde kesin olarak netleşen asker-sivil dengesini bozmamalı. Aksi takdirde Türkiye "siyasi istikrarsızlığın hakim olduğu yeni bir döneme", yeni bir kaosun eşiğine sürüklenebilir!

Anlaşılan o ki, parlamento'nun, iradesini Demirel'in bir kez daha cumhurbaşkanı olmasını engellemek yönünde ortaya koyması, ABD'nin pek hoşuna gitmemiş!

Makovsky, Demirel'in gitmesinin üç alanda önemli etkileri ve sonuçları olacağını söylüyor: "Sivillerle askerler arasındaki ilişkiler; Türkiye'nin dış politikası; ve enerji politikaları".

Makovsky'nin yazısından ABD'nin, özellikle son iki konudaki Amerikan-karşıtı politikalar benimsediği bilinen Mesut Yılmaz'ın cumhurbaşkanlığına sıcak bakmadığ kesin olarak anlaşılıyor.

ABD'nin "hassasiyet"leri ve "uyarı"ları!

Makovsky, Türk Parlamentosu'nun "tutucu ve muhafazakar çoğunluktan oluşması" nedeniyle yeni cumhurbaşkanının parlamentonun bu yapısını yansıtacak biri olabileceğini belirtiyor ve ardından da cumhurbaşkanlığı seçimi dolayısıyla Türkiye'yi üç tehlikenin beklediğini vurgulayarak, "uyarı"sını yapıyor.

Makovsky, bu üç tehlikeyi şöyle açıklıyor:

Birinci tehlike: "Parlamento'da cumhurbaşkanlığı seçimi sırasında uğranılacak yenilgi hükümeti düşürebilir". Makovsky, bu ihtimalin zayıf olduğunu söylüyor.

İkinci tehlike: "Ortak bir aday üzerinde anlaşmazlığa varılması, koalisyonun uyumunu bozabilir". Makovsky, bu tehlikenin ciddi olduğunu ve liderler zirvesinin de bu tehlikeyi önlemek amacıyla planlandığını belirtiyor.

Üçüncü tehlike: "Yeni cumhurbaşkanının İslam konusunda takınacağı (olumlu) tavır, sivil-asker dengesini bozabilir". Makovsky, "asıl ciddi tehlike bu" diyor ve bu konuda şu ilginç "uyarı"yı yapıyor:

"Demirel'in muhtemel halefi, oy toplama kaygısıyla Demirel'in YÖK Başkanlığı atamasını değiştirmeye kalkışabilir veya bu doğrultuda vaatte bulunabilir. Ya da türbanlıların davasına sahiplenebilir. Bu durumda, orduyla sorunlar çıkabilir ve Türkiye giderek umut vaadeden ekonomik reform rayından çıkıp, siyasi istikrarsızlığın hakim olduğu bir döneme girebilir."(!)

Buyurun burdan yakın!

Makavsky'nin "hassasiyet"le dikkat çektiği noktalar, bu sütunda 28 Şubat projesinin kimler tarafından ve ne amaçlarla hayata geçirilmeye çalışıldığına dair yazıp çizdiklerimizi harfiyyen doğruluyor.

TBMM'nin tavrı ne olacak?

Hafta sonundaki bir yazımda, Türkiye'nin, elitlerle-toplumsal dinamikler; elitlerle-küresel güçler; ve toplumsal dinamiklerle-küresel güçler arasında yaşanan üç gerilim ekseni'nin var olduğundan sözetmiştim.

İşte cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde bu üç gerilim ekseninin üçü de devrede. İlk gerilim ekseninin yolaçtığı anormal sorunlar, cumhurbaşkanlığı seçiminde de ilk bakışta dış aktörlerin belirleyicilik rolünü güçlendirmeye yarayabilir. Ancak toplumsal dinamikler, bu konuda dış aktörlerin müdahalelerini zaman zaman püskürtebilecek güce sahip olduğunu herkese kanıtladı. Parlamentonun Anayasa değişikliği paketini geçirmeme yönünde iradesini beyan etmesi işte bunun son örneği.

Türkiye'nin, bugüne dek hem iç, hem dış politikaya ilişkin temel sorunlarda, toplumumuzun çıkarlarını, taleplerini ve önceliklerini yeterince koruyamayacak kadar edilgen politikalar geliştiregelmiş olması, cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde dış aktörlerin, toplumsal dinamiklerin temsilcisi olan parlamentonun iradesini kendi çıkarları doğrultusunda yönlendirme iştahlarının kabarmasına yol açıyor.

İşte Parlamento, bu tür hayati önem taşıyan durumlarda ülkenin çıkarlarını koruyabilmek için var. Parlamento'nun, cumhurbaşkanlığı seçimi konusunda ABD'nin rengini belli etmesinden sonra, geçen hafta olduğu gibi bundan sonra da iradesini, toplumumuzun çıkarları yönünde göstermeyi başarıp başaramayacağını önümüzdeki haftalarda hep birlikte göreceğiz.


13 Nisan 2000


Kağıda basmak için tıklayın.

Yusuf KAPLAN

 


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar
İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED

Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri webmaster@tallandthin.com adresine bildiriniz...