![]() |
![]() |
| Türkiye'nin birikimi... | ||
|
|
'Maymun oluyoruz'
Türkiye'de artık anlaşıldı ki Susurluk olayı gibi şeyleri aydınlatmaya gerçekten gücü yetecek olan kişilerin veya odakların böyle bir niyeti yok. Aydınlatmak isteyenlerin gücü yok. Aydınlanmamış olması şaşılacak bir şey değil. Tersi şaşırtıcı olur. Nasıl bir süreç sonunda ortaya çıktı oyun? Bütün kaynakları, yerli, yabancı basında çıkan herşeyi taradım. Hatta Amerikan senatosunun zabıtlarını bile okudum. Türkiye'de bu işlerle uğraşmaya görevlendirilmiş olan kişilerle konuştum. Gerçeklere bakınca birtakım şeyler meydana çıktı. Birtakım işler yapılmış, dönmüş. Bunu yapan insanlar nasıl insanlardır acaba, sorusuna gelince, orada tiyatro yazarının görevi başlıyor. Oyunda koruma görevlisi olan kontgerilla seyirciye çok da sevimli gelen bir tip... Tüm bu rezalete ve çarpıklıklara rağmen temiz kalmış insanlar da var. Bembeyaz değiller belki ama açık gri... Bayır tipi de öyle bir insan. Onu da topluma gösterelim ki biraz da topluma umut vermek lazım. Seher Vakti'nde derin devlete çalışan arkadaşlarını savunan bir kahraman da var. Ve köşeye sıkıştığında Emniyet birimlerindeki bazı isimlerin neden böyle bir yola girdiğini anlatırken aslında sistemin insanları zorladığını söylüyor... Türkiye'de inanılmaz bir gelir dengesizliği var. Bunun Susurluk'la doğrudan doğruya bir ilgisi yok ama ilgisi çok. Susurluk, İsveç'te niçin yaşanamazdı? İsveçliler bizden daha iyi insanlar olduğu için mi? Daha akıllı, daha dürüst insanlar oldukları için mi? Hayır. Ama İsveç'teki birikim ve olaylar işi bu noktaya getirmezdi. Patron oyunu skandalına ne diyeceksiniz? Devlet Tiyatrolarının yüzde yüz özerk olması, hiçbir dış etkiye kapılmamış olması, ideal budur... Ama açıksözlü olmak lazım: Tiyatroda demokrasi olmaz. Demokrasi tiyatronun başına kimlerin getirileceği kararlaştırılırken işleyen mekanizma içinde olur. İdeal bir düzende toplumun çoğunluğunun istediği kişiler siyasal iktidarı eline geçirir. Onların görevlendirdiği bir kişi bakan olur. Orada demokrasi işler. Sonra bakan, kendi sorumluluğuyla bir yerlere, örneğin DT'ye bir genel müdür atar. Ondan sonra bu genel müdürün yönetimi kendi sorumluluğu altındadır ve yalnız topluma hesap verme durumunda olur. Kendi içinde disiplini olmazsa tiyatro işlemez. Çünkü tiyatro, egoların çakıştığı bir alandır. Herkes kendini dahi, büyük sanatçı sayar, vazgeçilmez sanatçı sayar. Orada çok net çizgilerle herkesin görevi ve yetkisi belli edilmez ve buna uyulması sağlanmazsa tam bir anarşi olur.
GÜLCAN TEZCAN
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|