![]() |
![]() |
| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Borsalar durulmaz çalkalanmadan!Borsalar düşüşe geçince, yatırımcılar cin çarpmışa dönüyor. Nasıl dönmesinler? O kadar bel bağladıkları 'Yeni Ekonomi'nin kalesi, hayır Kutsal Kâsesi, Nasdaq bir haftada yüzde 25 düşüverdi. Böylece yatırımcılar tam tamına 2.1 trilyon $ 'kaybettiler'. Kayıp kelimesine vurgu yapıyorum, çünkü bunun nereden 'kazanıldığı' malûm. Kazanç, geldiği yere gidiverdi! Düşüşün şiddeti 1929'daki Kara Cuma veya 1987'deki Kara Pazartesine rahmet okuttu. Hisse senetleri sadece 14 Nisan Cuma günü 1 trilyon $ değer kaybettiler. Aslında ortada çalkantıyı açıklayacak fazla reel veri yok. Amerikan ekonomisi büyümeye devam ediyor. Ne var ki, borsalar belirli aralıklarla insan irâdesine yan çizerler. Her şeyin yolunda gözüktüğü uğraklarda, birdenbire fırtınalar esmeye başlar. New York Borsası endeksi (Dow Jones) 19 Ekim 1987 günü 508 puan birden düşerken yatırımcılar küçük dillerini yutmuşlardı. Tokyo Borsası endeksi (Nikkei) ise 1990'ın dokuzuncu ayında, yıl başına göre dolar bazında yüzde 91 değer kaybetmişti. Yani sene başında ortalama 100 bin doları olanların Eylül ayında sadece 9 bin dolarları vardı! Bu 91 bin dolar nereye gitmişti? Nitekim, 1987'deki çöküşte New York borsasına kayıtlı senetler bir hafta içinde tam bir trilyon dolar değer kaybederek 3 trilyondan 2 trilyon dolara gerilemişlerdi. Kaybolan neydi ve nereye gitmişti? Bu çılgınca "düşüş"ün sebebi neydi? Bundan 150 yıl önce Charles Mackay bu gibi şiddetli dalgalanmaları "kitle histerisinin dönemsel patlamaları" ile açıklıyordu. Mackay'dan 150 yıl kadar önce Amsterdamlı yahudi banker Joseph de La Vega ise daha gerçekçiydi: Borsa dalgalanmaları hilenin eseriydi. Spekülatörler olmasa böyle şeyler olmazdı. Bugün her ikisinin de haklı olduğunu anlıyoruz: Spekülatörler, kitle psikolojisini iyi bilmekte ve bundan maharetle yararlanmaktadırlar. Yedi sekiz yıl kadar önce Moskova borsasında Sergei Mavrodi adlı genç borsacı, yatırımcılarına yüzde 3000 kazandırarak bir anda ülkesinin üçüncü büyük zengini haline geldi. MMM adını verdiği yatırım fonunun değerini altı ayda 1 dolardan 60 dolara yükseltmeyi becerdi. (Kimilerine göre, işin borsada kazanmakla doğrudan alakası yoktu. Mavrodi, fona sonradan yüksek bedel ödeyerek dahil olanların parasıyla ilk girenlere ödeme yapıyordu!) Hisseleri artık geri alamaz hale geldiğinde, fonun değeri 46 cente inmişti. (Buna Türkiye'de Kastelli modeli diyoruz!) Yüksek teknolojinin ihtişam ve sefaleti
Enformasyon teknolojisinin Amerika'nın sermaye stoku içindeki payı %20 iken, bu oran Almanya'da %11, Japonya'daysa %8'dir. Bu sürecin liderleri, Microsoft ve Cisco gibi nevzuhur şirketlerdir. Amerikan hisse senedi borsasındaki genişlemenin motor kuvveti yüksek teknoloji sektörü oldu. Bu sektör, on yıl önce sistemde ancak %10'luk bir paya sahipken, bugün %25'lik payla 2.7 trilyon dolara ulaşmış bulunuyor. Enformasyon teknolojisinin Amerika'nın sermaye stoku içindeki payı %20 iken, bu oran Almanya'da %11, Japonya'daysa %8'dir. Bu sürecin liderleri, 600 milyar dolarlık piyasa değerlerine ulaşan Microsoft ve Cisco gibi nevzuhur şirketlerdir. Şayet Microsoft 1988 ve 99'daki başarımını 2000'de de sürdürebilirse, Kanada'nın GSYİH'sını sollayıp G7 zengin ülkeler zirvesine katılmaya hak kazanabilir! Teknolojideki patlamanın aksine, madencilik ve ağır sanayi gibi geleneksel sektörler geriliyor. Demir çelik fabrikaları, altın madenleri, bakır ve diğer madenler dahil olmak üzere, küresel metaller sanayiinin borsa kapitalizasyonu sadece 320 milyar dolar oldu, yani Microsoft'un %60'ı kadar. Bu gelişmenin önümüzdeki yıllarda toplumlarımızı nasıl değiştireceği üzerinde derinden kafa yormalıyız. Kişisel servet depoları ve sermaye oluşumunun motoru olarak borsaların yeni konumu öylü görünüyor ki kamu politikalarının belirlenmesinde her zamankinden daha önemli bir rol oynayacaktır. Hükümetler her yerde vatandaşlarına emeklilik tasarrufları için daha fazla sayıda seçenek tanımaya zorlanmaktadır. Merkez bankaları para politikalarını ayarlarken, kararlarının borsalar üzerindeki etkisini daha derinden hesaba katmak zorunda kalmaktadır. Federal Reserve'ün bugün karşı karşıya kaldığı görev, hisse senedi fiyatlarının fazla düşmeyeceği yumuşak bir iniş gerçekleştirmektir. Meselenin eşi benzeri yok, çünkü ABD'nin devasa bir cari işlemler açığı var. Amerikan haneleri, dünyanın diğer ülkelerini resesyondan koruyan bir satınalma cümbüşüne dalageldiler. Fakat bu açık sadece Amerikan hisselerini almakta olan yabancılar tarafından finanse edildi. Eğer borsa keskin bir düşüş yaşarsa, doların da çöküşe geçme riski vardır; bu ise tahvil ve diğer bütün finansal varlıkların fiyatlarını istikrarsızlaştırır. Sonuç olarak, hem Amerikan ekonomisi, hem küresel ekonomi New York borsasının başarımına tarihte diğer bütün devirlerdekinden çok daha fazla bağımlı hale gelmişlerdir. İstanbul borsasına yatırım yapan evlâd-ı fatihânın New York'taki çalkantı uzun sürmesin diye dualar mırıldandığını işitir gibiyim! KOLLEKTİF SPEKÜLASYON DALGASI
1991 yılının ikinci çeyreğinden bu yana, Amerikan şirket kârlarının yıllık ortalama artışları yüzde 10, hisse senedi fiyatlarındaki yıllık ortalama artış ise yüzde 17 olmuş. Bu trend böyle sürüp gidebilir mi? Dow Jones dört yıldan az bir zaman içinde 5000 dolaylarından 11.000'in üzerine çıktı. Endeksin 100'den 500'e yükselişinin yaklaşık 40 yıl aldığını (1918-1957) hesaba katarsak, dört yılda 5000'den 11.000'e çıkması dudak uçuklatıyor. 1957-82 arası 25 yılda 500'den 1000'e çıkabilmişti. Binden 5000'e yükselişi ise 14 yıl aldı (1982-96). Oysa şimdi biraç yıl içinde ikiye katlanıyor. Bunun bir izah tarzı olmalı. Öyle anlaşılıyor ki, bireysel spekülasyonlardan ziyade, kollektif bir spekülasyon dalgası karşısındayız. Beş yıl önce sadece 10 milyon Amerikan ailesi borsada "oynarken", şu sıralar 40 milyon ailenin dolaylı dolaysız hisse senedi yatırımı var. (Dolaylıdan kasdım, "pension funds" veya "mutual funds" gibi fonlar vasıtasıyla borsaya yatırım yapmaktır.) Her Amerikalı şu sıralar kendini bir dâhi gibi hissediyor; çünkü yatırım yaptığı kâğıt boyuna prim yapıyor. İktisat profesörü Jim Angel'a göre, bu trend devam edemez. Düşünün, diyor; emeklilik fonuna her ay aynı miktarda dolar yatırıyorum, fakat bu parayla her ay aynı hisse senedinden daha az miktarda satın alabiliyorum. Olağan hayatta, satın aldığımız malın fiyatı yükseliyor diye sokağa çıkıp göbek mi atıyoruz? 1991 yılının ikinci çeyreğinden bu yana, Amerikan ekonomisi her yıl ortalama yüzde 3 kadar büyümüş. Buna karşılık, şirket kârlarının yıllık ortalama artışları yüzde 10, hisse senedi fiyatlarındaki yıllık ortalama artış ise yüzde 17 olmuş. Bu trend böyle sürüp gidebilir mi? Hem de dünya ekonomisinde genel bir "deflasyon" endişesinin yaşanmaya başlandığı bir ortamda? Küresel borsa kapitalizasyonu, yani dünya borsalarında işlem gören hisse senetlerinin toplam değeri, 1990'da 9.3 trilyon dolardan 1999 sonunda 25 trilyon dolara yükseldi. Wall Street'te boğaların egemenliği yüzünden, ABD şimdi küresel borsa kapitalizasyonunun yaklaşık yarısını temsil ediyor. Oysa 1990'daki ağırlığı sadece %30 idi. Japonya ise, tam aksine, %40'tan %11'e geriledi. Borsa bülümesi Amerika'da hem tüketimi, hem yatırım harcamalarını körüklüyor. Ancak, borsa kapitalizasyonunun GSYİH'nın %150'sine ulaşmış olması endişe vericidir.Son 60 yılda bu oran ortalama %49 olmuştu. Türkçesi, borsadaki herhangi bir "düzeltme" hareketinin etkisi geçmişte yaşanan bunalımlara rahmet okutabilir. Aktif değerlerdeki bu "şişkinlik" ve diyelim ki %25'lik bir düzeltmenin reel ekonomi üzerindeki etkileri ABD iktisat kurmaylarının 2000'deki ana meşgalesi olacaktır. Nasdaq düşüşü düzeltmenin pek pürüzsüz olamayacağını gösteriyor.
mozel@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|