YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Yazarlar

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan

  Arşivden Arama

 

 

Ulaşılmazlık yolunda

Yalnızca aşkın değil, edebî ürünün de ulaşılmaz olan bir noktada durduğunu varsayıyorum. Ne kadar yaklaşılmış olursa olsun, asıl ürün ya da vuslat, daima bir kulaç ötemizde duruyor ve o bir kulaçlık mesafe de kapanmak bilmiyor.

Belki bu yüzdendir, beğendiğim öykülerde, romanlarda ve sinema filmlerinde beni daima bana ulaşılmazlık duygusunu aşılayan ürünler cezbetmiştir. Dostoyevski'yi beğeniyor olmamın dibinde, onun eserinin ve tiplerinin önünün açık bulunması durumunun başat etken olduğunu ileri sürebilirim.

Beni etkileyen sinema filmlerini düşünüyorum. Hepsi, hayatı ve insanı bir yerde ve birdenbire bırakıyor ortak paydasında birleştirilebilir. Tepedeki Oda filmi.. o filmi sekiz defa seyretmiş, gene de doyamamıştım. Neydi beni böylesine cezbeden o filmde? Hayır, orta yaşlarına yaklaşmakta olan (o filmde otuzbeş yaşını oynayan Simone Signore) bir kadının, genç sevgilisi tarafından terkedilişi, bir hayatın ve bir kişinin (kişiliğin) ortada bırakılmışlığı durumu elbette söz konusuydu. Ama daha önemlisi, filmin tümüyle ima ettiği o ulaşılmazlık iletisiydi. Bırakılmış olan yalnızca kadın değildi, onu bırakan genç erkek de kendi kendini bırakmıştı. Ve bütün bunların aslında rasyonel bir sebebini bulmak mümkün görünmüyordu. Aklîleştirmek mümkün değildi demiyorum, ama aklîleştirilmiş olan her sekansın arkasında gene de açıklanamayan, insanı burkan, rahatsız eden, dibini kurcalamaya iten bir şeyler daima bulunuyordu.

Sonra Sessizlik filmi.. Savaşın görülmediği bir savaş filmi.. kentin görülmediği bir kent filmi.. cinselliğin görülmediği bir erosçu tavır.. bütün tahlilleri boşa çıkartan, o, ucu açık bırakılmış, bu demektir ki o ulaşılamaz olana doğru kayıp giden ve götüren kurgu.. Beni bunların çektiğini farkedebiliyorum.

Toy Bir Delikanlı filmi de öyle.. "Toy Delikanlı" (J.P. Belmondo)nın, aşkı, ulaşılabilir gibi görünen bir yerde konumlanmış bulunmasına rağmen, ulaşılmaz olarak bırakılması ve ulaşılmazlığın nasıl da zorunlu biçimde ve lök gibi orada varbulunması, bu filmi cazip ve başarılı kılan başat etkendi diyebilirim. Toy Delikanlı, bir genelev kadınına âşık olur, dolayısıyla, delikanlının sevgilisine ulaşabileceği bir mesafede bulunduğu varsayılabilir. Ama gerçek öyle midir? Delikanlı, genelevde fedai olarak iş bulmasına rağmen, sevgilisine ulaşamıyor, sürekli hüsran ve engellenmiş bir durum içinde bulunuyor. Ve sonunda orada bıçaklanıyor.. ulaşılabilir gibi bir mesafede durulmasına rağmen, o ulaşılmazlık yaşanıyor.

Doğrudan "yazı"nın kendisi, sürekli, ulaşılamaz olana kulaç atıyor. Bir kere daha söylüyorum, eğer yazı bir kereliğine olsun hedefine ulaşabilmiş olsaydı, yeniden ve yeniden yazma isteği bir yazarı nasıl olur da dürtükleyebilirdi? O bırakılmışlık ve ulaşılamamışlık hali değil midir, yazarı durmamacasına yazmaya sevkeden? Onu rahat bırakmayan?

Not: Geçirmiş olduğum ameliyat dolayısıyla bir süre ayrı kalacağımızı bildiririm. Kısa sürede buluşmak umudu ve dileğiyle...


23 Nisan 2000


Kağıda basmak için tıklayın.

Rasim Özdenören

 


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar
İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED

Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri webmaster@tallandthin.com adresine bildiriniz...