![]() |
![]() |
| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Sivastopol önünde
1997
Bahçesaray'dan güneye, Karadeniz kıyılarına doğru yol alıyoruz. Bereketli Kırım toprakları alabildiğine önümüze seriliyor. Cengiz Dağcı'nın romanlarını okur gibi bir yolculuk. Kırım olduğu gibi duruyor. Tatarlardan boşalan köyler Rus bürokratlarına yazlık olmuş. İşte çocukluğumdan kalma bir mehter bestesi. Sivastopol burası. Sılada nişanlısı bekleyen erler Kaptan Paşa'nın önünden geçiyor gibi geçmiş zaman bestesi kulaklarımda çınlıyor. Ukrayna ile Rusya Sivastopol filosunu bölüşmüşler, böylece Rus filosu resmen Ukrayna toprağı sayılan Sivastopol'da kalmıştı. Zira buradan başka Ruslar'ın deniz üssü olarak kullanabilecekleri bir sığınakları kalmamıştı Karadeniz'de. Sovyetler'in dağılma sürecinin en kritik pazarlığı sıcak çatışmaya yol açılmadan halledilmişti. Bir kaşık suda dünya savaşları çıkaran dünya sistemi koca bir filoyu kavgasız bölüştürebiliyordu. Ne ilginç, ne tuhaf... Şehir tipik bir Rus şehri görünümünde. Kırım'ın diğer yerlerine göre çok daha bakımlı; gelişmiş. Sovyet döneminin (komünist Rus demek daha doğru belki) elit kısmının uğrak yerlerinden bir ne de olsa. Şehirde gruplar halinde gezen Rus bahriyelileri göze çarpıyor. Sağ tarafımız büyük koylarla çevrili. Bir deniz üssü için buradan daha ideal bir yer zor bulunur. Yokuş yukarı arabayla çıkarken bir taraftan da aşağıdaki devasa savaş gemilerini seyrediyorum. Denizcilik günlerim... Akdeniz'in dalgalı sularında koca gemide kendimi fındık kabuğunun içinde yalpalar gibi hissettiğim geceler... Dünyanın en büyük savaş filosu gözlerimin önünde şimdi. İçi içe koylarda demirlemiş kurşuni renkte savaş gemileri Rus imparatorluğunun elinde kalan son görkemlerinden biri. Filonun etrafı duvarla çevrili olmasına rağmen ne dikenli tel var ne de nöbetçi. Gördüğüm sahne karşısında bir an gözlerime inanmadım. Arabayla, filonun etrafını çepeçevre dolaşan yolda yokuş yukarı çıkıyoruz. Filonun içinden bacağında kot pantolonuyla 18 yaşlarında bir gencin omuzuna yüklediği bir torpidoyla geldiğini farkediyoruz. Arabayı yol kenarına park ederek olayı anlamaya çalışıyoruz. Gerçekten duvarlara doğru gelen bir genç omuzladığı uzun torpidoyla sakin adımlarla ilerliyordu. Bize doğru yaklaştığında kendisine baktığımızı farkederek biraz gülümsedi. Etrafına bakınıp duvara sıçradı. İnce, uzun bedeni hafif eğilmiş olarak omuzlarında taşıdığı yükle bir müddet duvarda yürüdü alçak bir yere geldiğinde yola atladı. Zaten sakin olan yol trafiğine aldırmadan karşıya geçip kayboldu.
NİSAN 2000Gazetelerde okuduğum bir haber dudaklarımda istihzai bir gülümsemenin belirmesine neden oluyor ister istemez: "Sivastopol'daki Rus filosuna ilk ziyaretini yapan Devlet Başkanı Putin; 'Karadeniz bir Rus gölüdür' dedi."
aemre@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|