YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Yazarlar

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan
Spor'dan

  Arşivden Arama

 

 

Sezer'i niye cumhurbaşkanı yapmak istiyorlar?

Televizyon kanallarının birinde MHP'li temsilciye sordular: Ahmet Necdet Sezer'in cumhurbaşkanı olmasını niçin destekliyorsunuz?

Öyle ya, bir yıl önce, Anayasa Mahkemesi'nin kuruluş yıldönümü toplantısında yaptığı konuşmaya bazı 'hassas' sorunlara değindiği için tepki göstermemişler miydi?

Bazı yasakların kalkmasını istediği için..

Bu aslında DSP için de geçerli… DSP lideri de o gün tepkisini ifade etmişti.

Peki geçen zaman zarfında ne oldu? Ahmet Necdet Sezer mi düşüncelerini değiştirdi, yoksa MHP ve DSP'nin görüşlerinde mi değişiklikler oldu.

Bu iki parti, birden bire özgürlüklerden ve hukuk devletinden yana bir tavır mı aldılar?

TV programındaki MHP'li temsilci cevap olarak, birlik, beraberlik, istikrar gibi beylik lafların dışında tatmin edici bir şey söyleyemedi.

Aslında bu laflardan, Sezer'i desteklerken fazla gönüllü olmadıkları anlaşılıyordu.

Diğer liderler de destek verdiği için Sezer'i aday göstermişlerdi.

Yani istikrar, daha doğrusu hükümetin devamı onlar için daha fazla önem taşıyordu.

Bu işin bir yanı...

Bence asıl mesele, hükümeti oluşturan partilerin Sezer'i, kendi iradelerini aşan bir talep sonucu adaylığa önermiş olmaları.

Çünkü objektif olarak baktığımızda, bu üç partinin Ahmet Necdet Sezer'i gönül rahatlığıyla önermesi pek mümkün değil.

Öyleyse şartlar dayattığı için onu aday göstermek zorunda kaldılar.

Belki de 'solcu ' bir yorum yapmak gerekse, Sezer'in adaylığına, IMF, Dünya Bankası, kısmen de ABD ve Avrupa Birliği çevrelerince yeşil ışık yakıldığı söylenebilir.

Kısaca buna, şartların dayatması diyebiliriz.

Ne ilginçtir ki, bu çevrelerin beklentileri ile, daha demokratik, daha özgür ve daha müreffeh bir ülke isteyen Türkiye, insanının talepleri aynı doğrultuda.

Ama sorun sadece ekonomik değil.

Avrupa Birliği'ne giriş sürecinde artık kimse, cumhurbaşkanlığı makamında ne asker kökenli birini ne de Demirel tipinde ikbal düşkünü bir tutucuyu görmek istiyor.

Bu üç lider, Sezer'i aday göstermekle, bu talepleri karşılayacak, Türkiye'nin AB yolunda ilerlemesi için gerekli dönüşümlerin gerçekleşmesini sağlayacak bir siyasi karar almiş değiller.

Onlar, 'istikrar' adını verdikleri kendi iktidar süreçlerinin biraz daha uzamasını amaçlıyorlar o kadar.

Bu nedenle Sezer'i aday gösterdiler.

Yoksa niyetleri demokratikleşmek, Avrupa normlarına uymak olsa yapacakları çok şey olabilirdi...

Söz gelimi, bu ayın 13'ünde Almanya'nın Potsdam kentinde toplanan 'Türkiye kapıda. AB üyeliği hem şans hem de sorun" başlıklı panelde, Dışişleri Bakanlığı'nın bir polis örgütü gibi çalıştırılışının bir yeni örneğini görmezdik.

Belki Berlin Konsolosluğu yetkililerinin, toplantıya Kürt temsilcilerin de katıldığı yolundaki 'ihbar'i olmasaydı, davetli olan Deniz Baykal ve diğerleri de biraz medeni cesarete sahip olsalardı, konuşmaktan vazgeçmek yerine çıkıp düşüncelerini anlatabilirlerdi!

Buna rağmen, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ndeki Türkiyeli yargıç Rıza Türmen'in, toplantıda yaptığı konuşmada, Türkiye'nin bireysel haklar ve özgürlükler açısından, Anayasa'nın bazı maddelerini değiştirmesi gerektiğini dile getirmesi de oldukça ilginçtir.

Ve aslında yukarıda söylediklerimizi, doğrulamaktadır.

Bundan bir süre önce bir TV programında konuştuğumuz Türkiye'nin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ndeki eski bir avukatı, Türkiye'nin yakında, kutsal sayılan o, 'Cumhuriyetin temel ilkeleri' ile 'Atatürk ilkeleri'ni tartışmaya açmak zorunda kalacağını söylemişti.

Üstelik de bu ilkelerin, Avrupa normlarına uymadığının altını çizerek...

Rıza Türmen de Potsdam'da yaptığı konuşmada üstü kapalı da olsa sanırım bunları dile getiriyordu.

Şartların dayatması... Hayatın gerçekliliği...

Bu meseleyle ilgili en çarpıcı gelişme, yine o izlediğim TV programında bir gazeteci arkadaşın yaptığı açıklamaların içindeydi.

Askerler de Avrupa Birliği'ne giriş sürecine uyum sağlanabilmesi için kendi içlerinde bazı hazırlıklar yapıyorlardı...

Bunların arasında Yüksek Askeri Şûrâ kararlarının yargı denetimine tâbi tutulması da bulunuyordu...

Kimbilir, belki de sivil şahısların askeri mahkemelerde yargılanması ayıbının da ortadan kaldırılması da düşünülüyordur.

Netice olarak kurumlar da değişimin dışında kalamıyor.

Bu arada masum insanlar yok oluyor, kahroluyor, acı çekiyor.

Değişim süreçleri hep böyle.. Acı çekmeden değişim olmuyor.

İşte o nedenle Ahmet Necdet Sezer'in cumhurbaşkanlığından olağanüstü bir şey bekliyor değilim şimdilik, ama, değişime karşı olan liderlerin bile kendilerine benzemeyen birini aday göstermiş olmalarını da, şartların dayatması olarak değerlendiriyorum.

Ahmet Necdet Sezer'in adaylığı, üç liderin isteği ile değil şartların dayatması ile ve onlara rağmen gerçekleşmiştir.

Gönüllerindeki aslan Demirel'di... Olmayınca tam zıttı bir adaya yöneldiler.

Şimdi onun sayesinde siyasi ömürlerini uzatmaya çalışacaklar.

Nereye kadar?


30.NİSAN.2000


Kağıda basmak için tıklayın.

 


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor
İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED

Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri webmaster@tallandthin.com adresine bildiriniz...