![]() |
![]() |
| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
28 Şubat-sonrası dönemin işaretleri!..Ahmet Necdet Sezer'in cumhurbaşkanı seçilmesi ile, "galiba", "28 Şubat"lı bir dönem de geride kalmış olacak.. "Galiba" diyoruz.. 28 Şubat'ın geride kaldığına dönük işaretler, fazlasıyla var çünkü.. Her askeri rejim (veya geçiş dönemi), beraberinde, birtakım olguları da götürür.. 28 Şubat'ın "sivil siyaset"teki simge isimleri, Süleyman Demirel, Mesut Yılmaz ve onların çok yakın yoldaşlarıydı.. Demirel'i hem Meclis, hem de halk, emekliye sevketti.. Mesut Yılmaz ise, doğal olarak direniyor.. Cumhurbaşkanlığına adaylığını bile koyamadı.. Bakarsınız şimdi, hükümete girerek, siyasi hayatını uzatmaya çalışır.. Ama faydası yok.. Neticede halktan da oy alamıyor.. "Şaibe" denilince, Yılmaz'ın adı geliyor akla.. TÜRKBANK özelleştirmesine ilişkin şaibeler bile, bir politikacıyı bitirmeye yetmez mi? Yani Mesut Yılmaz, hükümete girip enerji ihalelerinden sorumlu Başbakan Yardımcısı olsa, ne değişir? Armut çürük olduktan sonra, ha ağacın dalında durmuş, ha yerde, toprakta olmuş ne değişir ki? "28 Şubat"ın büyütüp, beslediği "kartel medyası" da, sallantıda.. "Derin devlet" de, cumhuriyetle imtiyazlı oligarşilerin var olmasından rahatsız.. Bütün ihalelerin, kamu kaynaklarının, teşviklerin, ucuz kredilerin tepsiyle bir kesime sunulması, hem siyaseti, hem ekonomiyi, hem de "devlet" imajını yaraladı.. Medyada "kalıcı" olmak isteyen patronlar hızla bu bozuk düzenden kendilerini çıkartmalıdır.. Herhalde "kartel"in de ömrü sayılı.. Medyaya yeniden "serbest rekabet" gelecektir.. İhale takipçileri, herhalde bu mesleği bırakacaktır. "28 Şubat"ın bir ciddi yan etkisi "merkez sağ"ın yok olma notasına gelmesi olmuştur.. "Merkez sağ"ı, Çiller ve DYP doldurabilirdi.. "28 Şubat"a karşı, "2'nci Demokrasi Paketi" ile ve cesaretle karşı çıkan Çiller ve DYP, bu konuma aday olabilirdi.. Ama Mesut Yılmaz ile kartel medyasının işbirliği bir yandan, "brifing gazeteciliği"ne verilen görevler diğer yandan, Çiller'i çok yıprattı.. Eğer Çiller'in arkasında, Mesut Yılmaz'a verilen medya desteği olsaydı, DYP seçimden birinci parti çıkabilirdi.. Ve neticede bu yoğun aleyhte kampanya bile, DYP'yi yok edemedi.. Milletvekili aday seçimlerindeki büyük hatalara rağmen, DYP'nin ANAP'a eşit oy alması mucizedir.. Bu şekilde, hem ANAP'ın ve Mesut Yılmaz'ın zayıflaması, hem de Demirel'in görev süresinin uzatılmaması ile, "kartel medyası"nın, seçmen üzerinde yön gösterici etkisi olmadığı iyice ortaya çıktı.. "Derin devlet"in ve kendilerini "imtiyazlı sermaye" olarak gören bir kısım holdinglerin, "28 Şubat sonrası" şaşkınlığı yaşadıkları da, kesindir.. Bunların, üzerine oynayacakları, ciddi bir "merkezci" siyasi parti yok gibidir.. Mesut Yılmaz'a yatırım yapanlar, iflas etmiştir.. Bülent Ecevit'in "DSP"sinin varlığı, Ecevit'in sağlığına ve siyasi hayata devamına bağlıdır.. Bir kesim, Devlet Bahçeli'nin ve MHP'nin, "merkez partisi" haline dönüşmesine ümit bağlamıştı.. Bahçeli de, koalisyona uyumu ve ciddi devlet adamı suskunluğu içinde, "merkez lideri" görevine aday gibi görünüyordu.. Ama Meclis bahçesindeki son olay, bu konuda da büyük endişeler yarattı.. Parti üyeliğinin "üniforma gymek" ve parti kararına uymayanların "töre" gereği cezalandırılmak istenmesi anlayışı, en başta, "MHP kartı"nı oynamayı düşünen holdingleri korkuttu.. Bu tablolar, "28 Şubat sonrası siyaset"te de, yeni-yapılanmaların işaretçisidir.. Fazilet Partisi yenilenmeyi başarabilir ve referanslarının gerçekten "hukuk" ve "demokrasi" olduğuna, geniş kamuoyu kesimleri inandırılırsa, yeni dönem siyasette, eskisinden çok farklı dengelere tanık olabiliriz..
ŞAKA
Ciddi bir tehlike!..
Basında, kimin MİT ajanı olup olmadığının tartışılması, ciddi boyutlara ulaşıyor.. Bu aslında önemli bir olaydır.. "Muhbir"likle, "muhabir"lik ve "muharrir"lik arasındaki farkın da, açığa çıkmasına yarar bu tartışma.. Ama ciddi bir tehlike de var.. Eğer, ajanların sayıları gerçekten iddia edildiği kadar fazla ise, o zaman bazı genel yayın müdürleri de, MİT'in daire başkanları olur..
AKİT
Demokrat olmak çok mu zor?
Liberal Düşünce Derneği Başkanı Atilla Yayla'nın, "Karizma" dergisinin 2'nci sayısında, "siyasetin alanı"nı irdeleyen çok önemli bir değerlendirmesi var.. Bir bölümü aktaralım: -Ordunun helikopter alıp almayacağı, alacaksa ne kadar alacağı siyasetin konusudur. Çünkü bu alımlar vatandaşın parasıyla finanse edilmekte ve hepimizin güvenliğini ilgilendirmektedir.. Ama insanların üniversiteye hangi kıyafetle gireceği, neye inanacağı, kurban derisini kime vereceği, nasıl bir hayat tarzını benimseyeceği-siyasetin konusu olmamalıdır. Özel alanlara bırakılmalıdır.. Bizim de altına imzamızı atabileceğimiz bu değerlendirme, "liberal demokrasi"nin özünü anlatıyor.. "28 Şubat post-modern" müdahalesine, bu nedenlerle karşı çıktık. Erbakan'ın veya başı örtülü insanlarımızın haklarını, Erbakancı olduğumuz veya ailemizin başörtülü olduğu için değil, özgürlükten yana olduğumuz için savunduk.. Şimdi bu kesimlerin görüşlerini de yansıtan Akit, "Şu Sebataycıdır-şu değildir" diye yayın yapıyor.. Hatta bize, "Müslüman mahallesinde salyangoz satma" diyebiliyor.. Bu çok ayıptır, yanlıştır.. Kendilerine, ne Yahudi, ne Ermeni, ne Sebataycı olan Nuh Mete Yüksel'le, Vural Savaş'la, Çevik Bir'le, Teoman Koman'la, Emin Çölaşan'la, Güven Erkaya ile mutlu beraberlikler diliyorum..
mbarlas@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|