YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Yazarlar

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan
Spor'dan

  Arşivden Arama

 

 

BÜYÜK SERMAYENİN KURTULUŞ KAPISI

KOBİLER

İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Mezunlar Cemiyeti her yıl Türk ekonomisini teşrih masasına yatırır. Dört gün boyunca, ekonominin dünü, bugünü ve muhtemel yarını tartışılır. Ben 20 yıl önce üniversite talebesiyken bu tür toplantılara katılmaya başlamıştım. O zamanın en popüler konuşmacıları Ali Koçman, Ertuğrul Soysal, Osman Nuri Torun, Demir Demirgil gibi isimlerdi. Bu yılki toplantıda yaptığım konuşmayı aşağıda özetliyorum.

Konuşmamı üç önerme etrafında inşa etmeye çalışacağım.

1. Ekonomik tarihin motor gücü teknolojik yaratıcılıktır.

2. Teknolojik yaratıcılık bireysel değil, toplumsal bir niteliktir.

3. Hiçbir toplum bu niteliği ilelebet devam ettiremez. Bayrak, dünya coğrafyasında el değiştiredurur.

Günümüzün önemli iktisat tarihçilerinden Joel Mokyr, teknolojik yaratıcılığın başlıca dört kaynağı vardır diyor:

1. Yatırımlar (sermaye stokunu arttırmak).

2. Ticari genişleme (hedef pazarı büyütmek, mübadele ağını geniş atmak).

3. Ölçek (ekonomik işletmelerin boyutlarını büyütmek suretiyle maliyetleri düşürmek, böylece teknolojik yaratıcılık sürecini kolaylaştırmak, hızlandırmak ve riskini azaltmak.)

4. Bilgi stokunu arttırmak.

Yaşayan en büyük dünya tarihçisi kabul edilen William H. McNeill, insanlık tarihinin son bin yılını iki eşit parçaya ayırıyor. Birinci 500 yıl (1000-1500), dünya ekonomisinde Uzak Doğu (Far East) egemenliği dönemidir. Daha kesin anlamda, Çin egemenliği. İkinci 500 yıl ise, Uzak Batı (Far West) egemenliği; yani Avrupa ve uzantılarının dünya hakimiyeti.

YAPISAL ÇÖZÜM İÇİN ÜÇ ÖNERİ

Yapısal bir çözümün en az şu üç hususu içermesi gerekir:

1. Kritik sanayilerde optimum ölçeğe ulaşılması için ciddi, planlı çaba. Devlet bu hususta yönlendirici olabilir, ama kendisi fiilen birşey yapabilecek durumda (hatta kudrette) değildir. Mesele, küresel pazara açılma becerisi gösteremediği kanıtlanmış olan büyük sanayi sermayesinin hiç değilse bir kısmını KOBİ'lerin gücüyle bütünleştirmek suretiyle daha rekabetçi bir zemine ayak basmaktır. Bugün Japon ekonomisinin sayıca % 99'u küçük ve ortaboy şirketlerden oluşmaktadır. Dünya pazarlarında peynir ekmek gibi satılan Japon mallarını üretenler, tabelasında Toyota, Toshiba veya Sony yazan birkaç fabrika değil, bu iki milyonu aşkın şirkettir. Her bir büyük firmanın birinci halkasında birkaç yüz, ikinci ve üçüncü halkalarındaysa birkaç bin küçük müteahhit (taşeron) şirket bulunmaktadır.

2. Bölge pazarında etkinlik. Kendi bölgesinde etkili olamayan ülkeler, küresel pazarın uzak noktalarında pek başarılı olamazlar. Japonya 19. yüzyılın son çeyreğinde, Avrupa ve Amerikaya mal satabildiği için değil, doğu Asya pazarını ele geçirebildiği için sanayileşti. Japonlar Asya pazarına üç İngiliz malının kötü taklitleriyle girerek onları canlarından bezdirdiler. Bu mallar kibrit, sabun ve şemsiye idi! Türkiye'de 1980'lerin başlarından itibaren güneye ve doğuya doğru hatırı sayılır bir hamle yaptı. Toplam ihracatımız 2 milyar dolarken, bir anda İran, Irak, Libya gibi ülkelere her yıl birer milyar dolarlık mal satar hale geldik. Bu trend kuzeye ve Batıya (Doğu Avrupa'ya) ulaştığında Türkiye için ciddi bir sermaye birikiminin başlangıcı olacaktı. Sözkonusu pazarların siyasi mülahazalarla nasıl yüzümüze kapatıldığı üzerinde çok ciddi düşünmemiz gerekir.

3. Ülkenin finans kaynaklarını verimsiz ve irrasyonel devlet ile, küresel pazara açılmayı hala sadece lisansla üretim olarak gören büyük sanayi şirketlerinin sultasından kurtarmak. Bankacılık alanında yapılabilecek yasal düzenlemelerle, finans kaynaklarından avantajlı yararlanma teknolojik yenilenme ve ihracat yapma gibi şartlara bağlanabilir. Aksi halde, sadece Merkez Bankası'nın 12 aylık döviz kurlarını önceden belirlemesiyle sorunların aşılması mümkün değildir.

ASYA'NIN EGEMENLİĞİNE ÜSTÜNLÜĞÜNDEN AVRUPA

Hiçbir bölgenin dünya tarihi içindeki yükseliş ve düşüşünü bir iki faktörle açıklamak mümkün değildir. Yine de, Mokyr'in yukarıda işaret ettiği hususların çok önemli olduğuna inanıyorum. Vasco da Gama, üç parça gemiden oluşan donanmasıyla 1498 yılında Ümit Burnu'nu dolaşıp Doğu Afrika kıyılarına ulaştığında, Afrikalıların Portekiz gemilerinden pek etkilenmedikleri rivayet edilir. Çünkü yaşlı dedeleri kendilerine yıllar önce ipek giysili beyaz 'hayaletlerin' çok daha muhteşem gemilerle bu kıyıları ziyaret ettiğini anlatıp durmuşlardı.

Dedeler doğru söylüyordu. Büyük amiral Cheng He komutasındaki muazzam Çin donanması, tam 80 yıl önce (1418) Doğu Afrika kıyılarına ayak basmış ve 1433'e değin peşpeşe tam 7 destansı sefer düzenlemişti. Ortalama 80-100 feet uzunluğundaki Portekiz gemilerine karşılık, Çin gemilerinin uzunluğu 400 feet'i buluyordu. Afrika'ya bol miktarda ipekli kumaş, porselen, işlenmiş ağaç eşya ve sanat eseri eşya getiren Çinliler; karşılığında fildişi, nadir tahtalar, ilaç, mücevher ve kıymetli taşlar alıp dönüyordular. Müslüman bir devşirme olan amiralin donanmasında, büyük savaş gemilerinin yanısıra 100 kargo gemisi vardı. Tam 28.000 tayfa ve asker barındıran donanmanın boyutları ancak Birinci Dünya Savaşı'nda aşılabilmişti!

Çin'de 14. yüzyıl ortalarından beri iktidarda olan Ming hanedanı, 1433'te donanmayı Hind Okyanusu ve diğer denizlerden geri çekti. Çıkarılan bir yasaya göre, artık belirli bir büyüklüğün üzerinde gemi yapılması yasaktı. Tamamen iç siyasi nedenlerle verilen bu karar, ana hatlarıyla 19. yüzyıl ortalarına kadar devam etti. Bir bölgenin düşüşünü az faktörle izah etmenin zorluğuna rağmen, diyebiliriz ki ölçeği küçülten Çin, çaptan düştü. Denizlerden (ticaretten) uzaklaştıkça da, göreli üstünlüğünü kaybetti. Avrupa'nın yükselişi, Asya'nın düşüşüyle atbaşı gitti!

İHRACATIN HAYALİ BİLE GÜZELDİ

1980-90 döneminde, içedönük sanayi şirketlerinin dış pazarlara açılması, ölçek büyütüp rekabetçi hale gelmesi için muazzam bir ihracatı teşvik politikası uygulandı. O dönemde ihracatın hayali bile güzeldi! Fakat, önceki çeyrek yüzyılda kurulmuş sanayi işletmelerinin teknolojik transformasyonundan ziyade, ülkeye getirilecek döviz miktarına odaklanıldı. Bu nedenle, 10 yıllık bir çabadan sonra, büyük sanayi şirketlerinin genel satışları içinde ihracatın payı yüzde 1-2'den, ancak yüzde 3-4'e çıkabildi. Türk sanayii, içedönük kalmayı büyük bir ustalıkla beceriverdi... Oysa aynı dönem, yüksek enflasyon yüzünden reel gelirlerin düştüğü, ülkede toplam talebin görece düştüğü bir dönemdi. Büyük sanayi şirketleri, dış pazarlara da açılmayacaklarsa, gelirlerini nereden elde edeceklerdi? Yüksek reel faizli kamu borçlanması, 1990'larda verimsiz büyük sanayi sermayesini kurtaran can yeleği oldu. Sanayi şirketleri asıl işlerinden değil, devlete verdikleri borcun faizinden geçinmeye başladılar. Sonuçta, 1998 yılında, ülkenin en büyük 500 sanayi şirketinin karları içinde faizin payı % 88 gibi astronomik bir düzeye ulaştı. 2000 yılının hemen başlarında, 24 Ocak'ın serbesti felsefesini adeta tersine çeviren kontrolcü yeni politika, aslında aynı sorundan kaynaklanmaktadır: Kısır sanayi sermayesi küresel pzara açılamamakta, ölçeği büyütüp ticaret ağını genişletememektedir. Bu soruna yapısal cevap aranmadıkça, hiçbir çaba sonuç vermeyecektir.

Ekonominin 50 YILI

Ölçek ve ticari genişleme kıstaslarına göre son 50 yılın Türk sanayileşmesini değerlendirdiğimizde, Çin'in kaderine kısmen benzer bir durumla karşılaşıyoruz. Son elli yılı kabaca ikiye bölecek olursak, ilk 25 yıl (1950-75) dünya ekonomisinde bir Kondratieff A-safhasıdır: Kapitalist sistemin yaklaşık 500 yıllık tarihindeki en yüksek büyüme bu dönemde gerçekleşti. Türkiye de bu büyümeden nasibini aldı ve petrol krizi yıllarına kadar hatırı sayılır bir sanayileşme gerçekleştirdi.

Ne var ki, uygun ölçekli ve ticari karakterli bir sanayileşme olmadı bu. İthal ikamesi, yanlış bir politika olmamakla beraber, o kadar katı biçimde uygulandı ki, sanki sadece iç pazara satmakla üretken işletmeler kurulubilirmiş gibi bir hava yaratıldı. Dünya ekonomisi ikinci 25 yılda (1975-2000) bir Kondratieff B-safhasına girince, Türk sanayileşmesinin zaafı gün yüzüne çıktı. B safhalarında büyüme hadleri düşer, enflasyon yükselir, çekirdek güçler arasındaki rekabet kızıştığından kar hadleri azalır. Bu dönemde sadece Doğu Asya ülkelerinde yüksek büyüme sağlandı, onun da birinci derecedeki sebebi endüstriyel relokasyonlardır. Yani, içeride ücret hadleri yükselen ve kar marjları düşen sanayileşmiş ülke şirketleri, emeğin ucuz, talebin yüksek olduğu küçük bir bölgeye sanayilerini kaydırırlar. Bunun için sanki önce Latin Amerika tercih edilmişti. Fakat, stratejik nedenlerle Doğu Asya'ya öncelik verildi. Böylece dünya genelinde büyüme hadleri düşerken, Doğu Asya'da yüksek bir büyüme dalgası yakalandı. Türkiye 1970'lerin ortalarında petrol krizine yakalandığında, sanayi işletmeleri neredeyse hiç ihracat yapmıyordu diyebiliriz. Gerek petrol faturasının kabarması, gerek Almanya, Japonya gibi rekabetçi ülkelerin petrol maliyetini ara mallara ve nihai mallara yedirebilmeleri sonucunda, Türkiye ve benzeri ülkelerde kaçınılmaz bir döviz krizi yaşanmaya başlandı. Türkiye'yi 24 Ocak 1980 kararlarına götüren bu süreçtir. (Petrol krizi açık bir Amerikan manipülasyonuydu. Yoksa, Suudi Kralı veya İran Şahı böyle bir haltı tek başlarına yiyemezlerdi. ABD bir taşla iki kuş vurmak istiyordu: 1. Rekabetçilikte kendi şirketlerine yaklaşmakta olan Batı Avrupa ve Japon şirketlerine, yüksek petrol faturası nedeniyle ilave yük getirmek. ABD hem diğerleri kadar dış petrole bağımlı değildi, hem de dünya petrolünü aşağı yukarı Amerikan firmaları dağıtıyordu. 2. Bağımsızlıklarını yeni kazanan ve birçoğu petrol ithal etmekte olan Üçüncü Dünya ülkelerini ekonomik kıskaca alarak, fazla ileri gitmelerine engel olmak. Nitekim petrodolarlar Batı bankalarında birikerek, sonradan bu ülkelere borç olarak plase edildi ve insanlık tarihinin en büyük borç krizi yaratıldı. Bugün Üçüncü Dünya'nın Birinci Dünya'ya borcu 3 trilyon doları aşmaktadır.)


30.NİSAN.2000


Kağıda basmak için tıklayın.

Mustafa Özel

 


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor
İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED

Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri webmaster@tallandthin.com adresine bildiriniz...