YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Yazarlar

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan

  Arşivden Arama

  I Explorer Kullanıcıları, TIKLAYIN.

 

Gerçeği bulmak ya da erkeğe çarşaf

 
Davos'ta Ecevit'e, "Sizde ordu, gerekli gördüğü her defasında siyasi partileri ve hükümetleri dövmeye devam edecek mi?" diye sorulursa, nasıl cevap verilecektir?

 

Önceki gün gazeteler, Hizbullah haberleriyle içiçe, "İran usulü kayak- Palandöken'de çarşaflı spor" (Hürriyet, 26 Ocak, Erzurum, Doğan Haber Ajansı) haberini de vermişti. Doğan grubu gazetelerine (DHA) imzasıyla geçen haber, diğer gazetelerde Anadolu Ajansı (AA) imzasıyla yer almıştı. Ancak, haberin gelişme seyri ilginçti. Onu da, dünkü Sabah gazetesi açıkladı. Haber Sabah'ta şöyle verildi: "Erkeğe çarşaf giydirdiler... Devletin ajansı asparagas yaptı." Açıklama, Palandöken'deki Dedeman Oteli'nin Ön Büro Müdürü Ahmet Mutlu'ya ait. Diyor ki: "Buraya 4-5 gazeteci geldi. Yanlarında iki tane siyah çarşaf vardı. Biri bayan, biri erkek iki kişiye çarşafları giydirdiler. Daha sonra bu iki kişi kayak yaptılar. Gazeteciler ise bunların fotoğraflarını çekti. Dün birçok gazetede bu haber çıkınca şaşırdım. Buraya yılbaşından bu yana İran'lı gelmedi."

Bu bilgiyi AA Bölge Müdürü yalanlıyordu: "Anadolu Ajansı devletin ajansıdır. Devletin ajansı böyle bir şeyi zinhar yapmaz."

Bu hadise, bir yandan medyanın irtica haberlerini nasıl oluşturduğunu ortaya koyarken, diğer yandan da "Devlet böyle şey yapmaz" mantığının ne kadar yaygın olduğunu sergiliyor. Cumhurbaşkanı Demirel de, Hizbullah'la ilgili iddiaları tam AA Bölge Müdürü'nün üslûbuyla cevaplamamış mıydı? "Hizbullah'ı devletin koruduğuna dair iddialar Türkiye Cumhuriyeti'ne iftiradır." Bu yaklaşım, ne yazık ki, demokratik denetleme sürecini boğan bir tavır haline geliyor. Oysa demokratik tavır, devletin kutsal bir zırha büründürülmesini değil, şeffaflığını ve denetlenebilirliğini öngörür. Çünkü devlet, kişilerle somutlaşır ve kişiler hata yapmaya açıktır. Demokratik yapı, hataları arındırabilme özelliği ile güçlüdür. Onun için Almanya, "efsane başbakan"ı Kohl'ü didik didik etmekten korkmuyor. Kohl de kendisini, "devlet zırhı" ile donatmıyor.

Hizbullah ile ilgili yoğun sorular var. Bu sorular, hemen tüm siyasi çevreler, hemen tüm medya tarafından ciddiye alınıp, tartışılıyor. Soruların odaklaştığı nokta "Devletin bu örgütün oluşumunda etkisinin olup olmadığı" ile ilgili. Sonuçta bu ülkenin Anamuhalefet Partisi, soruları ciddiye alıp Meclis gündemine taşıyor. Ve Anamuhalefet lideri, köşe yazılarından da alıntılar yaparak konuyu, (Hürriyet, Cüneyt Ülsever, 24 Ocak 2000) yine Meclis çatısı altında değerlendiriyor. 28 Şubat sürecinin, bu alandaki ihmalini (bu ihmalin varlığı-yokluğu elbet tartışılabilir) eleştiriyor.

Buraya kadar herşey demokratik kurallar içinde cereyan ediyor. Bu tavırların Anamuhalefet'in hakkı olmadığına dair demokratik bir tepki sözkonusu olabilir mi? Belki Anamuhalefet toplumda oluşan bu soruları gündeme getirmemiş olsaydı, görevini yapmamış olacaktı.

Ama işte tam bu noktada, Genelkurmay'ın, kimine göre balyoz, kimine göre tokat, kimine göre sille, kimine göre şamar şeklindeki cevabı geliyor. Genelkurmay, Anamuhalefet Partisi'ni hem "irticanın kaynağı" hem "suçluluk telaşı içinde", hem "daha önce kapatılmış bulunan üç partinin devamı" olmakla suçluyor. Genelkurmay, ayrıca Türk ordusunu "FP zihniyeti ile mücadele edecek bir güç" olarak takdim ediyor.

Açıklamada "öncelikli bir tehdid"e yönelik bariz bir öfke gözlemleniyor. Bu, 28 Şubat öfkesi, anlıyorsunuz.

Açıklama, bir süredir, "28 Şubat'ın gerekliliği"ni ispatlamaya çalışan kalem erbabı tarafından tabiî bir gelişme olarak algılanıyor.

Ama insafla bakıp sormak gerekiyor: Demokratik bir sistemde bütün bunlar normal olarak görülebilir mi?

Hele, FP ile ilgili bir kapatma dâvâsı Anayasa Mahkemesi'nde devam ederken, Başsavcı'nın iddialarına paralel değerlendirmelerle, yargı sürecine açık bir müdahale diye algılanabilecek bu tavır, hukuk devleti gerekleriyle bağdaşır mı? Şimdi Anayasa Mahkemesi üyeleri, karar verirken kendilerini hangi halet-i ruhiye içinde hissedeceklerdir? Dünya olayı nasıl algılayacaktır? Türkiye, Öcalan yargılamasında, "yargıyı askerî etkiden arındırmak için" asker kökenli hakimin görevine son veren anayasa değişikliği yapma gereği duymuş bir ülke iken, şimdi FP yargılamasına açık bir askerî etki izlenimi ortaya çıkmayacak mıdır?

Dünyanın hangi demokratik ülkesinde bir Anamuhalefet Partisi'ni o ülkenin Silâhlı Kuvvetleri terbiye eder?

Davos'ta Ecevit'e, "Sizde ordu, gerekli gördüğü her defasında siyasi partileri ve hükümetleri dövmeye devam edecek mi?" diye sorulursa, nasıl cevap verilecektir?

Türkiye, Susurluk'u sağlıklı biçimde soruşturamadı. Şimdi, Hizbullah'ın Susurluk'a kadar uzanan bağlantılarından söz ediliyor. Bunlar araştırılamayacak mı? Araştırılmamalı mı? Ya da nasıl araştırılmalı? "Devlet şunu yapmaz, bu iftiradır" demek, ya da medya desteğinde Anamuhalefet'i irtica boğuntusuna getirerek dövmek, ülke çıkarları açısından ne anlam ifade eder? Şeffaflaşmayı, artı, demokratik denetlemenin her kişi ve kurumu kapsamasını başarmak zorundayız. Kimsenin kimseye "döverim ha" deme hakkı yok...

Erkeğe çarşaf giydirildiğine inanmak, içimizdeki tartışma dışı doğruları besleyebilir, ama gerçeğe ulaşmanın keyfi de anlatılır gibi değil...


28 OCAK 2000


Kağıda basmak için tıklayın.

Ahmet Taşgetiren

 


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar
İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED

Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri webmaster@tallandthin.com adresine bildiriniz...