YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Yazarlar

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan

  Arşivden Arama

  I Explorer Kullanıcıları, TIKLAYIN.

 

Başa döndük

 
Son gelişmeyi bir grup siyasetçi veya bir parti ile ordu arasında yaşanan gerginlik olarak görmek hatadır; zedelenen siyasi dengeler içerisinde bütün siyaset sınıfı tepeye inen darbenin etkisini üzerinde hisseder.

 

Keşke bütün bunlar olmasaydı... Keşke, FP lideri, partisinin grup toplantısında, sonradan "Ben yapmadım, o yaptı" gerekçesi ardına sığınma ihtiyacı hissedeceği başkalarının görüşlerini sıralamak yerine, arkasında duracağı kendi görüşlerini ifade etseydi... Keşke, Genelkurmay, bir siyasi partiyi bildiri yayımlayarak muhatap alacak yerde, kamuoyunda yüksek sesle sorulan sorulara cevap teşkil edecek kapsamlı bir soruşturma başlatsaydı.

Temenniler her zaman yerini bulmuyor, görüyorsunuz. Peki, bu olanın anlamı ne?

Genelkurmay açıklamasıyla, Türk Silâhlı Kuvvetleri'nin (TSK) 'kurumsal kimlik' konusundaki hassasiyeti bir kez daha kanıtlanmış oldu. Öyle bir hassasiyet ki bu, 'Hizbullah' üzerinde beliren kuşku bulutlarını dağıtmak için açıklama yapması gerektiğinde, aslında bütün kuvvetleri temsil ettiği halde, Genelkurmay, önceki günkü iki ayrı açıklamanın ortaya serdiği gibi, Jandarma'yı kendisini ayrıca savunmaya yönlendiriyor... FP genel başkanı Recai Kutan'ın konuşması da, belli ki, 'kurumsal kimlik saygınlığı' sınırını zedeler görüldüğü için TSK'dan tepki çekti.

FP'nin işi gerçekten zor. Demokrasi kurallarının fazlaca değer taşımadığı, kamuoyu desteğinin düşük olduğu bir ortamda siyaset yapıyor FP. Türkiye FP'nin varlığını tehdit eden bir yeniden oluşum sürecinden geçiyor ve parti yönetimi bunun da tam farkında değil. Parti yönetiminin tam idrak edemediği bir başka gerçek de, siyasetin dili ile polemiğin dili arasındaki o ince çizgi; bir yazarın yazısıyla bir parti liderinin konuşması arasında bir 'sorumluluk farkı' var... Böyle bir ortamda, "Tasvip ettiğimi söylemeden yazarlardan alıntılar yaptım" cevabıyla yetinmek, sorunu daha da içinden çıkılmaz hale sokuyor.

Şu anda meydana gelen ortam Türkiye'nin Helsinki Zirvesi'yle içine girdiği sürece hiç uymuyor. Açıklama, FP'yi doğrudan hedef alsa bile, aslında bütün siyaset dünyasına, "Ben varım ve kendi çizdiğim sınırlar içerisinde bir siyaset istiyorum" mesajını veriyor. Aralarında yabancı yatırımcıların da bulunduğu dünya seçkinleri önüne demokrat Türkiye'yi pazarlamak üzere yollara düşen Başbakan Bülent Ecevit, o mesajın kendine dönük yüzünü Davos'ta algılayacak. Şimdi, FP'yi kınamak için kuyruğa giren diğer partiler de, attıkları her adımda o mesajın ağırlığını kendi üzerlerinde de hissedecekler...

Mesajın mesaj sahibini de bağlayan bir yönü var: Bundan böyle, her kritik konuda, "Askerden neden açıklama gelmedi?" sorusunun sorulması kaçınılmaz. Siyasilerin sorumluluğuna giren konuların sadece siyasilerce kotarıldığını etrafa anlatmak da epey zor olacak...

Mesajın dili ise siyasetin alanını çok daraltan ögelere sahip. Belli bir görüşün iktidara gelmesine 'izin vermeme' siyaset dışı bir odağın yetki alanı olarak ilân ediliyor açıklamada. Açıklamada tanımlanan türden bir partinin iktidara yürüyüşünün anayasal düzene aykırılık yüzünden esasen mümkün olmadığı bir ayrıntı haline dönüşüyor. Siyasi parti kapatma gibi sorunlu bir konuda siyaset dışı bir kurum tarafını belli ediyor. FP'yi kapatma dâvâsını görüşen Anayasa Mahkemesi'nin de, eğer 'olumsuz' çıkarsa alınacak kararı uluslararası platformlarda savunması gerekebilecek hükümetin de işini zorlaştıran bir durum bu. Dâvâ sonunda, mahkeme, kapatma kararına varırsa, bunu, hukukun takdirine değil açıklamanın etkisine bağlamak isteyenler çıkacaktır. Devletin en önemli kurumlarından birinin görüş açıklayarak kendini taraf haline getirdiği bir konuda, Anayasa Mahkemesi'nin 'farklı' bir karar alması ise, 'devlet' için ne anlam taşıyacaktır, bir düşünsenize!

Yazının dili ile siyasetin dili arasındaki farklılığa dikkat çekmiştik; bundan daha çarpıcı bir farklılık, siyasetin dili ile askerin dili arasında söz konusu. Siyasetçi, mesleğinin kendisine sağladığı esneklik içerisinde hareket eder; stratejik adımlara taktik çekilmeler eşlik eder... Asker ise, belli hedefler koyar ve onlara ulaşana kadar var gücüyle çalışır... Bu sebeple, siyasetçi-asker ilişkisi eşitler arası bir ilişki olamaz; demokrasilerle diktatörlükler arasındaki temel çelişki, bu iki mesleğin hiyerarşik dizgisinde yaşanır zaten... Son gelişmeyi bir grup siyasetçi veya bir parti ile ordu arasında yaşanan gerginlik olarak görmek hatadır; zedelenen siyasi dengeler içerisinde bütün siyaset sınıfı tepeye inen darbenin etkisini üzerinde hisseder.

Genelkurmay açıklamasından sonra FP dışındaki partiler ve Recai Kutan dışındaki siyasiler bu etkiyi üzerlerinde hissetmediyse, bu, 28 Şubat'tan sonra sarsılan dengelerin henüz yerli yerine oturmadığından...


28 OCAK 2000


Kağıda basmak için tıklayın.

Fehmi Koru

 


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar
İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED

Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri webmaster@tallandthin.com adresine bildiriniz...