| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
"Sandviç" ve yaşasın TBMM komisyonları!Herşey bir yana, ortada iki önemli rapor var: "TBMM Susurluk Araştırma Komisyonu" ve "TBMM Faili Meçhul Cinayetleri Araştırma Komisyonu" raporları. Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni ülkemizin yetiştirdiği "üç müthiş siyaset filozofu"ndan söz ediyor. Bu şahsiyetler sırasıyla Özal, Demirel ve Ecevit'tir. Bu "müthiş üçlü"nün birbirlerine benzer benzemez yönleriyle ele alındığında birer "siyaset filozofu"ndan daha çok birer "devlet filozofu"na(!) benzeyip benzemedikleri uzun bir tartışma konusu olduğundan bu bahse girmeyeceğim. Bu sınıflamaya itirazım başka bir nedenden. Acaba, ülkemizdeki "siyaset filozofları"nın sayısını bu "üç müthiş Türk" ile sınırlı tutmak diğer bazı siyasetcilere karşı bir haksızlık değil mi? Ne bileyim, hadi diyelim henüz Meclis'te yeni olduğu için Devlet Bahçeli'nin adı önemli bir "devlet filozofu" olarak anılmıyor; ya Mesut Yılmaz, o böyle bir sıfatı hak etmiyor mu? Yılmaz konusunda ben genel yayın yönetmeninden farklı düşünüyorum. Özellikle de, Genel Başkan'ın son dönemde grup toplantılarında ülkenin devlet yapısına yönelik yaptığı o müthiş konuşmaları hatırlarsak. İsterseniz düşüncelerimi önümüzde duran çok taze bir örnekten hareketle açıklamaya çalışayım. Mesut Yılmaz geçen gün yaptığı grup konuşmasında Hizbullah'tan bahisle cesur açıklamalarda bulundu. Ancak şunu hemen söylemek zorundayım: Bu açıklamalar "sandviç tarzı" diyebileceğimiz bir biçimde hazırlanmıştı. Yani şöyle: "Sandviç"in altı ve üstü iki cümleyle sağlama alınmış, içine de her ağız tadına uygun bir harç konulmuştu. Alt ve üstteki cümleler şunlardı: "Devleti suçlamadan kaçınmalıyız"; "Bu devleti bağlamaz." Yılmaz'ın bu iki ekmek arasına yerleştirmeyi uygun bulduğu harç da şunları içeriyordu: "Devletin içinde yanlış yapanlar olabilir. PKK'ya denge unsuru olsun diye bu vahşi örgütün bazı eylemlerine göz yumulmuş olabilir, bu vahşettir. Destek sağlanmışsa hıyanettir." Nasıl ama? Şurası muhakkak ki, tüketilmesi epeyce problemli bir "sandviç"le karşı karşıyayız. Sadece "harç" yemek isteseniz elinize yüzünüze bulaştırabilirsiniz; sadece ekmeklerle idare edeyim derseniz o da kilo yapıyor. Ne kadar problemli bir formül bu böyle? Neyse, genel yayın yönetmeninden farklı olarak ben yine, bu derece problemli bir "sandviç"i hazırlayabilen birisine "siyaset filozofu" sıfatının çok görülmemesinden yanayım! Epeyce bir zamandır TBMM'nin üyelerine yönelik ağır eleştiriler dile getiriliyor. Televizyon ekranlarından da izliyorsunuzdur, milletvekilleri hemen her zaman ya kavga ederken veya uyuklarken, ya da maaşlarıyla ilgili yasaları kotarmaya çalışırkenki halleriyle sunuluyor. Ülkede siyasetin giderek gözden düşürülmesi, siyasetçinin ve dolayısıyla milletvekillerinin değersizleştirilmesini de kaçınılmaz olarak beraberinde getirdi. Bu topluluğun sütten çıkmış ak kaşık olduğunu tabii ki ben de ileri sürmüyorum. Ayrıca haklı olarak söylendiği gibi, bu topluluk yeterince ilkeli davranmıyor, yeterince çalışmıyor, temsil görevini yeterince yerine getirmiyor vb. Ama şimdi, özellikle de son olayları da hatırlayarak, TBMM'nin bütün bu kusurlarına rağmen ortaya hiç de küçümsenmeyecek işler çıkardığını hatırlamanın zamanı değil mi? Herşey bir yana, ortada iki önemli rapor var: "TBMM Susurluk Araştırma Komisyonu" ve "TBMM Faili Meçhul Cinayetleri Araştırma Komisyonu" raporları. Son Hizbullah dosyasıyla ilgili olarak bir kez daha hatırlıyoruz ki, bu iki rapor gerçekten ülkedeki siyasetin yüzünü ağartıcı niteliktedir. Haklarında çok laf edilen milletvekillerinin bir bölümü her iki çalışmayı da olabildiğince ciddiye almışlar ve her birinin üzerinden şu kadar yıl geçmesine rağmen ortaya içinde hâlâ eskitilememiş bilgiler yer alan çok önemli iki rapor çıkartmışlardır. Bu komisyonların üyelerine, başta sırasıyla komisyon başkanları olan Mehmet Elkatmış ve Sadık Avundukluoğlu olduğu halde ne kadar teşekkür etsek azdır. Komisyon başkanlarının bugünlerde yaptıkları açıklamalar da çok değerli. Geçen gün Yeni Şafak'a bir açıklama yapan Avundukluoğlu, komisyonun karşılaştığı engellerden söz ederken bakın hangi makamları sıralıyor: Adalet Bakanlığı, Özel Kuvvet Komutanlığı, OHAL Valiliği, MGK Genel Sekreterliği. "Altı yıldır aynı şeyleri söylüyorum, diyor Avundukluoğlu, Biz, bugün ortaya çıkan ilişkileri bundan yıllar önce tespit ettik. En azından izlerine ulaştık." Trabzon'da bir toplantıda konuşan Elkatmış'ın açıklamaları da kayıtsız kalınabilecek gibi değil: "Geçmişte PKK'ya karşı Hizbullah'ı ortaya çıkardılar. İşleri bitince yok etmeye uğraşıyorlar. Binlerce insan hunharca katlediliyor. Yeni haberleri olduğunu söylüyorlar." Başkanlar daha ne desin? Sonuç olarak belki şunu söyleyebiliriz: TBMM iyi yolda. Biz "yarı" ya da "tam" başkanlık rejimi filan istemiyoruz... Biz Elkatmış'ı Adalet Bakanı (bir de şu idam cezasını savunmasa), Avundukluoğlu'nu ise İçişleri Bakanı olarak görmek istiyoruz!
kbumin@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|