YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Yazarlar

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan

  Arşivden Arama

  I Explorer Kullanıcıları, TIKLAYIN.

 

Kutan'dan Genelkurmay'a

 
Genelkurmay'ın açıklaması, hem medeni ülkelerin teammüllerine ters düşüyor, hem demokratik hierarşiye ve meşruiyete uymuyor, hem de, Fazilet camiasının samimi değişimini, bir peşin hükümle, görmezden geliyor. Genelkurmay Başkanlığı'nı, serin kanlı davranmaya ve ülke menfaatlerine uygun bir tavır benimsemeye davet ediyoruz.

 

Genelkurmay'ın "muhtırasından" sonra, Fazilet Partisi grubundan, Recai Kutan'a haber gönderdiler: "28 Şubat'ta tankın altında kaldık; bu defa tankın üzerine çıksınlar"

Milletvekilleri, "Silkin, bu mezellet tozu uçsun üzerinden" demek istiyordu. Sadece, milletvekilleri değil, Fazilet Partisi'nin bütün teşkilâtı kıpır kıpırdı.

Bu kıpırtı, Recai Kutan'ın alttan alan cevabî beyanatından sonra artarak sürdü.

Teslimiyetçi tavır

Genel Başkan'ın teslimiyetçiliği, daha önce sarfettiği sözlerin haksızlığından değil, Anayasa Mahkemesi'nde görülmekte olan Fazilet davasının olumsuz etkilenmesi endişesinden kaynaklanıyordu. Oysa, Refah davasında görülmüştü ki, ılımlı tavır ve tavizler fayda değil aksine zarar getiriyor.

Necmettin Erbakan'ın Anayasa Mahkemesi önündeki savunmasında, Başbakanlık'ta kabul edilen din adamlarının kılık kıyafetlerini fark etmediğini söylemesi, "Rektörler, başörtülü kızlara selâm duracak" demediğini ileri sürmesi, mahkemeyi olumsuz etkilemişti.

Oysa, sivil toplum örgütlerinin başkanı olarak nitelendirilebilecek cemaat önderlerinin, Başbakanlık'taki iftara gelmeleri, millet ile devletin kucaklaşması olarak takdim edilebilirdi; bu şekilde daha inandırıcı olmak mümkündü.

"Rektörler, başörtülülere selâm duracak" iddiası da, yasağa bir tepki için söylenmişti. Bu cümlenin sarf edildiğini inkâr etmek yerine, sebeblerini açıklamak daha doğruydu.

Yukarıdaki iki örneğin de gösterdiği gibi, teslimiyetçilik, inkâr ve taviz, umut edilenin aksine bir sonuç veriyor.

Kutan'ın sözleri

Fazilet Partisi Genel Başkanı Recai Kutan, Genelkurmay'ın tepki gösterdiği görüşleri, bazı köşe yazarlarından aldığını söyledi. "İnce ayarcı tanklar Sincan'da yürüyeceğine Hizbullah'ın üzerine yürüseydi" cümlesini kullanırken, "bu fikirlerin paylaşıldığına dair herhangi bir söz sarfetmediğini" ilâve etti.

Kutan, yadırgadığımız tavrını şu cümlelerle sürdürdü: "Eğer Genelkurmay Başkanlığı'nın açıklama yapması uygun ise, bu açıklamanın, bir gün önce (24 Ocak 2000) yazılan bu yazıya yönelik olarak yapılması düşünülebilirdi. O konuşmada bize ait olan ifade şudur: 'Hizbullah'ın devlet tarafından desteklendiği ihtimalini aklımıza getirmek ve inanmak istemiyoruz.' "

Kutan açıkça "Beni azarlama, gazeteciyi azarla" demekte.

Yakıştı mı bu?

Bu acele niye?

Kutan'ın, Genelkurmay'ı cevaplandırmak için niçin bu kadar acele ettiğini anlamakta da zorluk çekiyoruz. Çünkü, partiye de, kendisine de şan ve şeref getirmeyecek bu sözlerin saklı kalması, ifade edilmesinden daha faydalıydı.

Kutan, Hürriyet yazarı Cüneyt Ülsever'den alıntı yaparken, ona katılmadığını mı söylemek istiyordu? Halbuki, Fazilet grubu, en çok, bu cümleyi "İnce ayarcı tanklar Sincan'da yürüyeceğine, Hizbullah'ın üzerine yürüseydi" cümlesini alkışladı.

Demek, FP'li milletvekilleri, "Genel Başkanımız'ı alkışlıyoruz" diye düşünürken, farkına varmadan Cüneyt Ülsever'i alkışlamışlar!

Meğer Recai Kutan, Cüneyt Ülsever'den o alıntıyı yaparken, amacı, onaylamadığı görüşleri, gruba aktarmakmış.

Samimiyet dışı ve inandırıcı olmayan açıklamaların, ne Fazilet Partisi'nin Anayasa Mahkemesi önündeki davasına olumlu tesiri olur, ne de bu partinin itibarına.

Madem, FP, kritik bir süreçten geçiyor; o takdirde ketum davranılır; ipleri gerecek demeçlerden kaçınılır. Ama, bir görüş ortaya konuldu mu, bunun arkasında durmak gerekir.

JİTEM

Ayrıca, Recai Kutan, milletin çoğunluğunun paylaştığı bir düşünceyi ifade etmiştir. Gerçekten de, Milli Güvenlik Kurulu'nda veyahut Genelkurmay brifinglerinde irtica tehlikesinden söz ederken, Hizbullah'a temas edilmemiş, başörtüsü, İmam Hatipler, Kur'an kursları, vakıflar ve yeşil sermaye hedef gösterilmiştir.

Kaldı ki, Hizbullah ile ilişkileri red'ederken, Genelkurmay'ın ve Jandarma Genel Komutanlığı'nın ayrı ayrı açıklama yapmaları hayli mânidardır. Jandarma Genel Komutanlığı'nın, Genelkurmay Başkanlığı'nın yanı sıra ikinci bir açıklamada bulunması, JİTEM hakkındaki soru işaretlerinden kaynaklanıyor olabilir. Genelkurmay, JİTEM ile arasına mesafe mi koyuyor?

Öyleyse, Fazilet'e karşı bu haksız hücum niye?

Fazilet'i Milli Nizam'dan beri süren bir çizgiye oturtup, irtica odağı gibi göstermek...

Hem siyaset yapmak, hem de görülmekte olan bir davayı etkilemek.

Askerin böyle konuşmaya hiç hakkı yok. Üyesi olmayı arzu ettiğimiz "muassır medeniyet"lerde, bu şekilde demeç vereni o anda emekliye sevkederler.

Bırakınız -savunma maksadıyla bile olsa- bir siyasi partiyi, suçlamayı, asker, sıradan işler hakkında bile izinsiz konuşamaz. Körfez Savaşı'nın komutanı Schwarzkopf, harekâtla ilgili beyanatta bulununca, hemen görevden alındı. İkinci Dünya Savaşı'nın Pasifik kahramanı Mc Arthur, 1950'li yıllarda Uzakdoğu'yu ilgilendiren konularda fikir beyan eder etmez, Cumhurbaşkanı Truman tarafından emekliye sevkedildi.

Darbeler

Recai Kutan bir siyasi parti lideridir. 28 Şubat'ı ve 28 Şubat'a bulaşanları eleştirir. Türk Silâhlı Kuvvetleri'nin, bir müessese olarak 28 Şubat'ı benimsemeğe hakkı yoktur. Tıpkı 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül gibi, 28 Şubat da, sadece ordudaki bir grubun eseridir.

27 Mayıs'a da, sonraları bütün ordu sahip çıkmıştır. Sahip çıktıkça da yıpranmış, eleştirilere hedef olmuştur. 12 Eylül ise, komuta kademesiyle ve halktan oy alamayan Sunalp'ın partisiyle birlikte tasfiye olmuştur.

28 Şubat, millet iradesine, meşruiyet dışı bir müdahalenin adıdır. En azından önemli bir kitle, toplum mühendisliği amacını güden antidemokratik uygulamaları tasvib etmemektedir. Genelkurmay Başkanlığı bu süreci sahiplendikçe, siyaseten taraf gibi gözükecek ve tartışmanın içine çekilecektir.

Keskin sirke

Kaldı ki, Milli Nizam'dan, Milli Selâmet'e, Refah'a ve Fazilet'e kadar geçen süre içinde sanki hiçbir değişim yaşanmamış gibi hüküm vermek, bir başka büyük hatadır. Fazilet, tavandan tabana büyük çoğunluğu ile, demokrasinin ve insan haklarının ülkemizde kâmilen uygulanmasını talep ediyor. Laikliğin, özgürlük temeline oturmasını istiyor. İyi niyetle, bir siyasi aktör olarak, düzenin içinde yer alıyor.

Genelkurmay'ın açıklaması, hem medeni ülkelerin teammüllerine ters düşüyor, hem demokratik hiyerarşiye ve meşruiyete uymuyor, hem de, Fazilet camiasının samimi değişimini, bir peşin hükümle, görmezden geliyor.

Genelkurmay Başkanlığı'nı, serin kanlı davranmaya ve ülke menfaatlerine uygun bir tavır benimsemeye davet ediyoruz.

Keskin sirke, hem küpüne, hem Türkiye'ye zarar verir.


28 OCAK 2000


Kağıda basmak için tıklayın.

Nazlı ILICAK

 


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar
İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED

Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri webmaster@tallandthin.com adresine bildiriniz...