YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Yazarlar

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan

  Arşivden Arama

  I Explorer Kullanıcıları, TIKLAYIN.

 

Cüneyt Ülsever'in hukuku...

 
Siyaset yapmak yerine "kitabına uydurulmuş" beyanlarda bulunan FP, karşılık olarak sert tepkilerle karşılaşınca, hemen kitabı unutup kapağından bahsetmeye "manidar bir kararlılıkla" devam ediyor.

 

Çarşamba günkü Genelkurmay bildirisi ile 27 Mayıs'tan bu yana ilk defa bir parti bu kadar açıktan işaret edildi. Böylece AB süreciyle girilmesi gereken yolun daha başında keskin bir "U" dönüşü yapılarak alınmış çok değerli mesafeler tersyüz edildi; cin lambadan yeniden çıktı.

Bu durum, aylar önce yaptığımız bir tespiti onaylıyor. 28 Şubat'ın, 27 Mayıs ve 12 Eylül'le mukayese yoluyla algılanmasının yanlış olduğunu, 28 Şubat'ın kendine "has" bir karakteri olduğunu ve bunun en önemli özelliğinin iki katmanlı olmasından kaynaklandığını söylemiştik. Bu açıdan 28 Şubat'ın, birinci katmana yani siyasetin geneline ve özellikle merkez sağa dönük sıkı markajının sona erebileceğini, fakat bunun ikinci katmana yani RP-FP'ye dönük bir "yumuşama" anlamına gelmeyebileceğini belirtmiştik.

Gelişmeler bu tespitimizi doğruluyor. Genelkurmay'ın bildirisi, uzun müddetten beri siyasete direk müdahale anlamına gelen açıklamalardan kaçınan bir imajın yerleşmesinin ve görece bir "mola"nın ardından geldi. Bu noktada Genelkurmay, siyasetin geneline dönük aktif tutumundan çekilmiş gibi davranırken, FP konusunu adeta kendi özel alanı ve özel meselesi olarak tanımlayan bir açıklama yapmış oldu.

Bunun anlamı açıktır. Öcalan meselesinde bile aktif mücadelede taraf olduğu için siyasal alanda "tarafsız" kalan Silahlı Kuvvetler, bu son bildiriyle FP ile ilgili hususlarda taraf olduğunu beyan etme anlamına gelen bir açıklama yapmış oldu. Birinci katmanı bitmiş görünen 28 Şubat'ın ikinci katmanının "ağırlaştırılarak" sürdürüleceğine dair bir kararlılığın beyanı olarak değerlendirilebilir bu durum.

Hakkındaki kapatma davası süren bir partinin bir cinayet şebekesi ile özdeşliğini ifade eden satıraraları olan bir bildiri ile Silahlı Kuvvetler fiilen ve kolay kolay geri çekilemeyecek bir biçimde siyasete "yeniden yoğunlaştırılmış" bir giriş yapmış bulunuyor. Bunun siyaset üzerine yükleyeceği ezici bagaj ancak FP'nin ve diğer partilerin ortak bir tutumla "siyasete müdahale"ye karşı çıkmaları ile önlenebilirdi. Fakat işin başında FP bu konuda "kendi kendini tasfiye" ettiği için diğer partilerin vurgulu bir tavır içine gireceklerini beklemek boşuna olacaktır.

Bu noktada FP'nin tutumu ise "ibretlik" bir görüntü sergiliyor...

Son derece meşru bir soru sormasına rağmen, siyaset yapmayı, siyasette soru sormayı ve gösterilen tepkilere yanıt vermeyi salt "polemiksel girişimler" düzeyinde algılayan ve konumlandıran Kutan'ın, yaptığı son açıklama ile aldığı pozisyon, binayı yıkıp yerine tabelayı bırakmaktan ibarettir. Siyaset yapmak yerine "kitabına uydurulmuş" beyanlarda bulunan FP, karşılık olarak sert tepkilerle karşılaşınca, hemen kitabı unutup kapağından bahsetmeye "manidar bir kararlılıkla" devam ediyor.

Sorulan soru meşrudur ama "sorulma biçimi"nden beslenme biçimine kadar bütün dinamikleri "polemikseldir" o sorunun. Normal siyasi şartlar altında bile "bağlam karışıklığına" ve "siyasal zemin kaymasına" yol açabilecek bir soru sorma biçimidir Kutan'ınki. Siyasetin görüş beyan etme "standartları" ile bir köşe yazısının soru sorma "limitlerini" birbirine karıştıran ve bu nedenle meşru olanı polemiksel olana açan/endeksleyen bir tutumdur.

İçinde bulunulan şartlar içinde bu tutumun nasıl tepki göreceğinin kestirilememesi sadece "siyasi akıl yoksunluğu"na işaret eder FP'nin. Eğer göreceği tepki kestirilerek bu soru sorulmuşsa, Silahlı Kuvvetler'in tepkisinden sonra niye sorunun arkasında durulmamıştır? Eğer amaç bir şekilde "siyasi iflas" ilan etmek için uygun bir fırsatın kollanmasıysa, bunun için neden bu kadar meşakkatli ve maliyetli bir yol tercih edilmiştir?

İşin siyaset boyutu yanında bir de "siyasal ahlak" boyutu var. Bir köşe yazarından alıntı yapıp, ardından "zılgıt" yiyince, hemen o köşe yazarını sert tepkilerin önüne atmak hangi "siyasi doğruluk" ilkesine yakışır? Bir köşe yazarının fikrini grup konuşmasında kullandıktan sonra ona katılmadığını söylemek hangi demokratlığa yakışır? Hele de illa muhtıra verilecekse, bunun önce köşe yazarına verileceğini söylemek kime "tekmil" vermektir ve bu hangi siyasi etikete yakışır?

Gelinen noktada, Hizbullah operasyonları ile sergilenen vahşetin yarattığı ürpertiyi kullanarak yeni siyasi pozisyonlar elde etmeye çalışanlar, bunu elde ederek "yeni güç ilişkileri tanzim etmek" konusunda yolun yarısını geçtiler. Mayıs'a kadar aktif siyasi gelişmeleri "kilitleyecek" bir siyasal tablo uç vermeye başladı. Silahlı Kuvvetler'in siyasette taraf olma anlamına gelen bildirisi ile demokratlıktan zerre kadar nasibini almamış gibi davranan FP'nin tutumu arasında ise hem siyaset, hem demokrasi, hem AB süreci, hem de bir köşe yazarının soru sorma hakkı hırpalandı. Gerçek bir demokrat ve kalem namusuna sahip bir yazar olan Cüneyt Ülsever'in şahsında başta Ülsever'in hukuku olmak üzere bu ülkenin bireylerinin hukuku ve seçmenlerin "seçme hakkı" demokrasi zaafı içindeki iki kutup arasında ilga edildi.


28 OCAK 2000


Kağıda basmak için tıklayın.

Ömer Çelik

 


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar
İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED

Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri webmaster@tallandthin.com adresine bildiriniz...