| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Ben okurun akıllısını severim
Ben okurun akıllısını severim. Geçen gün, mektubunda 60 yaşlarında olduğunu belirten bir okur, "Okumaya meraklı bir kuşağın mensubundan hediye" notu düşerek bir kitap gönderdi bana. Birinci cihan savaşına katılmış bir yedek subayın hatıraları, o uzak dostumun sözleriyle, "Türkiye'nin, yüz yıl önce neyse bugün de aynı olduğunu" gözler önüne seriyor... Bu tür kanaatlere sahip olabilmek, karanlıklar içinde yolunu bulabilmek için, okur olmak, hem de akıllı bir okur olmak gerekiyor. Neyi okuduğunu bilen, okuduklarını hayata uygulayabilen bir okur, şu günlerde yaşadığımız türden karışık ortamlarda kerteriz noktasını kaybetmeden dengesini bulur. Beni son zamanlarda en çok şaşırtan, iyi bir okur da olduğunu hemen belli eden bir emekli ilkokul öğretmeninin yazıp kendi imkânlarıyla bastırdığı bir kitap oldu. Sivaslı Salman Yüksel, 'Ankara Çetesinin Vatan Kurtarma Operasyonları' adını taşıyan kitabında, son 20 yılımıza damgasını vuran 'çete' gerçeğine, olaylar arasında değme gazetecilere taş çıkartacak ilintiler kurarak, ışık tutuyor. Birçoğunu her gün duyduğunuz, bazısı gazete sütunlarına bir-iki kez geçmiş isimler, Salman Bey'in merceği altında yan yana dizildiğinde 'aile fotoğrafı'na dönüşüyor. Sağa-sola atfedilen fâili meçhul cinayetleri işleyenlerin, Sivas'da 37 aydının ölümüne yol açan azgınlığın, PKK ile Hizbullah'ın hep aynı 'çete'nin farklı kolları olduğunu birbiri ardına sıraladığı ilişkiler ağıyla gözler önüne seriyor. Yazarlığın bedelini daha ilk kitabını yazmadan ödemiş Salman Kaya: Öğretmenliği sırasında soruşturma geçirmiş, sürgün edilmiş, parmaklıklar arasına tıkılmış, akıl hastanesine gönderilmiş... Hayatının yarısını alan ömür törpüsü çetelerle mücadelesinde son raundu teşkil ediyor bu kitap... Çetenin kollarının nerelere uzandığını, kimlerin nasıl pis ve karanlık işler becerdiğini teker teker sayıyor... Az sayıda bastırıp kendi dağıttığı için, tek temennim, bu kitaba ulaşabilmeniz. (Kendi yayını: Seyrantepe Mah. 39 Evler, C-2 Blok 7/35, Sivas; Tel.: 0346- 225 5564). Kimselerin cesaret edemediği büyük projelere Anadolu'daki yazarların ve yayınevlerinin sahip çıkması beni hep sevindirmiştir. Kayseri'de yerleşik Süleyman Kocabaş ve Vatan Yayınları son yıllarda birbiri ardına arşiv kitaplar hazırlayıp yayımlıyor. Refahyol hükümetinin başına gelenleri 'Refahyol Hükümeti Sonun Perde Arkası' kitabında anlatmıştı Süleyman Kocabaş; 28 Şubat ve sonrası 'Post-Modern Darbe Süreci: 28 Şubat'a Doping' adlı kitapta okura sunuldu. Şimdi de daha hacimli ve geleceğe ışık tutacak bir başka 'sendrom' kitabıyla karşımızda: '2000'e Girerken Olaylarla Türkiye'nin Çıkmazları'. Türkiye için en uzun iki yıl 1998 ve 1999 oldu. 28 Şubat'ın gölgesinde yaşanan bu iki yıla ne kadar çok olayın sığdığını Süleyman Kocabaş'ın kitabını gözden geçirirken bir kez daha fark ettim. Kapatılan partiler, azınlık partilere kurdurulan dayatmacı hükümetler, siyasi yasaklı kılınan siyasiler, çıkartılan irtica ile mücadele yasaları ve tabii seçim... Bu kadar zengin malzemeden bir kaç nehir roman yazılır, birbirini takip eden diziler yapılırdı; Süleyman Bey de da fena yapmamış, gazeteleri taramış, kim ne söyledi, kim ne yazdıysa bu kitabın içinde toplamış... Arşiv değeri olan bir başvuru kitabı bu. (Vatan Yayınları, PK 319 Kayseri; Tel.+ Faks: 0352- 437 3990). Biri amatör, diğeri yarı-profesyonel iki kitaptan sonra, iki gazetecinin bir büyük yayınevinden çıkan yeni kitabına gelebiliriz. 'Bir MİT Görevlisinin Sıradışı Yaşamı: Hiram Abas' alt-başlığını taşıyan 'Bay Pipo', biraz daha gerilerden tarayarak ülkemizin anarşi ve anarşi ile mücadele tarihine içten bir bakış atmaya çalışıyor. Hikâyesi, dışarıda 'James Bond' gibi, içeride 'Malkoçoğlu' gibi davranan bir MİT görevlisinin hayatı etrafında örülen kitapta, bazısını bildiğimiz halde unuttuğumuz, bazısını ilk duyduğumuz pek çok ayrıntıya yer veriliyor... (Doğan Kitapçılık AŞ., Hürriyet Medya Towers, 34544 Güneşli, İstanbul; Tel.: 0212- 677 0620; Faks: 0212- 677 0749). Şu sıralarda, bir gazetede sinema sanatçısı Yılmaz Güney'le ilgili olumsuz yazılar çıkıyor. Lümpen olduğu, ideolojisini çıkarı için kullandığı ve cinayet işlediği gündeme getiriliyor. Bay Pipo'da Yılmaz Güney de ilginç bir ayrıntıyla çıktı karşıma. 12 Mart sonrasında anarşinin kol gezdiği günlerin en dikkat çekici olayı İsrail başkonsolosu Elrom'un kaçırılıp öldürülmesiydi. Sokağa çıkma yasağı konulup bir gün boyu evler didik didik arandı, konsolos bulunamadı. Soner Yalçın ile Doğan Yurdakul, 'Bay Pipo'da, eylemcilerin o gün rehine Elrom'la birlikte Yılmaz Güney'in evinin çatı aralığında saklandıklarını yazıyorlar... Bu arada, İstanbul Emniyeti'nin İsrail konsolosunun kaçırılacağını 15 gün önce tespit edip MİT'e de bildirdiğini, ama bir şey yapılmadığını öğreniyoruz. "Neden?" sorusuna şu cevabı veriyor yazarlar: "Sanki Elrom'un öldürülmesi isteniyor gibiydi. Elrom öldürülürse tutuklamalar gerekçe kazanacak, dış dünyaya 'İşte görün bu anarşistler ne biçim insanlar' denebilecekti. Psikolojik harp uygulanıyordu." (s. 192-193). Okuduğu kitabı hediye olarak bana gönderen okurumun "Türkiye, yüz yıl önce neyse bugün de aynı" görüşünde olduğunu unutmadınız umarım. "Ben okurun da, seyircinin de akıllısını severim" dedim ya; sebebi bu işte!
tkivanc@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|