| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Efkâr-ı umumiye nezdinde itibarını zedelemekTürk basın mensuplarının sıkça yaptıkları bir şey bu. Makamı, mesleği, yaşı ne olursa olsun bazı insanların ayıpları sergileniyor, kusurları işaret ediliyor. Böylece ele alınan kimseye kamuoyu gözünde düşük bir değer biçilmesi amaçlanıyor. Seyrek de olsa tersinin yapıldığına şahit olmuyor değiliz. Yani bazen bir kişiyi kayıran yayınlar da yer alıyor basında. Ne var ki bu ikinci durumda amaç o kişinin kamuoyu tarafından yüceltilmesini sağlamak değildir. Bir basın mensubu bir kişiyi övmekle o kişiyle paylaştığı şeyi vurgulamakta, âmiyane bir deyişle mensup olduğu çete hakkında bir beyanda bulunmaktadır. Türk basınındaki sövgü ve övgülerin, kınama ve savunmaların varlık sebebini, bu sebebe dayanılarak hangi sonuca varılmak istendiğini keşfedebilirsek toplum ilişkilerinde ne gibi esaslara riayet edildiğini daha kolay öğrenebiliriz. Türkiye'de hepimiz kamuoyunun, daha düzgün bir anlatıma başvuracak olursak, "efkâr-ı umumiyenin" şartlarını dayatma gücüne sahip olmadığını biliyoruz. Dolayısıyla bir kimse ne kamuoyu tarafından el üstünde tutulduğu için kendini güçlü hissedebilir ve bu güçle fiiliyat sahasında daha rahat hareket etme imkânına kavuşur, ne de kamuoyu o kimseyi yerin dibine batmış farz ettiği için o kimse yetkilerinden arındırılma tehlikesiyle karşılaşır. Türkiye'de sıra işini yürütmeye gelince kurnazlığın dik alâsını göstermekten geri durmayan, cemaate ilişkin duyguları bakımından ise mütekâmil seviyeyi tutturmuş bir halk çoğunluğu yaşamaktadır. Bu insanlar gönüllerinin bağlandığı yerlerle başlarının bağlandığı yerleri birbirinden kasıtlı bir biçimde ayırmışlardır. Kalp ve kafa arasındaki bu uyuşmazlık Türkler'i itaatkâr bir millet olmaktan hep uzak tutmuş; öte yandan gerek halkın gönlünü kazandım inancı taşıyarak harekete geçenler ve gerekse halkın iplerini ele geçirdim inancını taşıyarak harekete geçenler attıkları birkaç adımın hemen sonrasında kolayca tökezlemişlerdir. Madem kamuoyu şartlarını dayatamıyor, o halde basın mensupları bazı kimseler aleyhinde yayında bulunarak o kimselerin neden efkâr-ı umumiye nezdinde itibarını zedeleme girişiminden geri durmuyor? Biline ki Türkiye'de bir kimsenin kötülenmesi onun yetkilerini elinden alınmasını sağlamaya dönük değildir. Bir kişinin yakın veya uzak bir gelecekte cezalandırılması hesap dahilindeyse, o kişinin çarptırılacağı cezaya müstahak olduğu peşin olarak kötülenmesi suretiyle ilân edilmiş olur. Kötülenen kişi mutlaka cezaya çarptırılacak mıdır? Belki hayır; ama bir gün ona bir hüküm giydirmek icap edecekse gerekçeli karar şimdiden hazır edilmelidir. Demek ki Türkiye'de "bir" kişiyi kamuoyu gözünde değerden düşürme çabası doğrudan doğruya "bütün" kamuoyuna yönelmiş bir tehdit sayılmalıdır. Yani size kara çalınmasını istemiyorsanız sürüden ayrılmayacaksınız, sürüyle sürükleneceksiniz, akıntı istikametinde yüzecek veya kürek çekeceksiniz, kalbin ve zihnin alt kademesinde kalmış ne kadar döküntü varsa onları pohpohlayacaksınız.
iozel@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim | Dizi |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|