YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Yazarlar

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan
Spor'dan
Dizi...

  Arşivden Arama

 

 

Mahathir, yeni İslâm ve bir saplantı

Son yıllarda çok hoşuma giden, içimi açan üç konuşma hatırlıyorum. Bunlardan biri, Aliya İzzet Begoviç'in "Doğu ve Batı Arasında İslâm" kitabı. 1980 sonlarında çıkan bu kitap, en zor şartlarda dahi, İslâmın ihata edici gücünü ortaya koyması bakımından müthiş bir denemedir. İkinci konuşma ise, İran Cumhurbaşkanı Hatemî'nin Birleşmiş Milletler'de irad ettiği nutuk!.. İran-Irak savaşının sona ermesinden itibaren ve özellikle de Körfez Savaşı'ndan sonra; Batı'nın İslâm imajıyla oynama denemelerine karşı geliştirilmiş en yüksek tavır bu konuşmada yer alıyordu. Açıkça ifade edelim ki Cezayir GİA'sı ve Afganistanlı Talibanların temsil ettiği ekstremist tutumlar karşısında, Hatemî'nin konuşması, insanlık ve müslümanlık adına tam bir inşirah denemesi mesâbesindedir.

İslâmı kim temsil edecek?

Bu iki konuşma, yani Aliya İzzet Begoviç'le Hatemî'nin aydınlık islâmî tutumları ve gücünü cehaletten alan GİA'cı veya Talibancı islâmî tavır karşısında, genel islâm toplumları nasıl bir yol izleyecek, hangi tavrı sergilemek durumunda kalacaktı? Ne yazık ki çeşitli islâm memleketlerinin içinde yüzdüğü anormal durumlar nedeniyle, bu hususlarda gerekli tavırlar sergilenemedi, islâm adına vuzûhlu ve berrak tutumlar geliştirilemedi. Bunun da ötesinde, GİA veya Taliban tarzı hareketler, islâmı terörizmle eşdeğer kılmak ve islâmın imajıyla oynamak isteyen batılı merkezler tarafından sürekli motive edildi, arkalandı. Ne yazık ki, kendimizi kaptırdığımız islâmî asabiyetlerimiz nedeniyle de bu hususlarda açık tavırlar sergileyemedik. Bu tür ipe sapa gelmez yaklaşımları, irdelemek bir yana, neredeyse medenî cesareti yüksek devrimci tutumlar mesabesine yükselttik.

Halbuki savaş veya hapishane şartlarında kaleme alındığını bildiğimiz, Aliya İzzet'in kitabındaki yaklaşımı ile, felsefî bir birikimden feverân edip duran Hatemî'nin tarzı daha bir farklı idi. Kendini bilgiye, birikime, medenî bir temsile istinad ettiren bu görüşlere, ne yazık ki çokları itibar etmese de, sağlıklı islâmî tutum buralarda yatıyordu.

İran tarzı, küreselleşme ve Malezya

Bu noktada; Aliya İzzet'in ve Hatemî'nin şartlarından daha farklı bir konum ihraz eden Mahathir Muhammed'in, İslâm Konferansı'nı açış konuşması da aynı derede önemli geldi bana. Hem de onlardan daha önemli bir konuşma!..

Bu konuşmalardan birincisi bir kitap ve neticesinde bireysel bir yaklaşımı ifade ediyor. İkincisinde de yeni İran Cumhurbaşkanı, BM'de diplomatik-islâmî bir tavır sergiliyordu. Kendi içinde kapalı bir sistem olarak duran İran'ın imajını yenileme gayreti, bu konuşmada kendisini derinden derine hissettiriyordu. Fakat arkasında, yüksek bir medeni tutumun varlığını asla inkâr etmemek kaydiyle.

Bir fark daha!..

İran ayrıca, küreselleşme rüzgârının bütünüyle dışında bir ülke. İran islâmı, kendisini bu rüzgâra açacak mı, açmayacak mı bu da belli değil. Dolayısıyla İran'ın temsil ettiği islâm; batı değerleri ve hayat tarzı ile, uzaktan bir ilişki içinde. Birbiriyle yüzleşmesi de, rövanşı da ya kitabî, ya da nazarî ve mesafeli bir konum arzediyor.

İşte Mahathir Muhammed'in, Malezya başbakanı olarak, İslâm Konferansı'nın açılışı sırasında yaptığı konuşma bu bakımdan daha bir önem arzediyor. Bu konuşma, uluslararası sisteme tamamen açık Malezya gibi bir ülke liderinin ağzından yapıldığı için de, son derece dikkatli bir tahlili gerektiriyor. İşte hem Malezya'nın özel şartları bakımından (çünkü uluslararası sisteme bütünüyle açık bir ülke), hem de bütün islâm dünyasını kapsayan sağlıklı bir özeleştiri niteliği taşıması bakımından.

Mahathir Muhammed'in uluslararası sistemin işleyiş biçimine getirdiği eleştiri o kadar önemli ki; neredeyse çoğu islâm ülkesinin ve ekseriyet islâmcı aydınların küreselleşmeci rüzgârların anaforunda savrulup gittiği, islâmî duruşlarını bazılarının, kiralık jön-türkler seviyesine indirgediği bir aşamada gerçekleşiyor. İslâmın evrensel yaklaşımını, ABD ve Batı patentli yeni sömürgecilik mânâsına gelen küreselleşme ve globalizm teorilerini de erittikleri bir döneme de denk geldi bu konuşma.

Küreselleşmeci İslâmcılık

Burada dikkat edilmesi gereken bir nokta var: Mahathir bize ve islâm ülkelerine, içe kapanmayı da tavsiye etmiyor. Ama küreselleşmeyi, insanlık adına ihdas edilmiş bir kurtuluş reçetesi olarak sunan Batıya ve ABD'ye karşı, bizi uyanık olmaya davet ediyor. Bakın neler söylüyor:

"Küreselleşmenin, tüm ülkelerin, dizginlenmemiş serbest ticaretle zenginleşeceğine dâir vaadlerine karşı dikkatli olun. Global ticaretin kurallarını koyan zengin batının, sahip olduğumuz küçük bankalar, sanayi ve işletmeleri yutmak için hazırladığı büyük tasarının bir parçası olan Dünya Ticaret Örgütü'ne karşı dikkatli olalım. Aksi halde hepiniz, muz cumhuriyetlerine dönersiniz." (Özelleştirme hastaları günaydın!..)

Realite bu olduğu halde, son yıllarda Türkiye'de öyle bir islâmcılık peydâ oldu ki; normal demokratik hak talebi adı altında, durmaksızın bizi jön-türklük rollerine koşullandırmak istiyorlar. Bu töhmet bize fazla doğrusu!..


1 TEMMUZ 2000


Kağıda basmak için tıklayın.

 


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim | Dizi
İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED

Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri [email protected] adresine bildiriniz...